KİMSENİN KULU KÖLESİ DEĞİLİZ

Videoyu Aç KİMSENİN KULU KÖLESİ DEĞİLİZ
A
a

Adana’nın Seyhan ilçesine bağlı Pınar Mahallesi Muhtarı Saniye Çelik, 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü sebebiyle Odunpazarı Belediyesi tarafından düzenlenen panele katıldı. Çelik, evliliği sürecinde yaşadıklarını, hayallerini gerçekleştirmek için gösterdiği mücadeleyi anlattı.

RÖPORTAJ: MELTEM KARAKAŞ KAYA

30 yıllık evliliğinde eşinden sürekli şiddet gören fakat her şeye rağmen birey olma mücadelesinden vazgeçmeyen Çelik, eşini kaybettikten sonra iki üniversite okumuş ve yaşadıkları Doğan Cüceloğlu’nun ‘Bir Kadın Bir Ses’ kitabına konu olmuş.

Kadınların kimsenin kulu kölesi olmadığını anlatan Çelik, “Ben asla bana sunulan hayatı kabul edip, sessiz kalmadım. Hep sorguladım ve okuduğum kitaplar en büyük destekçim oldu. Kadınlara önerim çocuklarını hepimizin eşit haklara sahip olduğunu anlatarak yetiştirsinler” dedi.

Sizi Eskişehir’de tanımayanlar var. İlk olarak kendinizi tanıtır mısınız?
Osmaniye’nin bir köyünde doğdum. Çiftçi bir ailenin 19 çocuğunun 9’uncu çocuğuyum. 66 yaşındayım. Düşünün 66 yıl önce hem bir köyde doğacaksınız hem de kız çocuğu olacaksınız. O dönemde kız çocukları çok okutulmazdı. Daha çok iyi bir kadın olarak yetişsin, sesini kimse duymasın, erkeklerin yanında gülmesin, hizmeti, ev işini bilsin vs hep böyleydi. Ben büyüdükçe aklım erdikçe bunun yanlış olduğunu düşündüm. Çocuk aklımla bunlar müthiş rahatsız ediyordu beni. 

SOYADIMI BİLMİYORDUM
Çocuk yaşımda okula bile kendi kendime yazıldım. Komşu kızın arkasına düştüm okula gittim. Öğretmen sınıfa girdi. Hepimize adını soyadını soruyor. Nasıl bir şey ki ben soyadımı bilmiyormuşum. Yanımdaki arkadaşım ‘Fatma Tosun’ dedi, bana sıra gelince ben de ‘Saniye Tosun’ dedim. Arkadan bir arkadaşımız kalktı hayır öğretmenim o ‘Saniye Demirci’ dedi. Arkadan annem beni almaya geldi. Öğretmenim müsaade etmedi ‘Yaşı geldi okula gelecek’ deyince, annem bir şey yapamadı, öyle öğretmen ısrarıyla okula başlamış oldum.

Okul hayatınız devam etti mi peki?
Yaşar Kemal’in köyü bizim karşımızdaydı. Hep duyardık karşı köyde biri varmış, yazarmış, komünistmiş, bir gözü görmüyormuş diye. Hep merak ettim onu kim diye ve özendim ‘Ben de kitap yazacağım ileride’ dedim kendi kendime. Lise yıllarında solcu oldum. Topladılar getirdiler bir kere öğretmenimizi, bizi. 15 gün gözaltına alındık lise yıllarımdaydım. Benim evdeki kitaplarımı mühürlediler. Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Dostoyevski hep bunlardı kitaplarım. Çocuğuz daha ve suçumuz kitap okumak. Çok sıkıntı yaşadık. Bıraktılar bizi ama öğretmenler, komşular başka gözle bakmaya başladılar bize. Ama kitaptan hiç kopmadım. Ailem üniversiteyi okutmadı. Lise yıllarında bunlar olduysa üniversitede neler olur diye korkup okumama müsaade etmediler. Ama aradan yıllar geçti ben Adana’da Pınar Mahallesi Muhtarı oldum. Ve mahallemde bir caddenin adını Nazım Hikmet Caddesi yaptık. O bizim değerimiz. Dünya sahip çıkıyorsa bizler de sahip çıkmalıyız.

GÖZYAŞIM HİÇ DURMADI 

Sonra neler oldu? Evlendiniz galiba..
Adana’da daktilo kursuna başladım liseden sonra. Erkek kardeşim, ablam ve ben ev tuttuk. Adana’da rahmetli eşimle tanıştım. Aslında evlilik hayalim hiç yoktu ama eşim beni ikna etti sözde okumama müsaade edecekti, belediyede de işe sokacaktı beni ama olmadı tabi. Sınav başvurusu için gidecektim beni bir hırpaladı, ‘Hiç evli kadın okur mu?’ dedi. 30 yıllık evliliğimde gözyaşım hiç durmadı. Açlık, yoksulluk görmedim belki ama birey olamadım, hep hırpalandım, şiddet gördüm, hayallerimi gerçekleştiremedim, aldatıldım, kandırıldım. En ufak bir şey de ‘Sen ne biçim kadınsın’ diyordu. Düşünün genç kız olamamışsınız ki, kadın olasınız. Alışverişe tek gidemezdim, kendi kararlarımı kendim veremezdim, çocuklarım okula giderken veli toplantılarına bile saklı gizli gittim, eşim alkol alırdı o zamanlar çok daha kırıcı olurdu. Böyle bir hayatım oldu işte. Ama 2 oğlum 1 kızım oldu. Üçü de okudu iş güç sahibi oldu. Eşim vefat ettikten sonra üniversite okudum. Kamu yönetimini bitirdim şimdi de sosyoloji okuyorum.

KABULLENİP SUSMADIM 
Ama ben bana sunulan hayatı kabul etseydim, mesela erkek böyle olur deyip, sorgulamasaydım herhalde rahat ederdim. Ama ben bana sunulan yaşam biçimine tepki gösterdiğim için canım çok yandı. Eşim evliliğimizin beşinci ayında beni aldattı. Ben bunların hiçbirine sessiz kalmadım. Bir gün pantolonun cebinde bir kadına yazılan mektup gördüm. Mektupta ‘Seninle evlenmek istiyorum. Niyetim ciddi’ yazmış. Ben de takip ettim eşimin iş yerinin karşısında oturan bir ailenin kızıymış. Kapılarını çaldım ‘Benim erkek kardeşim burada oturan bir genç kızı beğenmiş’ dedim. Onlar da ‘Burada bir Mehmet Usta var o da istiyor’ dediler. Ben de ‘Bir kızı 40 kişi ister, 1 kişi alır çağırın Mehmet Usta’yı gelsin’ dedim. Eşim koşa koşa geldi beni görünce şok oldu. ‘Senin ne işin var burada?’ dedi; ben de ‘Sen nasıl yalan söylersin’ deyip çıktım oradan. Düşünün bu adam beni çok seviyordu ama beşinci ayda beni aldattı. Buna rağmen sırf taksiye binip o kadını bulduğum için ayıplandım, eşim, eşimin ailesi beni eve sokmak istemedi.

Şiddete uğradığınızı, aldatıldığınızı söylediğinizde çevreniz nasıl tepki verdi?
İnsanlar o zamanlar ‘Kocadır yapar’ diyor. Hatta eşim de ‘Ben doğudan eş alsam biri ayağımı yıkar, diğeri havlumu tutar ama sen nankörsün’ derdi. Beni yediriyormuş, aç bırakmıyormuş ama ben yine de karşı çıkıyormuşum diye nankör olurdum. Şiddet gördüğüm zaman karakola da gittim. Düşünün karakolda bana ‘Eşindir, döver de sever de’ derlerdi. Şimdi tedbir kararları var mesela. Eve yaklaşamıyor koca. Biz çok zor dönemlerden geçtik. Ama ben her zaman bireyim, sosyal rollerim olsun isterdim. Bana sunulan şiddet ve baskılanmış hayata karşı hep dik durdum, sorguladım, kabullenmedim. Sadece ev süpüreyim, çocuk doğurayım değildi hayat benim için. Bazen bir masaya oturduğumda geleceğe ilişkin hayallerimizi konuşalım, bir şey alıyorsak birlikte karar verelim isterdim. Mesela eşim eve gider eşya alırdı ben ‘Niye bana da sormadın?’ derdim, o da ‘Bir de sana mı soracağım’ deyip; vurup kırardı. Yakınlarıma anlattığımda da ‘Ne getirirse teşekkür et’ derlerdi.

DOĞMADAN ÖLEN KADINLAR
Doğmadan ölen kadınlar o kadar çok ki. Var olamamış ki. Hep birileri kumandayla yönetmiş, gel demişler gelmiş, git demişler gitmiş. Gelinlikle çıktın evden, kefeninle döneceksin denmiş. Benim yüzümü karartma, başımı aşağı indirme denmiş. Dolayısıyla bir sürü toplum baskısı var üzerinizde. Çocuklarımı alıp ailemin yanına gitmek istediğimde beni tehdit etti. Zorla çocukları alıp arabaya koydu. Orada da bir kavga kıyamet.

Siz bu yaşadığınız şeylerin sebebini neye bağlıyorsunuz?
Suç eşimin suçu değil. Yaşadığımız kültür havuzunun suçu. ‘İyi ki de ben fazla kitap okumuşum’ diyorum. Eğer o kitapları okumasaydım kim bilir daha neler başıma gelirdi. Kitap okuyunca insan, evrensel bakınca, o karşıdaki adamdan farklı bakınca suçlayamıyorsun. Ben hala eşim için ağlarım. Güzel bir günümüz olmadı diye üzülürüm. Hâlbuki benim umutlarım vardı. Ama olmadı. Bu Ayşe’nin, Fatma’nın, Mehmet’in suçu değil; bize kara bir kaderi layık gören sistemin suçu. Kültürümüzden kayalı bozuk yaşam kalıpları bize ne yazık ki bunu reva görmüş.

Muhtar olmaya nasıl karar verdiniz peki?
Ben eşimi 2002’de kalp krizinden kaybettim. Eşimi kaybettikten sonra çocuklarımın da eğitim hayatına devam etmesi lazımdı. Temizlik ürünleri satışına başladım. 330 TL emekli maaşı bağladılar ama üç çocuk da okuyor. Kızım o zamanlar dershaneye gidiyor. Doğan Cüceloğlu’nu dershane konferansa davet etmiş. Kızım da ‘Anne sen de gel’ dedi. Gittim ben de. Birçok kitabını okumuştum evde kitapları vardı ama oraya yanımda götürmedim. Orada da kitap alamadım çünkü artık eşim de ölünce 1 kuruşun bile hesabını yapmaya başladım. Ama yine de sıraya girdim hem teşekkür edeyim dedim hem de yazdığım bir şiirimi vereyim diye düşündüm. Şiirimi verip ‘İsterseniz kitaplarınızda kullanabilirsiniz Doğan hocam’ dedim. Hatta 150’ye yakın yazılarımın olduğunu da söyleyince Doğan Hocam iletişim adreslerimi istedi. 2004 yılında Doğan Hocamla karşılaşmamız böyle oldu. Daha sonra Doğan Hocam beni aradı ve yazılarımı kendisine gönderdim. Hocamla böyle yola çıktık ve ‘Bir Kadın Bir Ses’ kitabında bana yer verdi.



'Bir Kadın Bir Ses' kitabının başlangıcındaki şiir
TÜRKİYELİ KADIN 
Ve ben Türkiye'de 
Türkiyeli kadınım 
Bahtı karalıyım 
Bana bir çember çizdiler 
Yetmedi.. “Yetmez!” dediler 
Zincirlere vurdular 
Bir adım değil 
Bir ayak boyu bile 
Çıkamam dışarı 
Konuşamam, düşünemem gönlümce 
Başkaları düşünür 
Konuşur başkaları 
Karar da verirler yerime 
Ben neyim ki 
Neyim ki ben 
Eşya kadar da yoktur kıymetim 
Mutfakta aşçıyım 
Yatakta kadınım 
Doğururum, anayım 
Tarlada ırgatım 
Yine de ben neyim ki? 
Neyim ki ben? 
Karşı koyamam 
Olmaz diyemem 
Namus uğruna 
Bir lokma bir hırka 
Bir de dört duvarlı dam olursa! 
Aldırmam dayağa, küfre 
Aldırmamalıyım 
Ayşe’yim, Fatma’yım, Elif’im 
Sultan'ım ben 
Kadri kıymeti olmayan 
Alır da giderim başımı 
Giderim bu diyarlardan 

Bu şiiri tüm dünya kadınlarına armağan ediyorum. Bu kitabı 2006 yılında Doğan Hocamla hazırladık. Doğan hocama İstanbul Kitap Fuarı’nda muhtar olmayı düşündüğümü söyledim. O da cesaret verdi. Oğullarımın okulları bitti para kazanmaya başladılar. Dediler ‘Anne canın ne isterse onu yap.’ Hayallerimi gerçekleştirme zamanı gelmişti. Erkeklere de kadınlara da mesaj vermek için muhtar oldum doğrusu. Kadınlarımızın sosyal rolleri olması için ben önderlik yapayım, kadınların her şeyi başarabileceğini başta erkeklere anlatayım dedim. Öyle başladı. Hatta bir yandan da Anne Çocuk Vakfı’nın gönüllü okuma yazma kursunda öğretmenliğe başladım. Muhtar olacaksam ‘Kamu yönetimi okumalıyım, bilgili bir muhtar olmalıyım’ dedim. 2009 seçimlerinde muhtar oldum. Kahvehanelere girmeye başladım seçimlerde. Erkekler başta şaşırdılar. Nasıl ki, doktorumuz, öğretmenimiz hatta bir zamanlar başbakanımız kadınsa; muhtar da kadın olur diye anlatmaya başladım. Bu bir bilgi işi erkek kadın işi değil. Kadından muhtar olmaz diyen kadınlar bile oldu. Çünkü eşi söylemiş. Ben de sen bir bireysin eşin vermese bile sen kendi kararını ver. yüzde 70 oyla muhtar oldum.

Sizin bu yaşadıklarınız muhtarlık yapma seklinizi etkiledi mi? Kadınlara yönelik hassasiyetiniz oldu mu?
Türk Kadınlar Birliği Seyhan Şubesini kurduk. Kadınlar için hukukçu getirdik, doktor getirdik, kadın hastalıklarıyla ilgili, yasal haklarını öğrenmeleri için çalıştık. Okuma yazma bilmeyen kadınlara kurs açtık. İstihdama yöneltmek için uğraştık.

Peki kadınlara bir mesajınız var mı?
Kadınlara mesajım, dünyaya bir kere geldikleri için kendilerine saygıları olsun. Kimsenin kulu kölesi değiller. Çocukları kadınlar yetiştiriyor değil mi. Bu yaşadığımız acılar tek yönlü değil. Çocuk babayı rol model alıyor da babadan dolayı da huyu böyle diyemeyiz. Babadan çok biz anneler yetiştiriyoruz çocuklarımızı. Eğer ben masa kurarken, bir iş yaparken, oğlumu ayrıcalıklı tutup; sen şurada otur kızım sen de ona hizmet et diyorsam işte ben orada bu sisteme çanak tutuyorum. Oğlumu en iyi yerde okutup kızıma aynısını yapmazsam bu sisteme zemin hazırlıyorum demektir. Aynı akla sahibiz. Biz çocukları yetiştirirken hepimizin eşit haklara sahip olduğunu anlatmalıyız. Eşit adil biçimde yetiştirmeliler.
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Eskişehir ve Eskişehirspor haberleri için gerçek kaynağınız Son Haber Gazetesi