Doç. Dr. Yağmur Say

LAİKLİK VE HİLAFET MESELESİ (1)

1 Aralık 2019 00:05
A
a
 Laiklik
            Atatürk devriminin en önemli aşaması kuşkusuz “Laiklik”, “Laik Devlet” düşüncesi ve tercihidir. Cumhuriyet Türkiyesinin dayandığı ve beslendiği kaynak “İlahi kudret veya İlahi kudretin yeryüzündeki varsayılan temsilcileri ile oluşan ruhbaniyetin egemenliği değil, “Halk” egemenliğinden beslenen, dünyevi, seküler yaşamın ihtiyaçlarından doğan veya bu ihtiyaçlara cevap veren insani yasalardır. Yani değişen ve gelişen insanın, değişen ve gelişen topluma ve doğaya uygun olarak yarattığı veya sürekli yenilediği “Hukuk Kuralları” ve bu kurallar bütünün oluşturduğu “Ortam”dır. Dolayısıyla Laiklik birçok genel tanımda gördüğümüz “devlet ile din işlerinin birbirinden ayrılması” gibi dar bir alanı ifade etmez. Laiklik, daha geniş anlamıyla, insanın insanca yaşadığı, hak ve özgürlüklerinin, insanın yaptığı seküler yasalarla güvence altına alındığı, dinsel yaşamında da diğer inançlıların veya inançsızların yaşamına müdahale etmeden özgürce yaşadığı bir iklimi ifade eder. Laik yaşantıda birey veya “vatandaş” ilahi gücün-güçlerin veya geleneksel alışkanlıklar ile aşiret yasalarının ona emrettiği ölçüde veya ölçekte bir yaşamı değil, insanın özgürlüklerinin, yaşadığı toplumsal yapılara ve gelişen sosyolojik ortama uyum ile, izlediği gerçekçi ihtiyaçlar ölçüsünde değişen veya gelişen yasaların korumasında akılcı bir ortamı, özgür insan tipini arzulamaktadır. İşte çok sathi bir tanımlamayla Mustafa Kemal’in din ve inanç özgürlüğüne dayalı “Laiklik” anlayışını böyle özetlemek mümkündür.
 
Tanımlama ve Tahlil
            Bir kamu hukuku müessesesi olarak ele alınan “Laiklik” düşüncesi ; “Kamu hukukunun vicdan hürriyeti, ibadet hürriyeti, din öğrenimi, öğrenim hakkı, dini dernek kurma hürriyeti ve muhtelif dinlerden olanların kanun önünde eşitliği gibi” kurum ve kavramlarla çok yakından ve temelden ilgili bulunmakla birlikte, hiç kuşkusuz, bunlardan ayrı ve farklı bir anlama da sahiptir. Laiklik prensibi, Batılı laik devletler mevzuatında, çağdaş kamu hukukunun ortak temel prensiplerinden biri haline gelmiştir.  Türkiye’de laiklik, Batı örneğindekine benzer şekilde olmak üzere uzun yılların  oluşturduğu fikir akımlarının ve tarihi gelişmenin ürünü değildir. Laik dünya görüşü ve laik hukuk anlayışı ; Cumhuriyet döneminde gerçekleşen Türk devriminin bir eseridir. Ancak Cumhuriyet dönemindedir ki laiklik hareketi, bilinç ve yoğunluk kazanmış ve Türk hukuk yapısına raptedilmiştir.
Laik kelimesinin aslı, Latince “Laicus”, Yunanca “Laikos” dur. Yunanlılar, din adamlarından “Ruhban Sınıfı”nın dışındakileri anlatmak, yani din adamları dışındakileri ifade etmek için böyle bir sınıflama yapmışlardır. Hıristiyanlar, Ruhban sınıfına “Clerge” ve bunun dışında kalanlara “Laque” terimini kullanmaktadırlar. Görüldüğü üzere, bu terim “dinsizlik” anlamına gelmez. Din kurumu içinde olan, onu yöneten ve “İlahi Kudret”le irtibatı olduğu varsayılan “Ruhban”ın dışında kalan, yine inanan, ama “yönetilen”, “Tâbi, Teb’a”yı anlatmak için seçilmiş bir kelimedir. 
Bülent Daver’e göre, asker olmayan kimselere nasıl sivil deniliyorsa, din adamı ve ruhani olmayan kişilere de “Laik” denilmiştir. Laisizm terimi, daha çok felsefe terimi olarak iki anlam taşır. Doktrinel anlamda laisizm, laik hareket ve fikir akımlarına bağlılık ve taraftarlık ifade eder. Mecazi ve yakıştırma anlamında ise, laisizmden, özellikle bazı dinsel çevrelerde dine aykırı, dine düşman bir hareket anlamı çıkarılmaktadır. Meseleyi sosyolojik açıdan inceleyenlere göre laiklik ; sadece devlet içinde din işleriyle dünya işlerine karışan otoritelerin birbirinden ayrılması değil, sosyal hayatın bir çok dallarıyla din arasındaki ilişkilerin çözümlenmesi anlaşılır. Böylece eğitimin, ailenin, ekonomik yaşamın, hatta görgü, kıyafet ve benzerlerinin değişmez din ölçülerinden ayrılarak, zamanın ve yaşamın zorluklarına uyulması anlatılmak istenmektedir. Gerçekten, sosyolojik kanunlar, bize din ile diğer toplumsal kurumların gittikçe birbirinden ayrılma eğiliminde olduklarını göstermektedir. Eskiden din ile karışmış, birleşmiş sosyal kurumların, gitgide mistik ve metafizik ilkelerden sıyrıldıkları ve bağımsızlıklarına kavuştukları tarihi bir gerçektir. G. Vedel, bir hukuk terimi olarak, laikliği şöyle tanımlamaktadır;
“Devlet bir dine inanma veya inanmamayı, tam olarak özel bir sorun sayar. Bu anlayışın doğal sonucu “din”, bu alandaki hürriyetin tanınması ve devlet öğretiminin tarafsızlığıdır”.
Duguit’e göre ise; 
“Laik devlet, din bakımından tam tarafsız olup, başkanı ve memurları istedikleri dini tanımakla birlikte, kendisi devlet durumuyla hiçbir din tanımayan ve hiçbir dinsel ayin yapmayan ve kendi adına yaptırmayan bir devlettir”.
 Yavuz Abadan’ın tanımlaması ise şöyledir; 
“Laiklik, dinin siyaset ve devlet işlerine karıştırılamamasını ve her vatandaş için vicdan hürriyetinin sağlanmasını gerektirir”.
Daver’in tanımlaması ise daha birleştiricidir;
 “Laiklik, din ve devlet otoritelerinin birbirinden tüm olarak ayrılmasını, din işlerini bireysel, özel bir sorun sayılarak düzenlenmesini topluluklara bırakılmasını, devletin dinler karşısında tarafsız kalmasını ve muhtelif dinlere bağlı olanlar arasında bir ayrım yapmamasını, böylece din hürriyetini sağlamasını, buna karşılık dinsel otorite ve ilkelerin, inançlarının da hiçbir şekilde devlet ve dünya işlerine karışmamasını gerektiren bir ilkedir”.
Yine Daver’e göre; “ilkel topluluklarda dinler, sadece inanç ve inan dizgisi değil, aynı zamanda bütün toplumsal kurumları kavrayan, kucaklayan kurallar topluluğudur. Bugün artık, yüzyıllarca süren bir gelişme sonunda dinler, sadece saf bir inan ve ibadet sisteminden ibaret olarak kalmaktadırlar. İlave edelim ki, din kurumunun sosyal gelişmesi, kendi hakkında görüşlerin de evrimini zorunlu kılmıştır. Dinin dünyevi ve cismani egemenliğine çağımızda yer kalmamıştır. Böyle bir anlayışın ışığında, bir vakitler o kadar çok tartışması yapılan bilim- din tartışması ve kavgaları da gereksizleşmiştir. Zira, bilim yalnız maddi ve hissolunan alemin bilgisidir. Maddi olanın ve hissedilenin dışında kalan alem, tam olarak bilimin sınır ve yetkisi dışında kalır. Dini konular, maddi olmayan ve hisle anlaşılamayan bir aleme  özgü gerçeklerdir. Din ve bilim arasında öz bakımdan bir karşıtlık olmadığı, büyük bilginler arasında pek çok dindara rastlanması ve tekniğin en çok geliştiği ülkelerden biri olan ABD’de teknolojik gelişmenin, dinsel duyguları zayıflatmadığı gerçeği ile de belli olmaktadır. Aynı zamanda  söylemek lazımdır ki, dinsiz insanlar her dönemde ve her ülkede görülmüştür. Fakat, dinsiz toplum şimdiye kadar görülmemiştir. Gerçek Laiklik anlayışının altında dine düşman değil, fakat dine karşı tarafsız bir davranış duygusu yatar.” (Devam Edecek).
 
 
 
 
 
 
 
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Eskişehir ve Eskişehirspor haberleri için gerçek kaynağınız Son Haber Gazetesi