Ayhan Aydıner

PADİŞAHI AYAKTA BEKLETENLERDEN SİYASİLERİ AYAKTA BEKLEYENLERE

8 Mayıs 2019 23:59
A
a

Fatih Sultan Mehmet zamanıdır... Fatih Camisinin inşaatına başlanmıştır. Fatih inşaatın nasıl gittiğini öğrenmek ister. Bunun için inşaat yerine gelir.
 
SAĞ ELİ KESİLDİ
Cami inşaatında çalışan ustalardan Rum İpsalanti`nin, cami sütunlarını, Fatih’in istediği gibi uzun değil, kısa kestiğini görür. Bu duruma çok sinirlenen Fatih, derhal emir verir ve İpsalanti ustanın, sağ eli kesilir. İpsalanti usta, geçimini inşaatlarda çalışarak sağlamaktadır. Evde çocukları aş-ekmek beklemektedir... Ne var ki, artık çalışamayacak; mesleğini icra edemeyecektir. Çünkü artık sağ eli yoktur. İpsalanti usta, düşünür, taşınır ve Fatih`i Kadı`ya şikayet etmeye karar verir.O günlerde, İstanbul Kadısı Sarı Hızır Efendi`dir. Eskişehir “Sivrihisarlı olan Hızır Efendi öyle bir kadıdır ki, Allah`tan başka kimseden korkmayan, hak ve adaleti ne pahasına olursa olsun yerine getirmekten hiç çekinmeyen” birisidir... İpsalanti`nin şikayetini dinledikten sonra, hiç düşünmeden Padişah Fatih Sultan Mehmet`i çağırtır. Kadı`nın huzuruna önce İpsalanti girer ve ayakta durur. Arkasından Fatih, ‘mağrur bir eda ile’ girer. Girmesiyle beraber de geçer Kadı`nın karşısındaki sedire oturur. Bunu gören Kadı Sarı Hızır, sesini yükselterek: “Burası adalet huzurudur. Huzurda ayakta durulur. Ayağa kalkınız” der.
 
KISASA KISAS
Padişah ayağa kalkar. Kadı iki tarafı da dinler. Padişah elini kestirme gerekçesini anlatır. İpsalanti`de suçsuz olduğunu, ‘elsiz kaldığı için geçimini sağlayamadığını’ söyler... Sonunda Kadı, hükmünü verir. Kısasa kısas! Arkasından da ‘bu hükmün derhal infazını’ ister. Yani, Fatih`in ‘sağ kolu’ kesilecektir... Davalı ve davacı dışarı çıktıktan sonra, herkesi bir üzüntü alır. Araya vezirler, paşalar girer; İpsalanti`ye yalvarırlar: “Etme bir iş oldu. Gel şu davadan vazgeç. Padişah eli kesilmesi doğru olmaz. Sana ve ailene ölünceye kadar yetecek miktarda tazminat verilsin. Zaten sen, Padişahın elinin kesilmesi için dava açmadın. Aman ne olur davadan vazgeç” diye dil dökerler. İpsalanti usta da üzgündür. Kadının böyle bir karar vereceğinden habersizdir. O, çalışamadığı için geçimini sağlayacak bir tazminat peşindedir. Tekrar kadıya başvurur: “Ben davadan vazgeçtim. Padişahın eli kesilmesin. Onun eli kesilmekle, benim elim yerine gelmez. Sadece bana ve aileme yetecek kadar tazminat verilmesini istiyorum” der.
İLTİMAS YAPSAYDIN
BAŞINI UÇURACAKTIM
Kadı, iki tarafı tekrar huzura çağırır. Hükmünü verir: “İpsalanti usta, davasından vazgeçip, yalnız tazminat istediğine göre; kendisi, eşi ve iki çocuğunun günlük nafakalarını ölünceye kadar vermeye; ayrıca, elsiz olduğundan, manevi tazminat olarak 100 altın ödemeye” suçluyu mahkum eder. Fatih, İpsalanti ustaya, ‘100 değil, 150 altın verir ve ömür boyu da geçiminin sağlanmasını’ temin eder. Mahkeme böyle sonuçlandıktan sonra, Fatih tekrar Kadı`nın huzuruna girer: “Bak Sarı Hızır, padişah olduğum için iltimas yoluna gidip de, adaleti yerine getirmeseydin, şu belimdeki kılıç ile başını uçuracaktım” der. Padişah’ın bu sözü üzerine, Kadı Sarı Hızır: “Sen de, ‘ben padişahım’ diye kararıma karşı çıksaydın ve mahkemenin huzurunu bozsaydın, minderimin altındaki hançerle, ben de seni kalbinden hançerleyecektim” der.
 
550 YIL ÖNCE ADALET VARMIŞ
Ülkemizde ard arda yaşanan hukuksuzları, seçim sürecinde yapılan itirazlarla ilgili kişiye ve partiye göre verilen kararları ve son İstanbul seçimlerinin iptal edelmesi olayları gösteriyor ki  adalet anlayışında Türkiye Cumhuriyeti 550 yıl öncesinin bile çok gerisinde kalmış. Yaşanan bu durum bile ülkemiz açısından son derece çok üzücü bir durum. Adalet sisteminin temel taşları olan yargıç ve savcılar, duruşmalarda özel cübbeleriyle görev yapar. Bu siyah cübbe, öylesine sıradan bir kıyafet değil, vicdanın ve tarafsızlığın sembolüdür. Yargı, kimseden emir almadığı, bağımsız olduğu için, ‘kimsenin önünde iliklenmesin’ diye cübbenin düğmeleri yoktur. Yargı, kamu hizmeti olduğu için cübbenin cebi de yoktur. Ama ne yazık ki son yıllarda, ‘düğmesi olmadığı halde siyasilerin önünde cübbelerini elleriyle iliklemeye çalışan yargı mensuplarını görmeye başladık.’ Bir tarafta padişahı ‘hazır ol’  ayakta bekleten İstanbul Kadısı Sarı Hızır Efendi. Bir tarafta Adalet Bakanını kendi makamına oturtup, onun yanında ‘hazır ol’  ayakta bekleyen Başsavcılar.
 
ÜLKEDE TUZ KOKTU
Bugün hakimler Sarı Hızır Efendi’nin Fatih’i yargıladığı gibi Cumhurbaşkanının yargılayabilir mi? Bırakın Cumhurbaşkanını bir AK Parti İl Başkanını yargılayabilir mi? Bu soruya ‘evet’ diyemiyorsak, bu ülkede kimse adaletten, hukuktan bahsetmesin.  Çağdaş hukuk devleti olması gereken Türkiye Cumhuriyeti adalet anlayışında 550 yıl öncesinin gerisine nasıl düştü? Veya düşürüldü. ‘Bir yerde et kokarsa tuz var, tuz kokarsa ne var?’  Hukuku ayaklar altına alan uygulamalar  sonrasında CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın dediği gibi Ülkemizde  ‘Tuz kokmuş tuz.’ Ama bu duruma sebep olanların yüzleri  bile kızarmıyor...
 --------------------------------------------
NOSTALJİ
TÜRK TELEKOM BİNASININ TEMELİ ATILDI

Yıl: 1997.  Merkez Postanenin karşısındaki alanda Türk Telekom binasının temel atma töreni yapılıyor. İktidar ortağı olan Demokrat Türkiye Partisi’nin (DTP) Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk ve dönemin Ulaştırma Bakanı merhum Necdet Menzir törene katılıyor. Tarihi fotoğrafta dönemin Eskişehir Valisi Ali Fuat Güven, Büyükşehir Belediye Başkanı Orhan Soydaş ve DTP İl Başkanı Orhan Kesikoğlu’da yer alıyor.  Cindoruk 1995 seçimlerinde milletvekili adayı olmadı.  DYP’den ayrılan bir grup milletvekiliyle birlikte 7 Ocak 1997 DTP’yi kurdu.  Bu parti Anavatan ve DSP ile birlikte koalisyon hükümeti kurdu. Mesut Yılmaz Başbakanlığındaki bu koalisyon hükümeti 30 Haziran 1997-11 Ocak 1999 tarihleri arasında işbaşında kaldı. DTP’den İsmet Sezgin Başbakan Yardımcılığı ve Milli Savunma Bakanlığı yaptı. Necdet Menzir’de Ulaştırma Bakanlığı yaptı. Ancak Cindoruk’un partisi başarılı olamadı. Kısa süre içerisinde  siyaset sahnesinden silindi.
 ----------------------
FOTO ŞAKA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan:
Otomobil gitmiyor Melih, in arabadan
Ankara eski Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek: Niye ben? İstanbul seçimlerini ben değil, o kaybetti. Binali insin araçtan.
AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım: Melih Bey, benim adım Binali. Adım İnali olsaydı ben inerdim.
 ----------------------------------
FIKRA
DAMAT ADAYI

İş adamı kızına talip olan delikanlıyı, tanışmak için ofisine davet etmiş, onunla uzun bir süre sohbet ettikten sonra “Seni çok sevdim delikanlı” demiş, “O servet avcılarından biri olmadığın apaçık belli.. Söyle bakayım hangi kızımla evlenmek istiyorsun?” Delikanlı “Şeyy efendim” demiş saygıyla, “Hangisi olursa olsun inanın fark etmez efendim..!”
 
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Eskişehir ve Eskişehirspor haberleri için gerçek kaynağınız Son Haber Gazetesi