Gencer Aytüre

POETİK ÇAĞRI: DUYGU KANKAYTSIN

21 Temmuz 2017 23:33
A
a


Senin geceye ilk küstüğün gün ne zamandı? Kelimeleri alıp sakladığın oldu mu oyuncaklarının yanına ve büyümeye karşı çıktın mı günlüğünün son cümlesinde? Var olmak ve yok olmak dilemmasında bir arınmadır şiirin samimi yolculuğu ve kendimize yer bulma çabasıdır şiir dağı ve o dağ onun hep karşısında bulmak istediği ve yaslandığı dağdır. Duygu, itiraz edeceği şeylere tebessümle koşuyor ve dile büyük değerler katarak sahip çıkıyor direncin gidişatına. O, dil işçiliğinde kuramların işlerlik kazanmasında son zamanlarda görülen en önemli şairlerden birisidir. Çok önemli çalışmalarla sıradışı bir duruşun içinde yer alan şair, kendinden önceki şairlerin, özellikle Gülten Akın mürekkebinde, aldığı eğitimle, şiirin diyalektiğinde bulduğu büyüme olgusuyla keyif veren bir isim. Eskişehir Edebiyat Buluşmaları’nda görmeyi arzuladığımız şair, Eskişehir’de çok sevilen isimler arasında. Kendisine Eskişehir’den çokça sevgi ve selam gönderiyoruz.

Duygu Kankaytsın

İzmir doğumlu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü, Dramatik Yazarlık- Dramaturgi Ana Sanat Dalı mezunu. Aynı üniversitenin Sahne Sanatları Bölümü’nde “Performans Metni Olarak Sevgi Soysal’ın Tutkulu Perçem Öyküleri” adlı yüksek lisans tezini yazmakta. Hayatçağıran ilk şiir kitabı. Jiyan adlı oyunu ile sahnelenmeye değer Suat Taşer Kısa Oyun Yazma (2014) ödülü sahibi. Cemil Kavukçu’dan uyarlama “Avludaki Tren” adlı radyo oyunu TRT Ankara Radyosu’nda kabul edildi. Tiyatro Seyirlik’te (Hüseyin Avni Danyal) “Ya Başaramazsak” adlı oyunda yönetmen yardımcılığı yaptı. DEKAUM I. Kadın Araştırmaları Sempozyumu’nda Düzenleme Kurul üyesiydi. 2017’nin sonunda Ayrıntı Yayınları’ndan çıkacak Edebiyat ve Sanatta Tarih Dışında Bırakılanlar kitabının eşhazırlayıcısı.

………..

FELSEFE: ULUS BAKER ÜZERİNE 

GİSAM’daki seminerler ve bunların elimizdeki kayıtları Ulus’un ve onunla birlikte yürüttüğümüz çalışmaların oldukça önemli bir ürünü olmasının yanı sıra bir yandan da o zamanki kolektif ruh halimizin de belgesi olma niteliğini taşıyor. O dönem GİSAM kurulalı birkaç sene olmasına karşın burada ayrıntılarına girmeyip kaderin garip cilvelerine atfetmekle yetineceğim bir şekilde bizim için yeniden tanımlanmıştı ve ilgilerimizi gerçekleştirebileceğimiz ve geliştirebileceğimiz bir mekân haline gelmişti. O zamana kadar geliştirdiğimiz teknik beceriler Ulus’la olan birlikteliğimizle birlikte yeni entelektüel açılımlar buluyordu. Ulus ise aynı süreç içerisinde ilgisini ve birikimini sinema ve videoya yönlendirdi. Bu dönemde okuduğumuz, tartıştığımız şeyler ve keşfettiğimiz yenilikler aynı zamanda estetik ve politik yönelimlerimizi de belirledi –yani, hepimiz benzer politik eğilimleri paylaşıyorduk zaten ama, bu dönemki birlikteliğimiz içinde bu eğilimlere yeni açılımlar bulduk. Körotonomedya kolektifi bu dönemde kuruldu. Şimdi dönüp baktığımızda hepimiz bu dönemin ne kadar heyecanlı ve verimli olduğunu düşüncesini paylaşıyoruz sanırım. Bu birkaç sene süren bir yenilikler çağıydı bizim için; bir yandan sadece bizim için değil Türkiye ve dünya için de yeni sayılabilecek kuramsal açılımlarla tanışırken, öte yandan dijital teknolojilerle çalışmayı öğreniyorduk, ve bir başka yandan da oldukça deneysel işler üretiyorduk.

GİSAM bu şekilde bir takım yolların kesiştiği, bazı akışların buluştuğu bir mekân oldu, özellikle 90’ların ikinci yarısında. Bu koşulları bilinçli veya bilinçsizce hazırlamış olan pek çok etmen var, ama burada ayrıntılarıyla tartışmamız gerekmiyor bunları. GİSAM’da verdiğimiz dersler sadece ODTÜ’nün belli bölümlerine açılmıyordu, bunlar seçmeli ders statüsünde olduğundan ODTÜ’deki bütün ilgilenen öğrenciler alabiliyordu, ODTÜ dışından insanların da bu seminerleri takip etmesi mümkündü. Bu sayede Ulus’un birikimi böylesi bir heyecanla yeni bir çevreye taşınmış oldu. Seminerleri takip edenler sadece sosyal bilimlerle veya görsel sanatlarla ilgilenen insanlar değildi. Belki o dönemde Ankara’da ve ODTÜ’de olmakla alakalı bir şey olabilir bu, ama bizim dışımızda çevremizde pek çok insan şu veya bu şekilde benzer bir “yenilikler çağı” heyecanı yaşıyordu sanırım. Ulus’un seminerlerinin bu kadar yoğun ilgi görmesinin nedenlerinden biri buydu bana kalırsa. Ama sonuçta pek çok insan bu seminerlerde o dönem başka kaynaklarda bulamayacakları yeni ve heyecan verici fikirlerle tanıştılar, ve benim gördüğüm ve tecrübe ettiğim kadarıyla, pek çokları için bu fikirler gelecekteki yönelimlerini belirlemekte etkili oldu.
-Aras Özgün-

………

BİR ŞAİR: ECE AYHAN

Üç Gencin Kalbi

Bir gemici tanırım
Kalbini bir limanda bırakmış
Ya kaybolursa?
Ağlar çocukluğundaki gibi
Kalbini almaya gidecek hâlâ

Bir oğlan tanırım
Derin yeşil gözlü
Gönlü güney denizlerinin dibi
Kalbi ise yerinde
Birine vermeye gidecek
Bir gemi arar durur
Bulutlardan.

Bir şair tanırım
Onunki içler acısı
Kalbini asla vermemiş
Çalmışlar
Kalbi eski bir efsanede saklı.

……….

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Eskişehir Haberleri için gerçek kaynağınız Son Haber Gazetesi