Gencer Aytüre

ŞİİR GİBİ BİR YAŞAM: AHMET ERHAN

23 Haziran 2017 23:27
A
a
Hangi şiir yarım değildir ki, hangi şiir biraz Ahmet Erhan hüznü içermez bende, hangi şiir ‘Göğe bakma durağı’nda inmiştir onun gibi o Ağustos’ta?.. Gözyaşları şiir oldu aktı o gün, gidişiyle kaç Adanademirspor anısı bize kaldı bu yolda, gidişiyle kaç öğrenci ellerinde şiirler ve gidince en çirkin sevgiliye şiirler geçmedi mı aklımızdan? Demem o ki Ahmet Erhan büyük izler bıraktı bize hem şiir yolculuğunda hem bazen umutsuzluğa sağlandığımız bu hayatta; şarkılarda uçuyor gözleri ve bir çocuk parkında çocuğun elinden tutuşu annenin, onun şiiriyle. Ağırlaşır adımların taşıdığı omuzlardaki hüzün, ağırlaşır bir dostta kalan en sıcak dokunuş ve sahipsiz değildir tanışmasak da ceketimin cebinden çıkan bir Ahmet Erhan şiirinin birkaç üniversiteden kıymetli o derin okyanus. Şimdi Behçet Aysan’ın yanında o ve alev alev sancıyor ellerim, ben bu yollara mahkum olmuşum, Sivas’ta kaç kere yandı bu şiir. Edebiyata derinlik katan, güzel gözleriyle kaleme ışık olan, şiirleriyle emeği, aşkı ve yaşamın sorgulanası yanlarını avuç avuç göğe serpen büyük şair Ahmet Erhan'ı sevgi, saygı ve özlemle anıyorum. Işıklar içinde uyusun…

Gece
Ay bu gece ne büyük, ne büyük anne 
Deniz gümüş gümüş, ağaçlar sereserpe 
Uyudum uyandım, sağıma soluma döndüm 
Bir balık sıçradı sularda, duydum 
İki uçurum gibi derinleşti gözlerim 
Ben onları yıldızlarla, yakamozla doldurdum. 

Ay bu gece ne büyük, ne büyük anne 
Denizi bir halı gibi işledi yalım yalım 
Sabaha hepsini sökecek, tezgahı güne 
Bırakıp gidecek -ay yorgun işçisi doğanın 
Güneş sürdürecek o yorgunluğu kendince.

……….

DOSTOYEVSKY ÜZERİNE

Dostoyevski romanlarında olay örgüsünün içinde aktığı mekân, kendi aralarında çatışmalı, gerilimlerle yüklü olan iki düzlemden oluşmaktadır. Bu çatışma halinde olan mekânlardan bir ‘yeraltı’; öteki ise yeraltına karşıt ve kimi durumlarda ona kaynaklık eden, boşluktan ziyade dolulukla yüklü olan ‘şölen’ alanıdır. Mekânlar arası çatışma, iç içe geçme, birbirine dayanak oluşturma gibi durumlar anlatı boyunca kesintisizdir. Mekânsal yer değiştirmelerin belirleyici etkilerilerini ruhsal dünyalarında taşıyarak kurulan karakterler Dostoyevski’nin ilk romanından son romanına değin kimi özellikleri açısından neredeyse değişmeden kalmışlardır: Aidiyet duygusu parçalanıp gururu yaralanmış, öznellikleri silinip varlıkları birer fazlalık haline gelmiş, edimleri kötürümleşip yaratıcılıkları hadım edilmiş, ruhları paçavralaşmış karakterlerdir.

Toplumsal yaşama uyumda sorunlu, gündelik ilişkilerinde fazlasıyla yakışıksızlardır. Dışlarındaki dünyanın insanlarınca hırpalanmış, aşağılanmış, horgörülmüş, kimi zamansa tersine varlıkları dahi fark edilmemiştir. ‘Fark edilmeyişin’, gurur yarasının, incinmenin, yönsüzlük duygusu ve onun yarattığı baş dönmesinin etkisi altındadırlar. Ruhlarına dadanan bu yakıcı duygulardan sıyrılmak arzusundadırlar. Öyle ki, İnsancıklar’da olduğu gibi içlerindeki ‘derin sızıyı bastırmak’ için ‘böcekleşmek’ pahasına dahi olsa kaçıp sığınacak, ana rahmi denli güvenli ve sıcak sığınaklar aramaktadırlar kendilerine. Başkaları tarafından görülmek istemi ruhlarını kasıp kavurmaktadır; görülmek varlıklarının birer fazlalık olduğu hissine kısa devre yaptıracak yegâne durumlardan biridir. Bundan ötürü beşinci dereceden memur Makar Devuşkin İnsancıklar’da ‘topluma kendisinin de gerekli bir insan olduğunu’ kanıtlamak için acılar içinde çırpınıp durur; oysa kendisini bir ‘kağıt faresi’ olarak tanımlar. Basit, sıradan işlerle uğraşan, ‘azarlamalar, iğneli sözler, hor bakışlar’ ile ‘yüreği parçalanmış’ bir kağıt faresidir. Ötekilerin eylemleriyle gururu incinip ezilen karakter, görece uyumlu ve sorunsuz olanların dünyasından hızla uzaklaşmak ister çünkü yine Makar Devuşkin’de olduğu gibi “İnsan bazen köşesine siniyor, dışarı adım atmaya korkuyor... elinden başka ne gelir zavallının, alaya alınmış, gururu bir paralık edilmiştir. Aile hayatı, günlük yaşayışı edebiyata konu edilmiştir. Herkes okumuştur onu, gülmüştür!” diye düşünmektedir.

……..

BACH VE PİYANOSU

İlk piyanolar,biçim bakımından o zamanın klavikordlarına benzediğinden kuyrukluydu.Ünlü org yapımcısı Frederici,dört köşe piyanoyu icat etti.Zumpe adını taşıyan Alman klavikord yapımcısı Londra’da dört köşe piyanoyu çok sayıda imal ederek İngiltere’ye yaydı.En eski Zumpe piyanosunun yapılış tarihi 1766’dır.
1762 yılında büyük Bach’ın oğlu Cristian Bach Londra’ya geldi.Klavsenci ustalar artık piyano yapmaya başlamışlardı.Bunların Backers adındaki Hollandalı usta,özellikle Cristofori’nin mekanizmasını geliştirerek(tuşun sonuna ayarlanabilen bir vida ekiyle)’ingiliz mekanizması’nı icat etti.Broadwood adında bir ingiliz ustası da bu mekanizmanın oluşmasında Backers’e yardım etmiş ve sonradan aynı sistemi Broadwood piyanolarında kullanmıştır.
1770 yılına kadar piyano için eser yazılmamasının nedeni piyano sesinin klavsene göre cılız ve tuşesinin sert oluşudur.Piyano için eser veren ilk besteci Muzio CELEMENTİ’dir.1773 de henüz on sekiz yaşındayken piyano için üç sonat yazmıştır.Böylelikle piyano çalma tekniğinin temelleri atılmış oldu.

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Eskişehir Haberleri için gerçek kaynağınız Son Haber Gazetesi