Ayhan Aydıner

ÜÇLÜ DÜELLOYU TSK KAZANACAK

27 Ağustos 2017 23:58
A
a

1966 yapımı ‘İyi, Kötü ve Çirkin’ Spagetti Western filmini hepimiz hatırlarız. Filmin düello sahnelerindeki film müziği televizyonlarda devamlı kullanılıyor.

İYİ, KÖTÜ’YÜ ÖLDÜRÜR

Filmde ‘İyi’ karakterini Clint Eastwood oynamıştı. ‘Kötü’  karakterini ise Lee Van Cleef canlandırmıştı. Filmin ‘Çirkin’i ise Eli Wallach’dı. Filmin finalinde bu üçlü mezarlığın ortasında düello yapar. Hakimiyetin sürekli el değiştirdiği mücadelede mezarlığın ortasında yapılan üçlü bir düello kazananı belirleyecektir. ‘İyi’ altınların saklı olduğu mezarın ismini taşa yazar ve düello başlar. Düelloda ilk silahı ‘Çirkin’ çeker. 

Ancak silahındaki kurşunlar daha önce ‘İyi’ tarafından alınmıştır. Silahı ateş almaz. ‘Kötü’ silahını çekmek ister. Ancak içlerinden en hızlısı olan ‘İyi’ ‘Kötü’yü vurarak öldürür. 


KİRLİ OYUNLARI BOZACAK

Ülkenin şu andaki hali bu üçlü düelloya benziyor. İyi’yi Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) oynuyor. Peki ‘Çirkin’‘Kötü’ kim? Bence bu düelloda ‘Çirkin’ yok. İki kötü daha var.  Bunlar İngiliz destekli ‘IŞİD’ ve ABD destekli ‘PKK/YPG’dir. Bu üçlüden hiç kimse birbirine dost değildir. Hepsi birbirini öldürmek istiyor. Filmde olduğu gibi bu düelloda ‘İyi' yani TSK kazanacaktır.

Ülke insanımızı etnik ve dinsel açıdan bölmeye çalışanlar, Türkiye’yi kan gölüne çevirmek isteyenler kaybedecektir. Türk Silahlı Kuvvetleri, IŞİD, PKK ve onların uzantılarının ülkemiz üzerindeki kirli oyunlarını bozacaktır.

***

KARA BİR GÜN

Fransız General d’Esperey ilk işgalin arkasından bir süre sonra İstanbul’a geldi. Birinci gelişinde ki karşılamayı beğenmemiş olacak ki 8 Şubat 1919’da gösterişli bir şekilde İstanbul’a tekrar giriş yaptı. 

ENVER PAŞA’NIN YALISI
Galata rıhtımından Beyoğlu’na kadar zafer alayı tertip ettirdi. Beyaz başından iki askerin çektiği dizginsiz bir ata binmişti. Eski Roma İmparatorları gibi etrafını selamlayarak alay halinde ilerliyordu. (Herhalde İstanbul’un fethine gönderme yaparak Romalılar geri döndü gibi) Bu arada kendisini karşılamaya gelen Osmanlı bandosunu aşağılayarak atını ürküttükleri gerekçesiyle kırbacıyla işaret ederek susturdu. Dolmabahçe Sarayı'nda oturmak istediğini, padişahın sarayı terk etmesini söyleyerek yoluna devam etti. İngilizler onu bu arzusundan vazgeçirmek için bir hayli ter dökerler. Bu defa Osmanlının son Başkumandan Vekili olan ve o sırada Türkistan’da Ruslarla savaşmakta olan Enver Paşa’nın Baltalimanı’ndaki yalısını seçer. Yalının bütün eşyaları yerinde bırakılmak şartıyla buraya yerleşir. Henüz yeni doğum yapmış olan Enver Paşa’nın haremi Naciye Sultan, altına bir şilte bile almasına izin verilmeden sokağa atılır. 



KURŞUNA 
DİZİLMESİNİ İSTER

Bu yalıya yerleştikten sonra da Osmanlı Devlet geleneğindeki bir usulü Fransızcaya uygulayarak her gün sabah, öğle ve akşam yalının rıhtımında askeri bandoya Fransız millî marşı Marseillaize’yi çaldırır. O günlerde İstanbul’da yayınlanan günlük gazetelerin en büyüğü ve en ünlüsü olan Hadisat’ın Başyazarı olan Süleyman Nazif de bu generalin beyaz at üzerinde İstanbul’a girişini eski şehremaneti meydanında görür, büyük bir acı ve kızgınlık içinde gazetesine gider ve olayı protesto eden ünlü “Kara Bir Gün” makalesini yazar. Süleyman Nazif’in kaleme aldığı ‘’Kara Bir Gün ‘’ başlıklı yazısı siyah çerçeve içerisinde 9 Şubat 1919 tarihli Hadisat gazetesinde yayınlandı. Süleyman Nazif bu yazısında kısaca azınlıkları eleştiriyor, Fransız komutana da bazı tarihi hatırlatmalarda bulunuyordu. Kanuni’nin Fransız hükümdarını Almanların elinden kurtarışına gönderme yaparak generalin hafızasını canlandırdı. Ayrıca Fransızların 1871’de Almanlar karşısında aldıkları büyük yenilgiyi yüzlerine çarparken Almanların bile Paris’e girerken böyle bir davranış yapmadıklarını anlatıyordu. Fransız komutan d’Esperey bu yazıyı duyunca adeta çıldırdı. Süleyman Nazif’in derhal kurşuna dizilmesini istedi. Fakat bazı Fransızların araya girmesi ile bu kararından vazgeçti. d’Esperey ile görüşen Süleyman Nazif ona; “Tarih sizi asla affetmeyecek” der. Olay da Hadisat gazetesinin kapatılması ile sona erer.

O’NA KİMSE SAHİP ÇIKMAZ
Allah bu Fransız mareşaline uzun bir ömür nasip eder.  Bundan dolayı 2. Dünya savaşını da görmüş olur. ‘illüstration Dergisi’ d’Esperey’in Alman orduları Paris’e girerken kaldırımlar üzerinde ağlarken çekilmiş bir fotoğrafını yayınlar.  Paris’in işgalinin hemen ertesi günü Alman işgal kuvvetleri kumandanı d’Esperey konağını kendisine mekân olarak seçmiş ve konaktan hiç bir eşya almasına izin vermeden mareşali sokağa arttırdı. Yaşadığı korkunç olaylar sonucunda oldukça büyük bir kedere kapılan d’Esperey felç geçirir.  O günlerin Paris’i saldırıya uğrayan bir Alman erine karşı yüz rehinenin kurşuna dizildiği günleri yaşamaktadır. d’Esperey’e hiç kimse sahip çıkma cesaretini gösteremez, ortada kalır. Çok kısa bir süre sonra da ölür. Yanında bulunan oda hizmetçisi sonradan gazetecilere d’Esperey’in son sözlerini nakleder. Mareşal d’Esperey son anlarında şunları sayıklamıştır; “Un journalist turc, m’avait dit deja!..” (bir Türk gazetecisi bana bunu söylemişti!..)   Tarihte yaşanan bu olay gösteriyor ki;  kim zulüm yaparsa,  yaptığı kötülüğün aynısını yaşamadan bu dünyadan göç etmiyor.

***

KARA BİR GÜN (Hadisât Gazetesi 9 Şubat 1919)

Fransız generalinin dün şehrimize vürudu münasebetiyle bir kısım vatandaşlarımız tarafından icra olunan nümayiş, Türk'ün ve İslam'ın kalbinde ve tarihinde müebbeden kanayacak bir ceriha açtı. Aradan asırlar geçse ve bugünkü hüzün ve idbârımız şevk ve ikbale münkalib olsa yine bu acıyı hissedecek ve bu hüzün ve teessürü evlad ve ahfâdımıza nesilden nesile ağlayacak bir miras terk edeceğiz.



Almanya orduları 1871 senesinde Paris'e dahil olarak, -Büyük Napolyon'un neşide-i mütehaccire-i muzafferiyâtı olan- tâk-ı zafer altından geçerlerken bile Fransızlar bizim kadar hakaret görmemişti. Ve bizim dün sabah saat dokuzdan on bire kadar hissettiğimiz ye’s ve azabı duymamıştı. Çünkü (Fransız) nâmını taşıyan her ferd, çünkü yalnız Hristiyanlar değil, Yahudi Fransızlarla Cezayirli Müslümanlar, o matem-i milli karşısında aynı telehhüf ve hicab ile ağlamış ve kızarmışlardı.
Biz ise mevcudiyet-i milliyye ve lisâniyelerini bizim âlîcenabımıza medyûn olan bir kısım halkın hay-huy şemâtetiyle bu mâtem-i muazzezimize en acı hakaretlerin birer tokat şeklinde atıldığını gördük. (Buna müstehak değildik) diyemeyiz. Müstehak olmasaydık, bu felakete düçâr olmazdık.. Her milletin sahâif-i hayatında birçok ikbal ve idbâr sahîfeleri vardır. Fransa Kralı Birinci Fransuva'yı (Şarlken)'in mahbesinden kurtarmış ve koca Viyana şehrini kerrât ile sarmış bir ümmetin defter-i mukadderâtında böyle bir satr-ı elîm de mestûr imiş. Her hal muhavveldir. Araplar’ın güzel bir sözü var:
"Isbır feinne’d-dehre lâyesbır" (Sen sabret, çünkü zaman sabretmez) derler.
Süleyman Nazif

***
FOTO ŞAKA:



CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: Utkucuğum, Eskişehir’den Gaye ve Cemal Grup Başkanvekilliğine aday oldular. Yoksa sen ‘başın kel olduğu’ için mi aday olmadın?
CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer: Grup Başkanvekili olursam, Eskişehir’e fazla zaman ayıramam diye aday olmadım. İnanmıyorsanız Eskişehirli meslektaşlarımıza sorun.
CHP PM Üyesi Gaye Usluer: Bırakın soruyu falan. Gazeteci kardeşlerim Grup Başkanvekilliğim öncesinde Genel Başkanımla birlikte  fotoğrafımı çekinde havam olsun.

***

DEĞİŞTİ DEMESİNLER

Biletine büyük ikramiye çikan Temel’i üç ay sonra bakkal kasap ve borçlu oldugu diğer esnaf yolda çevirmis.
-Ula Temel, sana büyük ikramiye çıktığı halde üç aydir niye borcunu ödemeysun?
Temel sırıtarak yanıtlamış:

-Zencun oldi, değisti demesunlar.

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Eskişehir ve Eskişehirspor haberleri için gerçek kaynağınız Son Haber Gazetesi