Sorumluluk yerel yönetimlerde Deprem gerçeği (2) Bugün gördüğümüz kadarıyla yapıların depreme dayanıklılığı konusunda sorumluluk mülk sahiplerinin sırtına yüklenmiş durumda. Zorunlu hale getirilen ama her nedense vatandaşlarımız tarafından yeterli ilgiyi görmeyen “deprem sigortası” hariç, olumlu hiçbir adım atılmadı yıllardır. Büyük körfez depreminden sonra “özel deprem vergisi” adı altında toplanan yaklaşık 30 milyar Lira’nın (eski parayla 30 katrilyon) nerede kullanıldığı da meçhul. Halbuki bu paranın bir kısmı ile okul ve hastaneler başta olmak üzere birçok binanın güçlendirilmesi yapılacak, bir kısmı da bilimsel çalışmalar dahil pek çok alanda kullanılacak ve kısacası bu para “depreme hazırlık” için değerlendirilecekti. Ama ne yazık ki 2000 yılından beri toplanan bu “30 milyar Lira” bugün ortada yok.
Şimdi ise hem siyasi hükümet hem de yerel yönetimler, depreme hazırlık konusunda tüm sorumluluğu vatandaşın sırtına sarmış gibi görünüyor. “Kardeşim, depremde ölmek istemiyorlarsa o zaman kerpiç binalarda oturmasınlar, betonarme binalar yapsınlar” demekle bu sorun ortadan kalkmıyor. O zaman birilerinin çıkıp şunu demesi lazım: “Yahu bu vatandaşlarımızın parası mı vardı da o, duvarı kerpiç, çatısı topraktan binaları yaptılar kendilerine, yoksulluk olmasaydı onlar da istemez miydi sağlam evlerde oturmayı, siz tuzu kurular gibi?
Peki siz devleti yönetenler olarak ne yaptınız bugüne kadar?
TOKİ marifetiyle şehirlerde lüks evler yapıp satarken, kırsalda ki insanlarımızın başını sokacağı sağlam evler yapmak aklınıza gelmedi mi hiç?
Para yok kasamızda derseniz, para da vardı hem de tam 30 milyar Lira...” yıllardır çar-çur ettiğiniz o para...
.......
Her neyse, biz konumuza geri dönelim...
Bu “deprem ve insan” meselesi bilim adamları tarafından da çok geniş bir toplum kesimini ilgilendirdiği için, hem kırsalda hem de şehirlerde yaşayanlar için “toplumsal bir mesele” olarak ele alınmaktadır ve son derece hassas bir öneme sahip bu konuda sorumluluğun sadece vatandaşımızın bireysel inisiyatifine bırakılması demek, devlet kurumları ve yerel yönetimler için kolaycılığın “daniskası” olmaktadır. İmar planlamaları, devletin ilgili kurumlarının ve yerel yönetimlerin işi ise, o alanlarda yapılan yapıların da yangına ve depreme dayanıklılıklarının takibinin yine bu kurumlarının işidir. Yada şöyle söylemek daha doğru olabilir: “Deprem sonrası, yıkılan binalar, çöken altyapı, yaralılar, ölüler ve evsiz kalabilecek insanlar gerçeği ile yüzleşecek olan kurumların bugünden bu sorumluluklarının bilinci ile hareket etmesi gerekir.”
Kısacası, deprem gerçeği ile yüzleşildiği anda, devleti yönetenlerin ve özellikle yerel yönetimlerin “sorumluluk bizde değil” demeleri hiç şüphesiz kendilerini yaşanabilecek çeşitli zararların sorumluluğundan kurtarmayacaktır. Bunun örneklerini körfez depremi sonrası bol miktarda gördük hatırlarsanız. Bu sebeple, Üniversite ve yerel yönetimlerin işbirliği ile, şehrimizde en kısa sürede “depreme dayanıklı ve dayanıksız binaların envanterinin” çıkartılması ve bu envantere göre acilen bir “eylem planı” hazırlanması gerekmektedir diye düşünüyorum. Bu alanda bazı çalışmaların yapılıyor olması muhtemel ama kesinleştirilmiş ve kamuoyuna açıklanmış bir çalışma yok maalesef.
Üstelik depreme bu kadar yakın olmamıza rağmen.
skumas@gmail.com 12.03.2010