DAHA ÇOK TEST ZİNCİRİ KIRAR

Videoyu Aç DAHA ÇOK TEST ZİNCİRİ KIRAR
A
a

ESOGÜ Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gaye Usluer, koronavirüs hastalarının çevrelerine yapılacak testlerle salgının önüne geçilebileceğini belirtti

ES TV’de yayınlanan Vaziyet Özel programının konuğu Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Gaye Usluer oldu. Prof. Dr. Gaye Usluer, programda Ali Baş ve Arif Anbar’ın gündemdeki koronavirüs salgınına ilişkin sorularını yanıtladı.

KARANTİNA VURGUSU
Karantina ve izolasyon sürecini anlatan Prof. Dr. Gaye Usluer, “Hepimizin odaklanması gereken olayın sağlık boyutu. Karantina ve izolasyon, çoğu zaman sanki ikisi aynı terim gibi algılanıyor öyle değil. Karantina dediğimiz, karantinaya alalım dediğimiz kişiler aslında Covid-19’la teması olup şüpheli olan kişiler. Başlangıçta bunlar kimlerdi? Umrecilerdi veya enfeksiyonun çok olduğu yerden Çin’den gelenlerdi. Şu anda yaygınlığa bakıldığı zaman İtalya, İspanya tabi ki şu an uluslararası gidiş gelişler daha kontrollü. Başlangıçta enfeksiyonun çok olduğu yerden gelenler karantinaya alınması gerekenlerdi. Şu anda kimler var karantinaya alınması gereken bunlara ilave olarak, Covid-19’lu kişiyle temas eden kişi ya da gruplar. Özellikle biz Covid-19 pozitif bir kişi yakalarsak son 2 gün içerisinde temas ettiği kişileri en azından tanımlayıp, testten geçirip 14 gün karantinaya almamız gerekiyor. Karantina süreci insanların gelişi güzel canlarının istediğini yapması, bahçelerde birlikte kahvaltı etmeleri , kolektif bir yaşam süreci değil. Karantinaya alınan kişilerin bir kısmı enfekte olmuşlar zaten ama bilmiyoruz bulguları yok. Bir grup enfekte olmuşlar kuluçka süresinde bir grupta hiçbir şey yok. Biz bunları kolektif ve yakın bir yaşama sokarsak kendi aralarında enfeksiyonu bulaştırırlar” dedi.

TEK KİŞİLİK OLMALI
Karantina süreciyle ilgili konuşan Prof. Dr. Usluer, “Ayın 15’inde Umre’den 6 bin kişi geldi ve geride kalan 15 bin kişinin karantinasız Türkiye’ye dolaşıma dağıldıklarını duyduğumuz noktada o 6 bin kişi yurtlara yerleştirildi. Sonra fotoğraflar gördük. İnsanlar bu şartlarda hayvan bile barınamaz diyorlar ama bir bakıyorsunuz bahçede oturmuş birlikte yemek yiyorlar. Bu karantina değil, karantinaya aldığımız kişiler mümkünse tek kişilik odalara alacağız, tuvaletleri çok sık temizleyeceğiz, mümkünse birbirileriyle temas halindeyken maske kullanmaları, bulunduğu yerde çalışan personellerin korucu önlemlerinin olması olmazsa olmaz. İzolasyon kavramı ise; tanı almış kişilere kullanılıyor. Artık Covid-19 bulgularıyla hastaneye başvuran bir hastadan bahsediyoruz. Hastaneye hastayı yatırdığımız anda o hasta bir izolasyon hastası. İzolasyona aldığımız hastadan test istiyoruz, ve test sonucu çıkana kadar o hastayı Covid-19 olarak kabul ediyoruz. Test sonucu negatif çıkarsa en az 2 test sonucu istiyoruz negatif sonuç çıkarsa eve gönderiyoruz. Test sonucu pozitif çıkarsa o hasta hastanede kalıyor, tedavi neyse o uygulanıyor ama bu defa hastanın yakın çevresine test yapmamız gerekiyor ve onlar için karantinayı tartışmamız gerekiyor” diye konuştu.

ZAMANA YAYILMALI
“Ülkedeki hasta sayısının İtalya-İran-İspanya örneklerinde olduğu gibi çok dik eğrinin en kısa zamanda oluşmasını istemiyoruz” diyen Usluer, “Neden? Ne kadar çok yaparsanız hastaneye ihtiyaç artacaktır, yoğun bakım ihtiyacı artacaktır bu da sağlık sektöründe yetersizlikleri getirecektir. Aynı birimdeki aynı hastaları dar bir zamana yığarsanız, sağlık sisteminiz öyle ya da böyle iflas eder. Hasta sayısı arttığında nerede olursanız olun bakın Amerika’da sorun var, bakın İtalya… Almanya’ya bakın bir de, Avrupa şu anda pandeminin merkezi. Türkiye’de Avrupa ülkeleri arasında gruplandı ve dünyada pandeminin en yoğun yaşandığı yer Avrupa ülkeleri. Bakın Çin örneği hepimiz için iyi bir örnek başlangıç için. Şu anda İtalya vaka sayısıyla ölen kişi sayısıyla çok ciddi bir örnek çünkü başında kuralları getirmediler. Almanya’ya bakın, orada da nasıl seyrettiğini biliyoruz. Almanya vaka tanımlama sürecinde hızlılar. Çok vaka olmasının nedeni test uygulama sayısının fazlalığıyla ilgili. Dünya Sağlık Örgütü son 15 gündür sloganı değiştirmedi, diyor ki sizden 3 şey istiyorum; test, test ve test. Hastaları ya da enfekte olan kişileri ne kadar çok tanımlarsanız onların yakın çevrelerini de tanımlarsınız ve dolayısıyla enfeksiyon zincirini de zamana yayarsınız” ifadelerini kullandı.

TEST TANI DEMEKTİR
Erken tanı diye bir şey olmadığını belirten Usluer, “Şunu bilmiyoruz; 2-14 gün arası kuluçka süresi dedik, bu 14 gün içerisinde hangi gün virüsü saçmaya başladı. Şu an bunlarla ilgili bir bilgi yok, belki öykü tamamlandığı zaman biliriz. Mesela biz bazı enfeksiyonlarda deriz ki, kuluçka süresinin son haftasında bulaştırmaya başlar. Burada böyle bir ilkemiz yok, belki ikinci günde başlıyor belki son hafta başlıyor. Yatan hastalarla ilgili de çok net bilgimiz yok. Yani hasta tanı aldı, yattı, tedavi edildi iyileşti, daha ne kadar enfeksiyon etkenini yaymaya devam edecek net bir bilgi olmadığı için burada da diyoruz ki; hastayı hatalık bulguları ortadan kalkana kadar hastaneye yatır, bunun için en az süre 7 gün. Hastaneden çıkmadan önce 24 saat arayla 2 kere test yap, test negatifse çıkar. Bakın bunlar çok önemli adımlar ve çıktıktan sonra ne yapalım eve gönderelim, sen artık iyisin, çevren için hiçbir tehlike yok diyemiyoruz. Dünya Sağlık Örgütü, Amerika Hastalık Merkezi, bunlar bizim için önemli kaynaklar, dünyayı böyle izliyoruz, diyorlar ki 14 gün evde izolasyona tutulmalı. Yani, iyileştikten sonraki süreç dahi son derece önemli. Bu kuralların her birine uyduğumuzda enfeksiyon halkalarını kırabiliriz, yavaşlatabiliriz. Daha çok test demek daha çok tanıya ulaşabilmek demek. Test sayısı arttırıldığında, vaka sayısı da artış gösteriyor” dedi.

SÜRECİ KISALTIRIZ
Türkiye’de yapılan test sayısının yeterli olup olmadığı sorulması üzerine Usluer, şunları söyledi: “Test sürecinin başında daha bu süreç başlamadan Türkiye ne dedi? Biz kendi test kitimizi üretebiliyoruz. Bu aslında çok memnun edici bir şey. Hemen ardından ne dedi yetkiler? Biz bu konuda o kadar başarılıyız ki kiti ihraç ediyoruz. Ama Türkiye’de vaka tanımlamasıyla birlikte gördük ki bir test kiti problemi var. Çin’den aldıklarımızın geri gittiğini duyduk. Bu bahsettiklerimiz kesin tanı kitleri Ankara’da ve 6-7 merkezde uygulanan test. Bu kitlerin mevcut sayısıyla ilgili muhtemeldir ki bir sorun var, hala istenen sayıya ulaşamadık. İkincisi, son haftaya kadar yaklaşık 1 hafta öncesine kadar sadece Ankara’da test yapılıyordu. Bu da kitlerin sayısının az olmasıyla açıklanabilir. Başka merkezleri de devreye soktuğunuzda oraya da kit göndermek gerekecek. Ardından bakanlık açıkladı biz 5 merkezde bunu yapacağız. Gerçekten de öyle oldu fakat ardından Sağlık Bakanı açıkladı 25 merkez dedi ve bu 25 merkezin içinde Eskişehir’de vardı. Yakın zamanda bizim üniversitemizde Tıp Fakültesi’nde yapılacak ama halen Eskişehir’de test yapılmıyor, Ankara’ya gönderiyoruz. Test yapan merkezler arttırılmalı diyoruz. Eskişehir’le ilgili soruna geldiğimizde biz Ankara’ya gönderiyoruz, bize yakın ama Antalya’dan da gidiyor, uçakla gidiyordur. Yaklaşık 30 saatte sonuç çıkıyor. Halbuki Eskişehir’de yapılıyor olsa süreci daha kısaltabiliriz çünkü 3-8 saat arası sonucu alabilme diye baktığımızda Eskişehir’de olsa sonuca daha çabuk ulaşırız. Üstelik şu anda Ankara’da yük arttığı için bizim şüpheli olarak yatırdıklarımızın sonucu 48 saatten önce gelmiyor.”

ESKİŞEHİR DAHA RAHAT
Çin’den gelen ilacın tedavi sürecini kısalttığını belirten Prof. Dr. Usluer, “Evet doğru, hakikaten Çin’de yoğun bakım hastalarında kullanılmış ve gerek hastaların yaşamları üzerine olumlu katkısı gerek yoğun bakımda kalış süresinin 11 günden 4 güne inmesi, bu tabi ki iyileşme anlamına geliyor. Umut vaat eden ama henüz bu Covid-19’un ilacıdır, altın ilacını bulduk değil mevcut denenenler içerisinde en iyilerden birisi, bunun Türkiye’ye gelmesi önemli. Dün Sağlık Bakanlığı’nın Bilim Kurulu’yla yaptığı toplantı sonucunda tedavi algoritmalarını bize gönderdi çünkü seçeneksizlikler içerisinde seçenek üretiyoruz bu seçenekleri de nasıl üretiyoruz, dünyadaki deneyimlerle. Bu Çin’den getirilen ilaç sadece yoğun bakım hastalarında kullanılacak. Eskişehir’e de geldi, tedavi algoritmasında kullanacağımız ilaçlarla ilgili bir sorun yok. Tedavi anlamında Eskişehir daha rahat şehirlerden birisi örneğin İzmir sıkıntıda, İstanbul, Ankara vaka sayısının yoğun olduğu illerden bahsediyorum ama örneğin bizim hastanemiz için bildiğim kadarıyla Şehir Hastanesi için şu anda bir sıkıntı yoksa da çok şükür biz çok rahat durumdayız denilecek bir durum değil. Üniversitede çok güzel bir yönetişim oluşturuldu. Rektörlük bundan sorumlu Rektör Yardımcısı Ali Aslantaş Hocamız, dekanımız, baş hekimimiz, başta enfeksiyon hastalıkları ana bilim başkanı olmak üzere kolektif bir çalışma içindeyiz. Sağlık müdürümüzle sürekli iletişim halindeyiz yani bütün hastaneler ve ildeki sağlık otoriteleri birbirimizle etkileşim halindeyiz, bunu birlikte yöneteceğiz” ifadelerini kullandı.

OLUMLU SÜREÇ
Koronavirüs salgınının tahminin ne zamana kadar süreceğiyle ilgili yorumda bulunan Usluer, “Görünen o ki Çin’de hala devam ediyor ama kontrol altına almaları 2 aylık bir süreç aldı. Tabi ki şu anda Çin’e göre bilgilerimiz biraz daha fazla, bir sürü başka aşamaya geldik yaklaşık 3 aylık bir süreçte. Tecrübeleri biz aldık tabi bunların olumlu yansımaları mutlaka olacak ama mesela Nisan ayının gürültülü geçeceği yani Nisan ayında vaka çoğalımının olacağını söylemek kahin olmak gerekmiyor. Havalar ısınırsa ne olur? Çokça gelen sorular bunlar. Aslında coronavirüsler kış virüsü. Biz de dedik ki havalar ısındıkça aslında bir olumlu süreç başlayacak. Havaların ısınmasıyla müjdeler olsun bu iş bitiyor diyemeyiz. Bugün Güney Yarım Küre’deki ülkelerde hasta sayısı 100’ün altında, bu da sıcak havanın vaka sayısını azaltmada en azından olumlu bir etki yapacağı şeklinde yorumlanmalı. Önümüzdeki dönem havaların ısınmasıyla daha olumlu bir süreç başlar diye düşünüyorum” diye konuştu.

DOĞRU SORULAR DEĞİL
Eskişehir’de koronavirüs salgınına yakalana hasta olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Usluer, “Benim kendi hastanemde yok olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Şüpheli olarak yatanlar var tabi ama pozitif çıkan olmadı. Burada hangi hastanede var mı yok mu bunlar doğru sorular değil. Bildiğim kadarıyla Eskişehir’de bir ölüm kaybı yok. Tabi ki Bakanlıktan şeffaf bir süreç istiyoruz. Hangi ilde ne kadar vaka var, yoğun bakım yatışı nedir? Ölen kişi sayısı nedir? Şehir Hastanesi çalışanlarının da bu süreçte çok büyük bir özveri içinde olduğunun altını kalın kalın çiziyorum. Alkış yetmez şiddet dursun bence sağlıkçıya şiddet dursun. Alkışlanmak için yapmıyor kimse, alkışlanınca daha çok çalışacak değiliz ama Eskişehir’de yaşayan vatandaşlarımız bilsinler ki herkes canla başla elinden geleni yapacak. Kulaktan duyma birisi bir şey çıkarıyor, Fransa’dan biri gelmiş yanlış bilgilerini çıkarmayalım varsa da yoksa da bir şey yok, varsa da yoksa da çaresini bulacağız. Şu anda can kaybı yok ama olmayacağı anlamına da gelmiyor inşallah olmaz bizde de hasta yok bu da olmayacak anlamına gelmiyor. Hastanenin bütün koşullarını bu hastalığı tedavi edebilecek, hastaları yatırabilecek, diğerlerine bulaşmasını engelleyebilecek şekilde yaptık” diye konuştu.

SONRASI ÖNEMLİ
ESOGÜ Tıp Fakültesi’ne Covid-19 şüphesiyle gelen hastaları ayırdıklarını ifade eden Prof. Dr. Usluer, “Hastanede hasta sayısı covid-19 dışında yok denecek kadar az, kronik hastalığı olanlar, aciliyeti olanlar dışında. Hastanenin girişinde Şehir Hastanesi de böyle, triyaj denen başlangıç tanımlama ünitesi oluşturuldu burada görevli arkadaşımız hastayı sorguluyor, covid-19 benzeri bulguları varsa covid-19 sürecine yönlendiriyor. Biz personellerin de girer girmez ateşleri ölçülüyor. Göğüs Hastalıklarının olduğu kısmı boşalttık burayı pandemi covid-1 hastanesi yaptık. Oradaki poliklinikleri de bu hastalara ayırdık. Bu durum yeni başladı. Gerçek rakamlarımız bundan sonra ortaya çıkacak. Geçen hafta şüpheli yani laboratuvar süreci bekleyen şikayeti olan ama pozitif olup olmadığını bilmediğimiz aynı anda 10 hasta vardı ama bu hastaları yeni hastaneye geçirdik. Bundan sonra sirkülasyon daha fazla olabilir çünkü acil başvurular olacak, direkt Covid-19 polikliniğine başvuran olacak ama Eskişehir’de ve tüm Türkiye’deki şehirlerde 112’yi aradıklarında sizi birincil olarak yönlendirdikleri yer Şehir Hastanesi yani pandemide birinci götürülen yer orası. Zaman içerisinde pandemiye cevap veren tüm hastaneler hasta kabulü ve tedavisi yapacaktır” dedi.

TRAFİK DURMALI
Salgının yoğun olduğu şehirde giriş ve çıkışın durdurulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Usluer, “Bakın benim bir arkadaşımın annesi Fransa’dan gelmiş, 14 gün karantina sürecinde. Bana dediler ki hocam Bodrum’da evimiz var orası çok havadar bu süreçte oraya götüreyim. Bakın bunlar tehlikeli süreçler çünkü Fransa’dan İstanbul’a geldi şüpheli karantinada olması gerek. Birçok yazlık yerlerde Belediye Başkanları uyarıda bulunuyor, bizim yazlıkçı dostlarımızın gelmesi durumunda onlara hizmet verecek durumumuz yoktur diyor. Bu kapasitenin içine sağlık kapasitesi de giriyor. İnsan dolaşım trafiğinin durması lazım” diye konuştu.

DOĞRU KARAR
OHAL ve sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi durumları hakkında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Usluer, “65 yaş üzerine ve risk gruplarına sokağa çıkma yasağı getirilmesi doğru bir şeydi ama siz 65 yaş üstüyle aynı evde yaşayan insanların sokak hareketlerini sınırlayamadığınızda, herkes OHAL sürecine girsin derken herkes kendi OHAL’ini oluşturma bilincinde değilse o zaman yönetsel erkin devreye girmesi ulusal çapta birtakım tedbirlerle OHAL’i ilan etmesi de seçenekler arasında. Eğer ilan edilmesi gereken şartlar varsa herkes kendi OHAL’ini ilan etsinden ziyade OHAL ilan edilmelidir. Burada konunun sosyal, ekonomik, sağlık boyutu var dedik, hiçbir boyut sağlık boyutunun üstünde değildir. Ekonomiyle ilgili çok ciddi süreçlere girebiliriz ama sağlıkla ilgili yaptığımız yanlışların telafisi yoktur. Örneğin para basabiliriz ekonomiyle ilgili ama insan üretemeyiz, kaybettiğimiz insanı geri getirme şansımız yok. Dünya Sağlık Örgütü şöyle diyor; bu işin sonunda ödeyeceğimiz bedel nedir? Hedefimiz daha az hasarla çıkmak olmalıdır. İşte bu daha az hasarın içinde OHAL varsa OHAL ilan etmek için en iyi zaman neyse o zaman ilan edilmelidir” ifadelerini kullandı.

DEĞİŞİYOR
Covid-19 virüsünün ne kadar yaşadığıyla ilgili soruyu yanıtlayan Usluer, “Virüsler cansız organizmalar, çoğalma kabiliyetleri yok cansız yüzeylerde. Cansız yüzeylerde bir müddet varlıklarını sürdürürler ama bir müddet sonra da yok olurlar. Bu varlığı sürdürme ve yok olma sürecini hazırlayan faktörler var, kısaltan veya uzatan. Nedir bunlar; oranın ısısı, bulunduğu yerin nemlilik durumu, hangi malzeme üzerinde olduğu mesela ahşap bir malzeme ya da zemin malzemesi bunlara göre farklı saatler ve zamanlar verilmiş ama birkaç saat ile 3 gün arasında bir süreç malzemeye göre. Biz burada aman bunda zaman ayırdını yapma yolunda kafamızı yormayacağız. Biz bu süreçte kişisel korunma önlemlerinin başında el hijyeni geldiğini kafamıza yerleştireceğiz” diye kaydetti.

RİSKE GÖRE
Koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında sağlık çalışanlarına verilen ek ödeneği değerlendiren Usluer, “Sağlık personellerinin hepsi bu hastalarla uğraşmıyor. Örneğin poliklinikler kapalı olduğu için münavebeli çalışma var, her gün poliklinik olmadığına göre bir uzman var ama Covid hastanesinde ya da pandemi hastalarıyla ilgilenen grup belli ve kimlerse onlara olacak tabi ki. Riske göre bir çerçeve çizilecek” dedi.

İŞ BİRLİĞİ YAPILMALI
Salgın süreciyle ilgili tüm verilerin Sağlık Bakanlığında bulunduğunu belirten Usluer, “Eskişehir’de bir hastane var, pandemi düzeyinde kullanılabilecek bir hastane; Gürlife ama orada çalışan arkadaşlarımız sürekli dile getiriyorlar, SGK bağlantısının olmadığından. Ötekileştirilen bir hastane ve çok sayıda hekim arkadaşlarımızın canla başla çalıştığı bir hastane. Bu hastanelerdeki donanım gücünden, en azından pandemi hastanesi yapılmadığından diğer hastanelerdeki yoğun bakım üniteleri pandemi için kullanıldığında diğer yoğun bakım ihtiyaçlarının bu hastanede sağlanması. Böyle bir iş birliğinin oluşması ve sağlık otoritesinin de buna kulak vermesi gerekir” diye konuştu.

KAYGILANMAYIN
Vücut direncinin öneminden bahseden Usluer, “Aslında ne yapmamalıyız kısmı daha önemli bence. Birincisi, sigara içmeyelim. İkincisi, alkol kullanmayalım. Uyku düzenimiz iyi olsun, vakitli yatalım, 8 saat uykumuzu alalım. Kaygı tabi burada önemli sorunlardan birisi çünkü sürekli televizyonlarda sabahtan akşama kadar aynı şeyler dönüyor. Kaygımızı nasıl tutacağız, evde spor yapabiliriz, plates yapabiliriz, ailece kaliteli vakit geçirebiliriz. Bağışıklığı kaygı da bozuyor. Mümkün olduğunca temiz, sağlıklı, günde en az 3 öğün yiyelim.” ifadelerini kullandı.

DEVLET DESTEKLEMELİ
Ekonomik durumun, işten çıkarılma, yaşam kaygısı gibi süreçlerin de insanları kaygılandırdığını vurgulayan Usluer, “Tabi ki bu çok ciddi bir organizasyon gerektiriyor. Yapılan ekonomik tedbirlerin vatandaşla çok bir alakası yok ama tabi ki bir iş veren ve çalışan tarafı olduğu bir gerçek. Her şey çalışan tarafından değil iş verenin de kepenk kapatmaması gerekiyor. Bu noktada devlet her şeyi yapacak, OHAL bir son tedbirse, kamulaştırmada bir tedbirdir. Özel hastanelerin kamu için kullanım kararı da böyle bir tedbirdir. Bu süreç devletin daha radikal kararlar alacağı, devlet tarafından aktörlerin bir tarafını güçlendirme öbür tarafını görmezden gelme süreci olmayacak. Yoksul vatandaşlarımız, bu işten en çok zarar görecek olan. Sağlık hizmetine ulaşmada olsun, beslenmede olsun, kaygıda olsun en çok zarar görecek grupların özellikle devlet desteklenmesi gerekiyor. Bakın bugün sendikalar her gün televizyona çıkıyorlar, bugün de çıktılar. İşsizlik ödeneği, fon var. Bu paralar bugün kullanılacak, bu paralar bugün için işçinin, çalışanın parası. En acısı bu kadar sıkıntılı bir dönemde devlet ne yapsın soruları yükselirken, Kanal İstanbul ihalesinin bugün yapılması bu ülkeyi yönetenlerin durumun vahametinin hiç farkında olmadığını, fırsattan istifade bir ihale sürecine girmeleri gerçekten artık nasıl konuşulur, sözün bittiği nokta. Durumun vahametini nasıl görmüyorlar” dedi.

TAVSİYELERDE BULUNDU
Salgından korunmak için çeşitli tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Usluer, şunları söyledi: “Gerekmedikçe sokağa çıkmayalım, işimizi çabuk halledip eve dönelim. Gezmek için sokağa çıkmayalım, çalışıyorsak mecburen işe gideceğiz. Alışveriş gerekiyorsa bunu kısa sürede halledip dönelim. Ellerimizi su ve sabunla 20 saniye boyunca yıkayalım. Eğer ellerimizi yıkayamıyorsak ve gözle görülür bir kir yoksa alkol bazlı el dezenfektanı kullanalım, sosyal mesafe ile ilişkimizi sürdürelim, virüsün bulaşmasını engelleyici minimum mesafe 1 metre ve bunu koruyalım. Şüpheli hastadan bahsedildiğinde bu mesafenin 1.5 olacağının da altını çizmeliyim, maske kullanalım mı? Maskeyi sadece hastalar kullanacak, maskeyi sadece sağlık personeli ve hastanın birincil bakımından sorumlu kişiler, aile bireyleri kullanacak yani hasta olmayan kişilerin hasta olmamak için maske kullanması gerekmiyor.” HM
1000
icon
dağ çiçeği 29 Mart 2020 01:19

Kutlarım. İşte toplum yararına habercilik anlayışı budur. Geçen günlerde, sağlık konusunda uzaktan yakından bir ilgisi olmayan ne idüğü belirsiz partili kimi zatı muhteremi ve benzerlerini, ekranlara çıkarıp sağlık konusunda boy göstermelerine, ahkam kesmelerine bundan böyle fırsat vermezsiniz artık. Yanlıştan dönmek erdemliktir. Tekrar kutlarım.

0 0 Cevap Yaz
alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Eskişehir ve Eskişehirspor haberleri için gerçek kaynağınız Son Haber Gazetesi