HASTANELERDE YER KALMADI!

Videoyu Aç HASTANELERDE YER KALMADI!
A
a

ESOGÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Gaye Usluer, “Hasta yükünün olduğu yer Yunus Emre Devlet Hastanesi ve sonra Şehir ve biz geliyoruz. Tüm hastaneler ful kapasite çalışıyor” dedi.

Ercan Kardeşler Kuyumculuk

ESOGÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Gaye Usluer, “Kurallara uymayı sağlamanın yolu güven duygusu dediğimiz de o şeffaf paylaşım. Panik değil. Devlet güveni oluşturacak. Sorunu hafife almadığınız göstermek önemli” dedi.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve CHP PM Üyesi Gaye Usluer, ES TV ekranlarında canlı yayınlanan Açıkça programının konuğu oldu. Usluer, ES TV Genel Yayın Yönetmeni Ali Baş ve Gazetemiz Muhabiri Meltem Karakaş Kaya’nın sorularını yanıtladı.

NİSAN AYINDAN DAHA KÖTÜ

Koronavirüsle mücadelede sürecin yönetimini değerlendiren Usluer, “Bu bir güven ortamı oluşturdu. Bu da çok kısa sürdü. Neden diyecek olursanız işin bilim içinde olan insanlar var. Bizler akademisyenler, hekimler, enfeksiyon hastalıkları var, göğüs hastalıkları uzmanları var, anestezi, yoğun bakım uzmanı arkadaşlarımız var. Hepimiz bu hastalıkla tanıştık. Bu hastaları izlemeye başladık. Süreç ilerlediğinde dünyadaki verilerine ve bizim de içinde bulunduğumuz Avrupa verilerine baktığımızda aslında Türkiye’de bir şeylerin yolunda gitmediğini daha biz Nisan ayında fark etmiştik. O süreçten itibaren Türkiye’nin en büyük açığı yeterince test yapılmamasıydı. Türkiye’de aksine test sayısında cimri bir süreç izledi. Yine dünya ülkelerine baktığımızda vaka tanımlama kriterleri Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenmesine ve çok net olmasına rağmen şüpheli vaka, olası vaka, laboratuvar ile doğrulanmış gibi tanımlamalar olmasına karşın Türkiye kendince bir yol izledi. Türkiye zannetti ki bitecek bu salgın Haziran ayına kadar ve o süreçte de hızlı bir başarı öyküsü yazılacak. Bir algıya kapıldı siyaset kurumunun kendisi ve hep bu minvalde yüründü. Avrupa ülkelerinde ve dünyanın birçok yerinde çok şiddetli kısıtlamalar getirildi. Oysaki Türkiye küçük aç kapalara geçti. Yani hafta sonu, bir bayram tatiliyle birleştirme şeklinde ama onların da faydasını gördük aslında. O küçük eleştirdiğimiz aç kapalar bile bulaş zincirini kırmada, vaka sayısının azaltmada epeyce yardımcı oldu. Bu arada mevcut bilim kurulunun önerilerinin aslında çok da kaile alınmadığını ve karar verici merciin siyaset kurumunun kendisi olduğunu gördük ki Türkiye’ye ilişkin hepimizin bütün bilim insanlarının eleştirisi siyasetten bağımsız bu şekildeydi. Çünkü bu işin siyaset tarafı tabi ki olacaktır. Yöneticisi siyasi kurumun kendisi olacaktır ama süreç daha bilimsel bir süreç yine süreçte benim ve diğer bilim insanlarının ortaklaştığı bir diğer sorun sağlık bakanlığı nezdinde ve siyaset kurumunun kendisi salgın yönetimini hastaneye indirgedi. Hastanede yatan, hastanede tedavi olan, yoğun bakıma geçen, yaşamını yitiren, iyileşen kişilere indirgedi. Oysaki bir salgının yönetimi dediğimizde iki ayak vardır. Bunlardan bir tanesi hastane ayağıdır. Kişilerin tanımlandığı, tedaviye alındığı, sağ kalmasının sağlanmaya çalışıldığı bir süreç. Bu süreç çok kıymetlidir. Ama salgının asıl yönetimi sahada gerçekleşir. Yani saha da salgını yönetmek istiyorsanız hasta olmayan ama enfekte olan kişileri bulmak zorundasınız. Onları tanımlamak, onları izole etmek, onlarla ilgili karantina uygulamak zorundasınız. Türkiye bunu yapamadı. Vaka sayısı binli rakamlardayken 1 Haziran’da herkesle birlikte balıklama normalleşmeyi başlattı. Bugün vaka sayısı Nisan ayı vaka sayısının üzerinde” dedi.

ŞEFFAF DAVRANILMALI

Eskişehir’de ilk zamanlar yoğun caddelerde ateş ölçümü yapıldığının ve bundan sonraki dönemde tekrar yapılıp yapılmayacağı sorusunu yanıtlayan Usluer, “Tekrardan olmaz diye bir şey yok. Bir kere 8 aydır salgın içindeyiz. Bu 8 aylık tecrübeden yeni bir yol haritası çizmeliyiz. Bu yeni yol haritası aslında zor bir yol haritası değil. Çünkü bilinenleri uygulamaktan geçiyor bilinenleri uygularken ana başlıklar oluşturmalıyız. Örneğin bir kere vakalarımızı doğru tanımlamalıyız. Bir salgında esas olan vakadır. Salgının yükünü gösteren vaka sayısıdır. Bugün Türkiye’nin günlük vaka sayısı 2 bin 500 civarlarında gösteriliyor ama Türkiye’de bugün İstanbul’u merkez gibi kabul ediyorsak İstanbul’da günlük yeni vaka sayısı 10 bin civarında. İzmir’de vaka sayısı 2 binlere çıktı. İşte Eskişehir’in rakamları medyada açık ve net görülüyor. Bizler sirkülasyonu çok iyi takip ediyoruz. Eğer vatandaşa bilgi doğru olarak şeffaf olarak verirsek vatandaşın kuralara uyumunu da sağlarız. Vatandaşa azaltılmış seçilmiş bilgiyi verdiğinizde vatandaş durumun ciddiyetini fark etmiyor ya da fark etmek istemiyor. Rafine bilgiyi detaylı, yaş dağılımıyla, ölümlerinde hangi grupta fazla olduğuyla ilgili net ve şeffaf bilgi verirsek toplumsal güveni inşa edebiliriz” ifadelerini kullandı.

BİREYSEL ÖNLEM DURDURMAZ

Usluer, “Mevcut durumda bu salgın durmaz daha da artar mı?” sorusuna “Görüyoruz zaten. Sadece maske mesafe el hijyeni diyerek salgın durmaz. Salgını durdurmanın kilit sözcükleri maske, mesafe ve el hijyeniyle ona hapsoluş bir şekilde açıklanmaya çalışılırsa bu doğru değil. Evet, söylenenler çok duru. Bireysel önlemler bunun üzerinden olacak. Ama toplumsal önlemleri siyasal kurumu oluşturacak ki bugün burada birçok Avrupa ülkesi 2 haftalık, 3 haftalık hatta İngiltere’de 1 aylık kısıtlama getirildi ki İngiltere Başkanı işin başında sürü bağışıklığından bahsederken bugün en sıkıntılı kısıtlamaları getiren ülke olarak karşımızda” şeklinde cevap verdi.

BAĞIŞIKLIK KAZANMALI

Sürü bağışıklığı terimini açıklayan Usluer, “Aslında tıpta sürü bağışıklığı diye bir şey var. Bu sürü bağışıklığı denen olay nereden gelmiş. Özellikle küçük baş hayvanlarda oluşan, kümes hayvanlarında oluşan bir takım salgın hastalıklarla ilgili sürü bağışıklığı terimi kullanılmış. Tarihsel böyle bir süreç var. Tabi insanlarda da özellikle 20’nci yüzyılın başı 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında tıp ilerlemeye çalışırken salgın hastalıklar çok gündemde ve sürü bağışıklığı o dönemde kullanılmış. Çünkü neden etkin aşı yok, aşı çalışmaları yok. Bir çiçek hastalığını düşünün, vebayı düşünün. Çok değişik süreçlerden geçmiş dünya. Ama bugün sürü bağışıklığı terimini kullanmak bir kere etik değil. Sürü bağışıklığı yerine toplumsal bağışıklık terimini kullanmamız lazım… Yeni toplumsal bağışıklıkla kast ettiğimiz örneğin COVİD-19’da toplumun en azından yüzde 60’ının COVİD-19’a karşı bağışıklık haline geçmesi böylece de salgının kontrol edilmesi. Aslında toplumsal bağışıklıktan bunu kast ediyoruz. Yoksa insanları kendi haline bırakalım hastalanan hastalanır, kurala uyan uyar, uymayan uymaz, ölen ölür, kalan sağlar böylece de kendi kendine enfeksiyon sınırlandırılır” dedi.

TEST YAPILMADIĞINI DUYUYORUZ

Vaka sayılarının düşmesi için alınması gereken önlemlerden söz eden Usluer, şöyle konuştu: “Birincisi bir kere dediğim gibi vakayı bulmak, doğru test stratejisi, filyasyon ekiplerinin mutlaka test yapması ve test kitlerinin çoğalması. Şu anda filyasyon çalışmalarında temaslılara çoğu yerde test yapılmadığını duyuyoruz, şahit oluyoruz. Sadece evde kal, karantinaya gir demekle bu iş olmaz. Test stratejisinin değişmesi lazım. Tabi ki sağlık sistemimizi koruyacağız. Sağlık sistemimizi korumak derken şundan bahsediyorum. Ya kapasitemiz mevcudiyetini sürdürecek. Yoğun bakımlarda hastalarımızı yatırabileceğiz, mekanik vantilatör mevcut olacak. İşte bunu nasıl sağlayacağız? Sahada salgını kontrol edebilirsek sağlık sistemimizi koruyabiliriz. Ve toplumsal mesajlar doğru vermeliyiz. Buradaki amaç toplumda panik oluşturmak değil. Bir kere yönetmek zorundayız. Bu bir global salgın. Bu salgının ortaya çıkışında hiç kimsenin suçu yok. Başladı ve yayıldı. Ama eğer salgını doğru yönetemiyorsak o zaman hatalarımıza bakacağız.”

SAĞLIK PERSONELİ BIKTI

14 günlük kısıtlama getirilmesi halinde sağlık çalışanlarının nasıl etkileneceği ile ilgili soruyu yanıtlayan Usluer, “Şu ana kadar ek kayıplar olmadıysa 107 sağlık çalışanını COVİD-19 nedeniyle kaybettik. Yine Türkiye’deki çalışanlara baktığımızda 40 bin sağlık personeli enfekte oldu. COVİD-19’da ve toplumdaki diğer bireyleri göre sağlık personelinin COVİD-19’a enfekte olma olasılığı 10 kat daha fazla. Demek ki sağlık personeli için güvenli bir ortam oluşturacağız. Bu görevi verirken siyaset kurumunun sağlık personeli için güven ortamını sağlaması, onların sağlıkları, onların aileleri için güven ortamı oluşturması gerekiyor. Bakınız salgının başından itibaren TBMM’ye birkaç kez getirilmesine karşın COVİD-19’un bir meslek hastalığı ya da iş kazası olarak kabul edilmesine ilişkin yasa kabul edilmedi. Bu çok ciddi bir adım. Neden? Çok sayıda personel hayatını kaybetti ve geride çocukları, aileleri güvencesiz olarak kaldı. O zaman onların hayatları ve gelecekleriyle ilgili güvence oluşturmak zorundasınız. Siz sağlık personeline yaşam güvencesi sunmazsanız sağlık hizmetinin bütünlüğünü sağlayamazsınız. Şu anda herkes pandemi yorgunluğu içerisinde. Sağlık personeli de bıktı. Tamam bu bir ulusal sorun, dünyayı ilgilendiren bir sorun ama sonuçta bu işin bir insan kaynağı var yönetimde. Bu insan kaynağına özen göstereceğiz. Diğeri sağlık sistemi ful kapasite çalışıyor. Gereken kısıtlamalar ivedilikle yerine getirilmelidir. Bunu ne kadar zamanında ne kadar vaktinde yaparsanız zarardan da o kadar erken döndürmüş olursunuz” diye konuştu.

YASAKLARLA YÖNETİLMEZ

Sağlık personelinin izinleri ve emekliliklerinin yasaklanmasını değerlendiren Usluer, “Yasaklarla salgın yönetilmez. Bir kere izin de istifa da emeklilik de bir haktır. Burada özel durumlarda tabi ki ertelemeler olsa da yasaklamaya çevirdiğinizde hiç yönetenlersiniz. Çünkü insanların çalışma şevkleri biter. Yasakları oluşturmak yerine insan kaynaklarının çalışma koşullarını düzetmek. Siz bugün sağlık sistemini yürütmekle mükellefsiniz ama ben de devlet olarak uygun koşulları sağlayacağıma döndürdüğünüz zaman zaten kimse istifa edeyim, emekli olayım durumuna girmez. Burada insanları istifaya zorlayan emekliliğe yönlendiren izin almaya yönlendiren çalışma koşullarının çok da insani olmaması. Özellikle şehir hastanelerinde çok ciddi baskılar olduğunu birçok merkezde sağlık personelinin kendilerine mobing uygulandığına dair şikayetlerinin olduğunu biliyoruz. Bu nedenle başta sağlık bakanlığı olmak üzere siyaset kurumunun bu seslere kulak vermesi ve gerçek düzenlemeleri yapması gerekiyor. Yoksa yasaklarla salgın yönetilmiyor. Maske takmayana ceza vereceğiz deniliyor. İnsanlar omuz omuza dolaşıyorlar. Maskesiz, maske burnun altında. Önemli olan doğruya inandırmak ve o doğru çerçevesinde dayanışma ağını oluşturmak. Yoksa insanlar bir şekilde yasakları da umursamaz duruma geçebiliyorlar” dedi.

SİYASİLEŞTİRİLDİ

Vaka sayılarının doğru açıklanması gerektiğini belirten Usluer, “Kurallara uymayı sağlamanın yolu güven duygusu dediğimiz de o şeffaf paylaşım. Panik değil. Devlet ya da o işi yöneten kişiler bu güveni oluşturacak. Diyecek ki bunun için şunların yapılması gerekiyor, bunu yapıyoruz. Salgını siz çıkarmadınız sonuçta dünyayı ilgilendiren bir durum. Ama sorunu hafife almadığınız göstermek, toplumsal dayanışmanın örülmesi açısından önemli. Şu anda siyasileşti esasında salgın. Birçok ülkede de öyle Türkiye’de de öyle. Yani salgından daha çok politik süreçler öne çıktı, siyaset kurumu daha öne çıktı. Ve bu sürecin bir siyasi kavga olması, bu süreçten bir şampiyon yaratma çabası salgının yönetilmesini de olumsuz etkiliyor” diye konuştu.

OKULLARIN AÇILMASI ARTIRDI

Vakaların arttığı Eskişehir’de yapılması gerekenleri anlatan Usluer, “Eskişehir’de gördüğümüz, İstanbul’da görülen İzmir’de yaşanılan aslında Türkiye’de COVİD-19 enfeksiyonunun ne durumda olduğunu gösteriyor. Tabi ki illere göre, o ilde yaşayan insanların bilinç durumuna göre duyarlılık, o ilde yaşaya insan sayısına göre uyum, değişiklik gösterebiliyor. Bu yıl, önümüzdeki yıl belki 2022’nin böyle geçeceği kesin. Bir kere maskeyi doğru kullanacağız. Maske ağzı ve burnu kapatacak. Hatta üzerinde tel olacak. Bir maskeyi hiçbir şey olmadan sürekli yüzümüzde durma süresi 4 saat. Artık hayatımızın bir parçası olacak. Ellerimizi yıkayacağız. Mutlaka yanımızda kolonya ya da el dezenfektanı olacak. Güvenli mesafe 1,5 metre. Ama vaka sayısı çok arttığı için ki enfekte kim değil bilmiyoruz. Çünkü bulgusu olan insanı ayırt etmek kolay ama toplumun yüzde 80’inin bulgusuz ve enfekte olduğunu biliyoruz. Bu nedenle mesafeyi 2 metre tutmak gerekir. Daha doğrusu COVİD-19 ile enfekte olan kimselerin yüzde 80’ninde herhangi bir bulgu olmuyor. Yüzde 20’lik kesim hastaneye başvuruyor. O test de o yüzde 20’lik kısım başvurduğunda yapılıyor. O yüzde 80 ne için önemli. filyasyonda amaç yüzde 80’i de bulmak. Yüzde 80 hasta değil gibi, bulgusu yok. Gerçek rakamları esasında hasta üzerinden en az 10 kat diyecek şekilde tanımlamamız mümkün. Tabi ki toplumsal düzenlemeyi de yerel yönetimlerle iş birliği ile merkezi yönetimin oluşturması gerekiyor ki bu anlamda il pandemi kurullarını çok önemsiyorum. İl pandemi kurullarının daha sık toplanması konunun paydaşlarıyla ortak ve birbirleri ile danışarak o il özelinde alınması gereken önlemleri hızla hayata geçirmesi lazım. Tabi biraz hantal bir sistem var. Neden? Çünkü merkezi yönetim her şeyi kendisi yapmak istiyor. Yani hiçbir şeyi merkezi yönetimin izni, rızası olmadan olmuyor. Bakın bugün beni partili bir arkadaşım aradı. Eskişehir’de hastanede yatan bir hasta için ağır durumdaki hastalara kullanılan bir ilacın bulunması konusunda benden destek istedi. Aslında bunu sağlayacak olan merkezi yönetim, sağlık bakanlığı. Ama hekim o kadar çaresiz kalmış ki reçeteyi ve ilacı bulma işini hasta yakınına vermiş. Oysaki eczanede bulunan bir ilaç değil. Bu durum ilaç karaborsası oluşmasına neden oluyor. Bu anlamda merkezi yönetimin bir kere tedarik zincirini asla kırmaması lazım; ilaçta, koruyucu ekipmanda… İl Sağlık Müdürlerinin işi çok zor. Valilerin işi çok zor. Belediye başkanlarının işi çok zor. Merkezi yönetimin o noktada hem destek anlamında hem hareket serbestinde hem dayanışma açısından ortak zemini oluşturması çok önemli. Bu iş tek başına yürüyecek bir sistem değil. Şu an pandemi yorgunluğu sadece sağlık personelinde değil, herkeste var. Özellikle 65 yaş üzeri. Bütün olay onların üzerinden dönüyor. Halbuki çocuklar okula gidip geliyor. Eskişehir’de vaka artışının en büyük nedenlerinden bir tanesi okulların açılış olması. Görüyoruz eğitim sendikaları söylüyor. Şu kadar öğretmen enfekte oldu, hangi okulda ne kadar öğrencinin hasta olduğu. Şimdi bu gidiş gelişler evdeki sokağa çıkmayan yaşlıyı hasta etmek için yeterli. Regülasyonun doğru şekilde ve dayanışarak yapılması Eskişehir özelinde de öyle. Ülke genelinde vaka saylarının artmasının en önemli nedenlerinden birisi okulların açılmış olması” diye konuştu.

EN YOĞUN YUNUS EMRE

Eskişehir’deki hastanelerin durumunu anlatan Usluer, “Şu anda Tıp Fakültesi, Yunus Emre Devlet Hastanesi ve Şehir Hastanesi 3 hastanede hatta zaman zaman özel hastanelerinde hasta kabul ettiklerini, izlediklerini ama ne kadar olduğunu biliyorum. Hasta yükünün olduğu yer Yunus Emre Devlet Hastanesi ve sonra Şehir ve biz geliyoruz. Tüm hastaneler ful kapasite çalışıyor. Yoğun bakımlar dolu. Mesela yoğun bakımdaki bir hastanın yoğun bakım ihtiyacı bittiğinde normal tarafa geçerken oradaki yoğun bakım ihtiyacı olan hasta öbür tarafa geçiyor. Veya zaman zaman tüm hastanelerde acilde bekle süreçleri oluyor ki Ağustos’tan sonra sağlık bakanlığı hasta izlem süreçlerinde değişiklik yaptı. Biz 1 Hazirana kadar her COVİD-19 tanısı koyduğumuz hastayı hafif, ağır demeden hastaneye yatırırken şu anda bulguları şiddetli olmayan, hafif ve orta şiddetli olan hastaları evlerine gönderiyoruz. Tedavilerini evlerinde veriliyor. Ve evde filyasyon ekipleri tarafından izleniyor. Ona rağmen bu doluluk oranı aslında hasta sayısının ne duruma geldiğini anlatmak açısından çok önemli” ifadelerini kullandı.

KENDİNİZİ KORUYUN

COVİD-19 olanlar bunu sosyal medyadan duyurmasını sosyal sorumluluk olarak düşündüğünü belirten Usluer, “Örneğin Siyasilerin hastalıklarını ilan etmeleri önemli. Çünkü çok fazla kişiyle temaslılar. Aynı anda şu mesajı veriyorlar. Son 48 saat içinde benimle olan kişiler benden COVİD-19 almış olabilirler. Lütfen sağlığınıza dikkat edin. Buradaki esas mesaj şu. Hiçbir şeyim yok demek doğru değil. İyi olabilirsiniz ama bu hastalık 2-3 haftalık iyileşme süreci olan bir hastalık. Bu nedenle iyi olduğunuza güvenip her şey bitti iye düşünmeyin. Kendinizi koruyun. Bu yeni dönemde evde tedavi nedeniyle bugün TTB’nin bir açıklaması vardı bunu biz burada da yaşadık. Tedavi veri eve gönderdiğimiz hastaların büyük bir bölümü 5 günlük tedavi sonrasında daha kötü bulgularla tedaviye geliyor. Burada bir sorun var. Biz 1 Hazirana kadar böyle bir şey yaşamıyorduk. Çünkü hastaların tamamını hastaneye yatırıyorduk, hastanede tedavi ediyorduk ve taburcu ediyorduk. Şimdi orta ve hafif şiddette bulgusu olanı eve yolladığımızda hastaların büyük bölümü bulguları artmış şekilde geri geliyor. Bu da şu anda yaşana büyük sorun. Bunun çoklu sebepleri olabilir. Türkiye’ye ait bir kaynaktan okudum bu da doğru. Şimdi favicovir çok kullanıyoruz. Yakın zamanda daha az etkili olduğu konusunda görüş var. Bunlara itibar edilmesi ve araştırılması gerekiyor. Gerçekten şu anda 5 günlük tedavisi tamamlanan ki toplam tedaviyi hep 5 gün uyguluyorduk. Şimdi 10 güne çıktı tedavi. Burada eve yolladığınızda tedaviye uyumda da sorun olabilir ilaçtan bağımsız. Eve yolladığınız kişi ilaçlarını düzgün almıyor olabilir. Sayı olarak eksik alıyor olabilir. Aralığını doğru uygulamayabilir. Bu bir varsayım. Ne kadar doğru bilmeme. Ama var olan bir şey ki hastalar bulguları şiddetlenip geri gelebiliyorlar. Demek ki bunu araştırmamız gerekiyor” dedi.

48 SAAT ÖNEMLİ

48 saat önce temaslı olanların karantinaya girmesi gerektiğini belirten Usluer, “Bulgular o kişinin bulguları ortaya çıkmadan 48 saat önce önemli. Tabi ki ne kadar mesafede oldunuz, ne kadar süre birlikte oldunuz bunların her biri değer taşıyor. Ama zaten filyasyonda son 48 saatte birlikte olduğu kişilere filyasyon yapılması ve onların da karantinaya alınması gerekiyor” dedi. En önemli bulgunun ateş ve kuru öksürük olduğunu belirten Usluer, şöyle devam etti: “Süreç uzadıkça çok farklı bulgular da görmeye başladık. Ama esas olarak polikliniğe veya acile başvuran hasta veya evde şikayeti olup ben COVİD miyim diye düşündürecek bulguların başında yüzde 70’lerin üzerinde ateş var. Yani yüzde 80’in üzerinde ateş bulgu. İkinci sırada öksürük. İlave olarak boğaz ağrısı olabiliyor, ishal olabiliyor, bulantı kusma olabiliyor. Son günlerde giderek arttı ama farkında olduğumuz için hastalar da farkında. Geliyor diyor ki ben koku ve tat alamıyorum. Bazı hastalarda bunlar izleye izleye çıkıyor. Ve her hastada farklı. Ama öncelikle ateş, öksürük, göğüs ağrısı öncelikli bulgumuz ve kas ağrısı. Tabi bunlar esasında gripteki bulgularla aynı. Onun için hasta geldiğinde kış sürecinde bu şikayetlerle gelen hastalara hem COVİD testi hem de grip testi yapmak lazım. Gripse ilacını vereceğiz, değilse başka bir şey yapacağız” diye konuştu.

SALGINI YOK EDECEK SİHİRLİ GÜÇ: AŞI

Usluer, aşı çalışmalarıyla ilgili şunları söyledi: “Hepimiz takip ediyoruz. Bu salgını durdurabilmenin en temel yolu var. Buraya kadar yapılabilecekleri saydık ama hani en kesin en reel çözüm nedir dersek. Bir aşının bulunması. Gerçekten en kolay yolu. İkincisi bu virüse etkin ilaçların veya ilacın bulunması. Şu anda birçok ilaç kullanıyoruz. Bir kısmının artık etkisiz olduğu kanıtlandı. Bir kısmının etkili mi etkisiz mi olduğunu bilmiyoruz ama kullanıyoruz. Bir kısmı gerçekten sağ kalım üzerine etkili ama bunların hiçbiri esasında COVİD-19’a özgü değil. Bu yüzden etkin ilaç bulunması önemli. Erken dönemde dünyada salgını yok edecek olan sihirli güç aşının bulunasıdır. Birçok ülkede aşı çalışması var ve herkes 4 gözle bu çalışmalara bakıyoruz. Şu anda güncel olan ve yan etki açısından daha güvenilir olan Biontech firmasının bulduğu aşı. Faz 3 çalışmalarında yüzde 90 oranında koruyucu olduğunu gösterildi. Bu çok önemli bir sonuç. Ama sevinmek için daha erken. Bir kere iki doz, 3 hafta arayla 2 doz yapılması lazım. Koruyuculuğunu sağlaması için. İkincisi oluşan antikorların aşıyla oluşan bağışıklığın ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Bu önemli çünkü bir aşı için yararlıdır demek için koruyucu süresi de bizim için önem taşıyor. Yine aşı hasta yatışını engelleyecek mi? Sağ kalım üzerine etkisi olacak mı? Ciddi yan etkisi olacak mı? Bunlar biraz zamana yayılı bilgilerimiz olacak. O yüzden telaşlı telaşlı bu iş bitti demek doğru değil. İkinci bir nokta toplumsal bağışıklık. Burada bireyin bağışıklık olmasından daha önemli toplumsal bağışıklığın sağlanması. Toplumun en az yüzde 60’ı aşıyla bağışıklanırsa toplumsal bağışıklıktan bahsedebileceğiz. Bu süreçlerde her bulunan bir yenilik bir kazanç kapısı. Çünkü ona bir yatırım yapılıyor. Şimdi bakın bu dediğim aşıyla ilgili açıklama bu yıl sonuna kadar 50 milyon doz üretebileceğiz demişler ki henüz ne Avrupa onayı aldı ne Amerika onayı aldı. Bu iki onay sürecinin tamamlanması durumunda 50 milyon doz üretebiliyorlar. Bu 25 milyon kişinin aşılanması demek. Yıl sonuna kadar 25 milyon doz. Gelecek yıl için de 1.3 milyar doz aşı üretebileceğiz demişler. Bunu da yarıya indirelim 700 milyon kişi dünyada aşılanıyor. Bütün ülkeler öncelik benim olsun istiyor. Çok tehlikeli bir süreç başlayacak aşıyla birlikte. Aşı milliyetçiliği diye bir kavram var dünyada. Aşıyı biz bulduk, aşı önceliği bizde, önce benim ülkemin inşaları kullansın, biz aşılanalım. Bütün dünya dayanışma çağrıları yaparken aşıda da dayanışmaya değiniyor. Fiyat konusu önemli bir soru işareti. Şu anda bir kişi 2 doz aşılandığında yaklaşık 400 TL diye bir söylenti var. Tüm bunlara ulaşabilmek kimlerin ulaşabileceği, ülkenin getirebileceği aşı kapasitesi şimdiden planlamaların iyi yapılması ve uluslararası dayanışmanın içine girmek gerekiyor.”

SAĞLIK PERSONELİ ÖNCELİKLİ

Grip aşısında sağlık çalışanlarının öncelikli gruplar içerisinde yer aldığını belirten Usluer, “Grip aşısında sağlık personeli risk grubu içerisinde ve her yıl grip aşısıyla aşılanması gerekiyor. Neden? Sağlık personelinin grip enfeksiyonuyla karşılama riski daha fazla. Çünkü gün içinde her bölüme gripli hasta gelebilir bir. İkincisi sağlık personeli kendisi hastalandığında hastalarına da hastalığını bulaştırabilir. O nedenle de önemli. Sağlık personeli doğru bir hedef kitledir aşı kullanma açısından” dedi.

BU KIŞ DA COVİD-19 İLE GEÇECEK

Bu kışın da COVİD-19 ile geçeceğine dikkat çeken Usluer, “Burada bir mucize beklemeyeceğiz. Mucizeyi ya da mucize olarak düşündüğümüz enfeksiyon kontrolünü kendimiz edineceğiz. Bireysel kısmını herkes kendisi yapacak. Ama toplumsal kuralları düzenleyecek olan cezadan bahsetmiyorum. Toplu taşıma araçları, test yapı kapasitesi, filyasyon yönetim sistemleri bu regülasyonu da siyaset kurumunun dayanışma ile özellikle yerel yönetimlerle dayanışarak hayata geçirmesi gerekiyor. Kış zor geçecek ama bu bir global salgın. Global salgınlar doğru deneyimleri birleştirerek çözümlenebilir. Eskişehir Türkiye ve tüm dünya için sağlık diliyorum. Çünkü globalleşen bir dünyada hiç kimsenin iyilik hali önem taşıyor” diye konuştu. ESRA ÜNLÜ

Arıman Web reklam
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Eskişehir haberleri ve Eskişehirspor haberleri için gerçek kaynağınız Son Haber Gazetesi