Doç. Dr. Yağmur Say

OSMANLI VE CUMHURİYET DÖNEMİ ANAYASAL METİNLERİNDE “TÜRK” KAVRAMI (8)

20 Ekim 2019 00:05
A
a

 1982 ANAYASASI  
12 Eylül 1980 öncesinde; şiddet ve terör olaylarının yaygınlaşması, ekonomik durumun bozulması, ülkenin giderek kriz ortamına doğru sürüklenmesi, TBMM’nin uzunca bir süredir Cumhurbaşkanını seçememesi, zaman zaman çalışamaz ve kanun çıkaramaz hallere düşmesi, bir askeri müdahale olacağı yorumlarına yol açmaktaydı. Bazı çevrelere göre içinde bulunulan durumun sorumlusu 1961 Anayasası idi. Getirdiği liberal ortam ve özgürlükler; yürütmeyi zayıflatmış, hükümetin elini kolunu bağlamıştı. Bu ortamda Türk Silahlı Kuvvetleri 12 Eylül 1980 tarihinde emir komuta zinciri içinde yönetime el koydu. TSK’nin yönetime el koymasıyla oluşturulan Millî Güvenlik Konseyi, yürütme ve yasama yetkilerini elinde toplamış, bu konseyin de başkanı olan Orgeneral Kenan Evren Devlet Başkanı ilan edilmiştir. Millî Güvenlik Konseyi’nin yasama ve yürütme işlemleri, yasa, iç tüzük, bildiri ve karar olarak adlandırılmış ve numara verilmiştir.
Mili Güvenlik Konseyi 27.10.1980 tarihinde “Anayasa Düzeni Hakkında Kanun”u yayımlamak suretiyle askeri müdahaleyi anayasal bir zemine oturtmaya çalışmıştır. Buna göre, Cumhurbaşkanı görevlerini Mili Güvenlik Konseyi Başkanı yürütecek, TBMM’nin görevlerini Mili Güvenlik Konseyi kullanacak, Mili Güvenlik Konseyi tarafından çıkarılacak her türlü bildiri, kanun, bakanlar kurulu kararnameleri ile müşterek kararnameler gibi kamu hukuku işlemlerine karşı anayasal ve idari yargı yolu kapalı olacaktır. Bu hükümlerden Mili Güvenlik Konseyi’nin “Kurucu İktidar” olduğu görülmektedir.
1982 Anayasası da, 1961 Anayasası’nda olduğu gibi askeri müdahale sonucu yapılmıştır. Yalnız her iki Anayasanın yapılmasına yol açan askeri müdahaleler birbirinden önemli derecede farklı toplumsal, siyasal ve uluslararası koşullara tabi olması, bu Anayasaların birbirinden farklı felsefelere dayanmasına yol açmaktadır. Meşrutiyet anayasacılığından bu yana iki yüz yılı aşan bir süre Türkiye’de siyasal iktidarın sınırlanması, özgürlük ve demokrasinin korunması, geliştirilmesi düşüncesine dayanan Anayasal gelişmeler, ilk olarak net bir biçimde 1980 askeri müdahalesi ile otoritenin ve devletin güçlendirilmesine yöneliktir. Bu nedenle çoğulcu bir demokrasi anlayışını temsil eden 1961 Anayasası ile otoriter bir devlet anlayışını benimseyen ve daha az bir katılımcı demokrasi modelini yansıtan 1982 Anayasası’nı, her ikisinin de askeri bir müdahale sonucu yapılmış olmasına dayanarak, aynı enstrümanlarla değerlendirmek doğru olmayacaktır. Çünkü böyle bir anlayış, her iki anayasa arasındaki biçimsel benzerlikleri aşan bu büyük başkalığın göz ardı edilmesine yol açacaktır.
1982 Anayasası’nın 1. maddesine göre, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir”. 2’nci maddesine göre ise “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir”. Anayasamızın 3. maddesine göre, “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür”.
Ayrıca 1982 Anayasası’nın 3. maddesine göre, Türkiye Devleti’nin dili Türkçe’dir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır, Milli marşı “İstiklal Marşı”dır, başkenti Ankara’dır. 6. maddesine göre ise Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Anayasa, 2. maddede, Cumhuriyetin nitelikleri arasında laiklik ilkesine de yer vermekte; değiştirilemeyecek hükümleri düzenleyen 4. maddede de, değiştirilemez ve değiştirilmesinin teklif edilemez olduğunu hükme bağlayarak ilkeye verdiği önemi göstermektedir. 1961 Anayasasının 9. maddesi yalnızca “devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu” yolundaki Anayasa hükmünün değiştirilemeyeceği hükmünü getirmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin 19.9.1970 günlü, E: 1970/1; K: 1970/31 sayılı kararında, değişmezlik ilkesinin yalnızca Cumhuriyet sözcüğünü değil, Anayasada yer alan temel ilkelerle niteliği belirtilen devlet sistemini amaçladığı belirtilmiştir
1982 Anayasası’nın 7. maddesine göre “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir. Bu yetki devredilemez”. 1982 Anayasası, 1961 Anayasası döneminde faydaları kamuoyunda çok tartışma konusu olan, en azından yasama sürecini uzatıcı ve kanunların yapılmasını güçleştirici nitelik taşıyan iki meclis sisteminden vazgeçerek, Cumhuriyet Senatosu’nu kaldırmış, böylece yasama sürecine sürat ve basitlik getirmiştir. Buna göre TBMM milletin temsilcilerinden oluşan tek bir meclistir. Parlamenter sisteme işlerlik kazandırma, gereksiz tıkanma ve bunalımları önleme amacını güden bu tür kurum ve kurallar, dünya Anayasa hukuku literatüründe “rasyonelleştirilmiş parlamentarizm” olarak adlandırılmaktadır. Bu anlamda 1982 anayasasının, rasyonelleşmiş parlamentarizm yönünde bir eğilim gösterdiği kabul edilebilir.
1961 Anayasası 3. maddesinde; “Türkiye; devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.” ifadesine yer verilerek; devletin varlığı, bir önkoşul olarak görülmekte fakat haklar ve özgürlükler yönünden ağırlık ve önceliğin “kişiye” verildiği gözlenmektedir. Devlet; “kişinin özgürleştirilmesi için görevli ve yükümlü kılınmaktadır. 1982 Anayasasında ise tam tersine ağırlık ve öncelik devlete verilmektedir.
Bazı araştırmacılara göre; ilk kez bir Anayasada, “Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinden söz edilerek, “Türklük” tanımının yurttaşlık bağı sınırlarını zorlayan bir anlamda kullanılmış bulunması da bir çelişki teşkil etmektedir.
1982 Anayasası bir geçiş dönemi öngörmüştür. Bu “geçiş dönemi” Anayasanın altıncı kısmında yer alan geçici hükümlerinde düzenlenmiştir. Kimilerine göre ; 1982 Anayasası, Batıdaki Anayasal gelişmelere aykırı olarak düzenlenmiş, bireyin devlete karşı korunmasını amaç edinmemiştir. Tepki Anayasası olan ve özgürlüklerin anarşi, şiddet ve teröre neden olacağı varsayımından çıkış yapan, hiyerarşik yöntemle hazırlanan bu 1982 Anayasası, birey karşısında devleti kutsayan bir yapıdadır. Birey ve toplumu siyasi bir tehdit olarak gören, onları siyasi dar bir alana hapseden, devleti kurarken de devleti koruma içgüdüsüyle davranan bir yapıdadır.
23 Temmuz 1995 Tarih 4121 Sayılı Kanunla anayasada bazı değişiklikler yapılmıştır ; Anayasanın Başlangıcı ve 14 adet madde değiştirilmiştir. Anayasanın Başlangıcında iki önemli değişiklik yapılmıştır; Birincisi, “Kutsal Türk Devleti” yerine “Yüce Türk Devleti” denilmiştir. Yani “Kutsal” kelimesi yerine “Yüce” kelimesi getirilmiştir. “Kutsal” kavramı, “meşruiyetini hukuktan değil de kendisinden almaktadır”, anlamına gelebildiğinden bu değişim, hukuk devleti fikri açısından olumlu olmuştur. Devlet kutsal olunca, bireyin özgürlükleri devleti sınırlandıramamaktadır.
 
1982 ANAYASASI
 
KANUN NO: 2709, Kabul Tarihi 7. 11. 1982
 
BAŞLANGIÇ
 
Ebedi Türk vatan ve milletinin bütünlüğüne ve kutsal Türk Devleti’nin varlığına karşı Cumhuriyet devrinde benzeri görülmemiş bölücü ve yıkıcı, kanlı bir iç savaşın gerçekleşme noktasına yaklaştığı sırada; Türk Milletinin ayrılmaz parçası olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, milletin çağrısıyla gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980 harekatı sonucunda, Türk Milletinin meşru temsilcileri olan Danışma Meclisi’nce hazırlanıp Milli Güvenlik Konseyi’nce son şekli verilerek Türk Milleti tarafından kabul, tasvip ve doğrudan doğruya onun eliyle vaz olunan bu anayasa:
 
  • Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği Milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda,
  • Dünya milletler ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde,
  • Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milleti’ne ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu anayasada gösterile hürriyetçi demokrasi ve bunun icatlarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı,
Kuvvetler ayrımının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir iş bölümü ve iş birliği olduğu ve üstünlüğün ancak anayasa ve kanunlarda bulunduğu (Devam Edecek).
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Eskişehir ve Eskişehirspor haberleri için gerçek kaynağınız Son Haber Gazetesi