Nesli Özkay Dikkaya

TARİHİN MAĞLUBU: ENVER PAŞA

6 Ağustos 2022 08:05
A
a
Ercan Kardeşler Kuyumculuk
“Felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin,
Dönersem kahbeyim millet yolunda bu azimetten,
Ne gam, ne pür-ateş-i hevl olsa da gavga-yı hürriyet,
Kaçar mı merd olan bir cân için meydân-ı gayretten…”
NAMIK KEMAL
 
4 Ağustos, Osmanlı Harbiye Nazırı ve İttihat ve Terakki Cemiyeti liderlerinden olan, Enver Paşa’nın ölüm yıl dönümüydü.BenEnver Paşa hakkında konuşurken, okurken, yazarken “Atatürk’ü takdir eden bir kişi nasıl Enver Paşa’ya da yakınlık duyabilir?” eleştirilerini anlamsız buluyorum. Bununla birlikte Enver Paşa’nın vatan haini ilan edilmesine, onun dönemin şartlarına göre anlaşılmamasına karşı çıkıyorum. Tıpkı Abdülhamit gibi! Tıpkı Vahdettin gibi! Atatürk ile Enver Paşa’yı kıyaslamanın yerinde olmayan bir kıyaslama olmadığını da vurgulamak isterim. Çünkü kıyaslanan taraflardan biri tarihin galibi iken diğeri mağlubudur!
Enver Paşa’yı ele alırken yalnızca bir insanı değil bir devri ele almış oluruz. Çünkü Şevket Süreyya Aydemir’in ifadesiyle, “tarih içinde devirlerle, bu devirlere müdahalesi olan kahramanlar, daha öncelerden gelişen birtakım şartların, oluşların mahsulüdürler. Onları bu şartlar ve bu oluşlar hazırlar. Onları bu şartlardan, bu oluşlardan kesin sınırlarla ayırmak mümkün değildir. Bir devri ve kahramanlarını, kendilerinden evvelki devrin doğum ağrılarından kopardığımız zaman, bu devir ve bu şahsiyetler, köksüz ve havada kalırlar”.
Yani Enver Paşa’yı Edirne Fatihi ve kahraman yapan da o dönemin şartlarıydı, ardından onu vatan topraklarından kaçmak zorunda bırakan da… Bunların hepsini aynı anda düşünürsek Enver Paşa’yı anlayabiliriz, ancak yargılamadan!
Yetiştiği dönemin Osmanlı zabitanı içinde kendini yetiştiren Enver Paşa Makedonya’daki çete savaşlarında gösterdiği başarılarla sivrilmişti.1908 hareketinde öncü rolü onu halk kahramanı mertebesine getirdiği gibi İttihat ve Terakkî Cemiyeti içindeki durumunu da güçlendirmiş, 1913 Bâbıâli Baskını’ndan itibaren gerek bu örgütün askerî kanadının gerekse Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın lideri haline gelmişti.
Birinci Dünya Savaşı’na girilmesinden sonra Enver Paşa Harbiye nâzırı olarak askerî harekâtın yönetimini ele almıştı. Ancak kendisinin tamamen bir Alman kuklası olup onların isteklerini yerine getirmeye çalıştığı şeklindeki görüşler doğru değildir.Alman belgeleri üzerine yapılan araştırmalar Enver Paşa’nın çeşitli hususlarda Alman askerî yetkilileriyle çatıştığını göstermektedir. Enver Paşa savaş sırasında Almanlara tamamen tâbi olmamış, ordunun en önemli kademelerine Alman subayların getirilmiş olmalarına rağmen bu subaylardan ve Berlin’den gelen bazı talepleri kendi fikirlerine ve memleketin menfaatlerine aykırı bulduğu yerde reddetmeyi bilmişti. Murat Bardakçı’nın Enver Paşa konusunda yaptığı araştırmalar neticesinde yazdığı kitabında vurguladığı üzere, Alman tarafı ile sık sık anlaşmazlıklar çıkmış ve bu anlaşmazlıklar Enver Paşa’nın savaşın sonuna doğru kardeşi Nuri ve amcası Halil Paşalar kumandasında Kafkasya’da ve Azerbaycan’da başlattığı harekatın Berlin’i telaşlandırması üzerine silahlı çatışma halini almış, Türk ve Alman birlikleri 10 Haziran 1918’de Vorontsovka’da muharebeye tutuşmuştu!
Şükrü Hanioğlu’nun Enver Paşa hakkındaki şu satırları kayda değerdir: “Enver Paşa’nın Birinci Dünya Savaşı’na girilmesindeki sorumluluğu ve rolü son dönemlerde yayımlanan Alman ve Avusturya belgelerinden anlaşıldığına göre daha ziyade Goeben ve Breslau zırhlılarının Boğazlar’dan geçirilmesi ve Rus limanlarının bombardımanı emrinin verilmesi çerçevesinde şekillenmektedir. Enver Paşa’nın Alman zaferine olan büyük inancı sebebiyle bu olaylarda birinci derecede sorumluluk sahibi olduğuna şüphe yoktur. Onun Mütareke sırasındaki faaliyetleri ise özellikle son dönemlerde yayımlanan belgelerin ışığı altında şahsî girişimler olmaktan ziyade İttihat ve Terakkî kadrosunun faaliyetleri olarak değerlendirilmelidir. Ancak Enver Paşa’nın maceracılık boyutlarına varan hareketleri konusunda yorumda bulunulurken içinde yaşadığı çağın da bir maceracılar çağı olduğu hesaba katılmalıdır.
Yazının başında da vurguladığım üzere tarihi şahsiyetler, o dönemlerin, o devirlerin ürünüdürler. Ancak insanın bir ruhu olduğu gibi toplumlarında bir ruhu vardır. Toplumun halet-i ruhiyesi içerisinde kişilerin ruhları da şartların ve olayların oluşumuna damga vurur. Dolayısıyla Enver Paşa’yı anlamak için Osmanlı Devleti’nin “Hasta Adam” olduğu dönem iyi anlaşılmalı ve Enver Paşa’nın yaptıkları da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Hep şu soruları sorarım: Ya Enver Paşa başarılı olsaydı? Ya Birinci Dünya Savaşı’nı Almanlar kazansaydı? Ya Kurtuluş Savaşı’na gerek duyulmasaydı? Tabii ki tarihçinin görevi olmamış şeylerin sorularını sorup cevaplarını aramak değildir. Ancak tarihi şahsiyetleri günümüzde yargılayıp onları yaftalamadan önce bazı sorular sorulmalı, cevapların ve şartların çeşitliliği görülmeli diye düşünüyorum.
Enver Paşa’nın ruhu şad olsun!
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Eskişehir ve Eskişehirspor haberleri için gerçek kaynağınız Sonhaber Gazetesi