SADİ SEDA

TÜRKİYE'DE 3,5 MİLYON ÇOCUK GELİN VAR!

23 Kasım 2020 00:05
A
a
Aslında geç kalınmış bir yazı.
Bu nedenle tüm kız çocuklarından özür dileyerek yazıma başlamak istiyorum.
11 Ekim Günü Birleşmiş Milletlere üye ülkeler tarafından alınan kararla 2012 yılından itibaren “11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü” olarak kutlanıyor.
Kız çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi ve insan haklarından tam ve etkili bir şekilde yararlanmalarını sağlamak amaçlanıyor.
Kararda “Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedeflerine” ulaşılması ve kız çocuklarının kendilerini etkileyecek kararların alınmasına katılımı açısından kız çocuklarının desteklenmesinin, güçlendirilmesinin ve onlara yatırım yapılmasının son derece önemli olduğu, ayrıca bunun başarılmasının kız çocuklarına karşı ayrımcılık ve şiddeti önleyeceği, onların insan haklarından tam ve etkili bir şekilde yararlanmalarını sağlayacağı belirtilmiştir.
Ayrıca kararda, kız çocuklarının güçlendirilmesinde ailelere ve toplumlara büyük rol düştüğü de vurgulanmaktadır.
* * *
“Bugün 23 Kasım. Üzerinden 1,5 ay geçmiş. Yeni mi aklıma geldi?” diye soracağınızdan eminim.
Hayır, yeni aklıma gelmedi.
Ben genelde yerel olayları yani daha çok ilimizi ilgilendiren konular hakkında yazmayı tercih eden bir gazeteciyim.
Uluslararası bir etkinlik olduğundan dolayı “nasıl olsa yaygın basında konuyu değerlendirenler olur düşüncesiyle yazmamıştım.
Dün internette okuduğum bir haber 2 kız babası olmamdan dolayı beni çok etkiledi.
Üzerinden 1,5 ay geçmiş olsa da “böyle bir yazının günü olmaz” diyerek bende bu konuda düşüncelerimi yazmak istedim.
* * *
Önce bu yazıyı yazmama neden olan olayı belirtmek istiyorum.
“İstanbul Arnavutköy'de 14 yaşındaki Suriyeli kız çocuğuna tecavüz ettiği iddia edilen şahıs tutuklandı. 14 yaşındaki kızın, bir süre önce bu fiili gerçekleştiren şahıs ile dini nikâhla evlendirildiği ve düğün yapıldığı ortaya çıktı.”
Kız veya erkek fark etmez. 14 yaşında bir çocuğun evliliği söz konusu olamaz. Çünkü henüz reşit olmadığı için ailesinin bakımına, gözetimine ihtiyacı vardır. Ve çocuğun en temel hakkı, eğitim hakkıdır. Özellikle eğitim hakkından yoksun bırakmak ailenin çocuğuna karşı görevlerini yapmaması demektir. Bu bir anlamda suç da teşkil eder. Çünkü hukuk devletiyiz, evlilik yaşına gelmemiş 14 yaşındaki bir çocuk için 'evlendirilme' kavramı bile kullanılamaz. İmam nikâhının herhangi bir resmi yansıması da yoktur.
Hem hukuka hem de ülkemizin kurallarına da aykırıdır.
* * *
Türk Medeni Kanunu’nun 124. Maddesinde aynen şöyle yazıyor:
Yeni Düzenleme: “Kadın (genç kız) ve erkekler 17 yaşını doldurmadıkça evlenemezler.”
Mahkeme kararıyla evlenme yaşında da kadın ve erkekler arasında eşitlik sağlandı.
Düzenleme yapılmadan önce, (EMK) evlenebilmek için erkeklerin 17, kızların da 15 yaşını doldurmuş olması gerekiyordu.
Türkiye laik bir hukuk devleti olduğuna göre çocuk yaşta birinin evlendirilmesi kanunlar çerçevesinde olabilir ancak. O da medeni kanunun evlilik yaşı çerçevesinde olabilir.
Her ne kadar uluslararası sözleşmeler ve bizim iç hukukumuzda çocuk koruma kanunu 'her insan 18 yaşına kadar çocuktur' dese de, medeni kanunumuzda evlilik yaşı 17 yaşının doldurulması olarak belirlenmiştir.
Kız çocuklarının evlenme yaşının 17'ye yükseltilmesi, gerek kız çocuklar ve gerekse toplum için olumlu bir gelişme. Çünkü 14-15 yaşında evlenen kız çocuk daha biyolojik gelişmesini tamamlamadan en önemli sorumluluklardan biri olan, evlilik sorumluluğu altına giriyordu. Bu arada okula gitmiyor ya da okuldan alıkonuluyordu.
Olağanüstü bir hal veya neden varsa Aile Mahkemesi'nden anne baba çocuğunu 16 yaşında evlendirmeyi talep edebilir. Bu durum mahkemenin iznine tabidir. Bu önemli detayı da hatırlatmak isterim.
Geçen yıl 16-17 yaş aralığında
17 bin kız çocuğu evlendirildi
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2019 yılında illere göre çocuk yaşta evlendirilmelere ilişkin verileri açıkladı. Verilere göre, 2019 yılında evlenme sayısı 541 bin 424 iken, erken yaşta evlendirilme sayısı ise 17 bin 47 olarak belirlendi.
2019 rakamlarına göre illere göre bakıldığında, geçen yıl resmi kız çocuk evlenmelerinin en yüksek görüldüğü il yüzde 14,8 ile Ağrı, en düşük olduğu il ise yüzde 0,7 ile Bolu oldu. Bu dönemde Ağrı'da 635 kız çocuk, "gelin" olurken, Bolu'da bu şekilde sadece 12 evlilik gerçekleşti.
Kız çocuk evlenmelerinin en yüksek olduğu diğer iller yüzde 14,1 ile Muş ve yüzde 12,5 ile Bitlis, en düşük olduğu iller ise yüzde 0,9 ile Trabzon ve Artvin olarak belirlendi.
Öte yandan geçen sene 15 yaşın altında 142 kız çocuğu doğum yaptı; 15-17 yaş arasında doğum yapan çocukların sayısı ise 9 bin 714.
* * *
Medeni kanuna göre 17 yaşın altında çocukların evlendirilmesi suç sayılırken, Hacettepe Üniversitesi'nin yaptığı araştırmaya göre Türkiye'de 3,5 milyon çocuk yaşta evlendirilen kız bulunuyor…
Çocuk evlilikleri, çocukları ailelerinden ve arkadaşlarından ayırmakta, aile içi şiddete maruz bırakmakta, gelişimlerini ve eğitim, sosyal ve mesleki alanlardaki fırsatları tehlikeye atmaktadır. Erken yaşta yapılan evlilikler depresyon ve intiharın yanı sıra psikolojik sorunlara da yol açabiliyor.
Erken yaşta yapılan evliliklerle kurulan ailelerde, eşler bu rolleri yerine getirme noktasında sorun yaşamaktalar. Bu durum aile kurumunu, toplumsal yapı içerisinde olumsuz etkiliyor…
Birleşmiş Milletlere göre, 18 yaşını doldurmamış her birey çocuktur. Bu bağlamda, 18 yaşından önce yapılan evlilikler, erken yaşta yapılan evlilik olarak kabul edilmekte.
Kız çocuklarının erken yaşta evlenmelerinin nedenleri arasında aile baskısı ilk sırada gelmektedir.
Ayrıca, ekonomik anlamda dar gelirli ailelerde, erken yaşta çocuklarının evlendirilmesi ile ekonomik kazanç elde etme çabası olduğu görülüyor.
* * *
Küçük yaşta rızasız ve zorla evlendirilen, çocukluğunu yaşayamadan kadınlığa sürüklenen, henüz kendisi çocukken çocuk sahibi yapılan masum ve mazlum kız çocuklarının hepimizin boynuna astığı kocaman bir insanlık ayıbıdır…
Kesintisiz 12 yıl zorunlu eğitim, kız çocukların erken evlilikten korunması için çok önemli bir realitedir…
* * *
Onlar bu dünyanın en güzel nimetleri…
Okuyan ve sevgiyle büyüyen her kız çocuğu yarınlar için 1 umuttur. Aydınlık yarınları kızlarımızla el ele kuracağız! 
Hayallerine koşan, okuyan, “kız çocuğusun” diye kısıtlanmayan, zorla evlendirilmeyen çocuklar yetişmesi dileğiyle…

* * *
 
İğneyi önce kendimize batıralım!
 
Son bir ayda yayılımı hızla genişleyen Koronavirüsün hızını kesmek adına kısıtlamalar yeniden hayatımıza girdi. Hafta sonları saat 20.00’den sonra, hafta içerisinde ise 65 yaş ve üzeri olanların 10.00-13.00, 20 yaş ve altındakiler 13.00-16.00 saatleri arasında sokağa çıkabilecek.
Yeni bir karar alınıncaya kadar ise kahvehane, kıraathane, kır bahçesi, internet kafe/salonu, elektronik oyun salonları, bilardo salonları, lokaller ve çay bahçeleri ile halı sahaların faaliyetleri durduruldu.
Alınan bu kararlar sosyal medyada eleştiriliyor.
* * *
İyi de bu kısıtlamalar durup dururken insanlara eziyet olsun ya da ekonomileri bozulsun diye alınmadı ki.
Bu kararların alınmasında bizim hiç mi suçumuz yok?
Haziran ayından itibaren pandeminin ilk başladığı günlerde salgının önüne geçme adına birçok yasaklamalar getirildi.
Aylarca sokağa çıkma yasaklandığı için evlerimize hapsolduk!
En sevdiklerimizin yüzünü göremedik.
En yakınlarımıza sarılamadık.
En yakınlarımızın cenazelerine gidemedik.
* * *
Haziran ayından itibaren salgın etkisinin yavaşlamasıyla birlikte “kontrollü sosyal hayat” diyerek alınan bazı yasaklar kaldırıldı.
“Kontrollü Sosyal Hayat” salgına karşı yeni hayat tarzı idi. Özü, hep birlikte tedbirdi. Pazar yerinden toplu taşımaya, AVM’den iş yerine, sınıftan sokağa, amacı birlikte olduğumuz tüm alanlarda Koronavirüs riskini hepimiz için azaltmaktı.
Yalnız üç önemli koşulu vardı: Maske + Sosyal Mesafe.
Ülkenin her noktasında yeni hayat tarzımız; Kontrollü sosyal hayat, hep birlikte tedbirdi.
Salgının kontrol altında tutulduğu, "Dişimizi sıkıp, tedbiri elden bırakmazsak ve tümüyle bu atağı sonlandırabiliriz” deniliyordu.
* * *
Ama biz ne yaptık?
“Dişimizi sıkıp, tedbiri elden bırakmazsak ve tümüyle bu atağı sonlandırabiliriz” ifadesini “salgını atlattık” diye algıladık.
Hep birlikte yaşadığımız o sıkıntılı günleri çabuk unuttuk!
“Kontrollü sosyal hayat” sözlerini “artık normal yaşama döndük” diye anladık.
 Tedbirleri hayatımızdan çıkardık.
* * *
“Maske-mesafe” kuralına aldırış etmedik.
Sokakta, caddelerde, hatta pazaryerleri gibi kalabalık ortamlarda maskesiz dolaşmaya başladık.
Ya da maskemizi “çenemize, boynumuza, kolumuza, alnımıza” taktık.
Kimimiz cebimize, kimimiz çantamıza koyduk.
Kolluk görevlilerini gördüğümüzde çantamızdan, cebimizden çıkarıp taktık.
“Niçin maske takmıyorsunuz?” diye sorulduğunda;
“Ben maskenin koruyacağına veya hastalığa inanmıyorum”, “nefes almakta zorluk çekiyorum” veya “unuttum” diyenler oldu.
* * *
Marketlere, AVM’lere giriş sayısı sınırlı olmasına rağmen buna uymadık.
Eğlence merkezleri belirli saatlerde kapatılacak denmesine rağmen sabahın ilk ışıklarına kadar açık tutuldu.
Lokanta, pastane ve kıraathane ve cafelerde oturma şekli belirlendi.
Düğünlerde “oynamak ve gelin damada takı takmak yasak. Misafir sayısı yarı yarı olacak” dendi bir birimize “virüs” yokmuş gibi sarılarak dans ettik, halay çektik.
Gibi gibi gibi…
Örnekleri çoğaltabilirim.
Yani alınan önlemleri çok çabuk unuttuk. 
Kendisine Koronavirüs teşhisi konulanlar evde izole olması gerekirken ya sokakta gezdi, ya işe gitti, ya da işyerini açarak çalışmaya devam etti.
Virüse adeta davetiye çıkardık!
* * *
Kurallara uymadık, uymayanları da uyarmadık.
Böyle olunca hepimiz birbirimize virüsü bulaştırdık.
Hasta olanların sayısı, salgının ilk başladığı aylardaki sayının daha da üzerine çıktı.
Hastanelerin yoğun bakım yatakları yeniden dolmaya başladı.
Sağlık çalışanları yeniden nerede ise 24 saat çalışmak zorunda kaldı.
* * *
Şimdi diyeceksiniz ki, “tamam insanların hatası oldu. Peki devleti yönetenlerin hiç mi suçu yok?”.
Elbette ki onların da büyük hataları oldu.
Önce “kontrollü sosyal hayat” dendi.
Ardından “normalleşme süreci” başladı.
Birçok bilim insanı, “plajların, tatil yörelerindeki otellerin, şehirlerarası yolculuk seyahatlerinin” açılmasının erken olduğunu söylediler.
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Cumhurbaşkanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Selma Metintaş, Kurban Bayramı öncesi önemli uyarılar yapmıştı.
“Kurban Bayramı süresince sokağa çıkma yasağı uygulansın. Şehirlerarası ulaşımlar, dolaşmalar yasaklansın”.
İkinci olarak da halka seslenerek; “Bayram süresince evde kalın. Anneniz, babanız, kardeşleriniz ve yakınlarınızla ya telefonda ya da görüntülü arayarak uzaktan birbirinizin bayramını kutlayın” demişti.
Bu uyarılar dikkate alınmadı.  
* * *
Elbette ki onlar da hata yaptılar.
Alınan önlemleri çabuk gevşettiler.
Devleti yönetenler “ekonomi yeniden canlasın, esnaf, tüccar ve sanayici satış, üretim yapsın piyasa yeniden canlasın. Çalışanlar mağdur olmasın” dedi.
Haklıydılar.
Pandemiden etkilen tüm ülkelerde aynısını yaptı.
Ülkeyi yönetenler bugün tekrar yeni kısıtlamalar getirdiyse bunda özellikle bizler yani vatandaşlar olarak “maske-mesafe” başta olmak üzere kurallara uyduk mu?
Biz kurallara uymuş olsaydık, yeniden getirilen kısıtlamalar olmayacaktı.
İğneyi önce kendimize batıralım, sonra da çuvaldızı bizi yönetenlere.

* * * *

TAHTA PERDEDEKİ ÇİVİ
Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş.
”Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak” demiş.
Genç, birinci günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış.
Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş.
Gence; “bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi çıkart (sök)” demiş.
Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış.
Babası ona; “aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak” demiş.

Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik kapanmayacaktır.
Arıman Web reklam
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Eskişehir haberleri ve Eskişehirspor haberleri için gerçek kaynağınız Son Haber Gazetesi