İsmet Beceriklican

YALNIZKEN KALABALIK OLMAK

30 Mart 2020 00:15
A
a
Maymundan HIV, misk kedisinden SARS, yarasadan MERS, pangolinden CORONA derken;
Çığ, sel, deprem, çekirge, kuraklık, savaş ile uğraşırken;
Sonunun nereye varacağı belli olmayan, belki de ‘asrın felaketi’ olmaya aday bir salgın girdabının ortasında boğuşurken bulduk kendimizi.
‘Koronavirüs Salgını’
Çin’de başladı; İran’ı, İtalya’yı, İspanya’yı yıktı; Avrupa’yı, Amerika’yı ezdi geçti; bütün dünyayı kaplayıverdi kısa sürede. 195 ülkede 30 bin insanın hayatına mal olurken, bizi de es geçemezdi.
Şimdilik; 8 binin üzerinde vaka, 100’ün üzerinde kayıp var; binlerce yurttaş karantinada…
Doğal hayat ile aramızda olması gereken çizgiyi aşmanın bedelini ödüyoruz sanki.
***
‘Salgın korkusu, korku salgınına dönüştü.’
Kibirle inşa ettiğimiz günlük hayat, küçük bir hapşırıkla dağılıverdi. Umursanmayan bir yüksek ateş, panik dünyasına itiverdi hepimizi.
Okullar, üniversiteler, kurslar, ibadethaneler kapandı. İşyerleri kapandı, ulaşım durdu. 65 yaş ve üstü eve kapatıldı. Hayat durma noktasına geldi.
Yaş itibarıyla salgının riskli grubunda olduğundan evlerine kapananlar; virüsten çok, virüsün yaydığı korkuyla boğuşmakta.
Anladık ki,
‘Hiçbir şey korku kadar hızlı yayılmıyormuş.’
***
Salgınla birlikte ilk önce köşesinde uyuklayan ‘yağmacı kültür’ ayaklandı.
Piyasada dezenfektan, kolonya, kâğıt mendil ve havlu, maske, eldiven kalmadı. Marketler korku esirlerinin saldırısına uğradı. Makarna, un, şeker, pirinç… Ne varsa yağmalandı.
İnsanımızın taleplerini makul ölçüde karşılamak yerine, daha fazla kazanma yolunu seçen, felaketleri kendileri için mümbit panayır olarak gören ‘fırsatçılar’ çıktı ortaya.
‘Evinizi dezenfekte edeceğiz’ türü organize işlerle halkımızın üç kuruşuna göz diken ‘soyguncular’ türedi.
Virüsle pazarlık eden, nefesini (!) pazarlayan şeyhler, ‘virüsten koruyucu muska’ üreten ‘sahtekârlar’ endam gösterdi piyasaya.
Okulların önlem amaçlı kapatılmasını, tatile çevirmeye kalkışan ‘diplomalı eğitimsizler’i gördük.
Ya Diyanet’e sağlık ve bilim kurumlarından fazla ödenek ayrılması için sıkı mücadele verenlerin, ekranlara çıkıp bilim adına ahkâm kesmesine ne demeli?
Böyle olunca da sağlıkçının yetişemediği yere imamın çağrılması elzem oldu.
‘Sağlığında nasıl bilirdiniz?’ demesi için!
***
Ve öğrenme zamanı geldi.
Hijyeni öğrendik. Öksürürken, hapşırırken uyacağımız kuralları öğrendik. Araya mesafe koymayı, gereksiz kalabalık yapmamayı öğrendik.
Her birimizin birer anne, baba, evlat, torun, kardeş, akraba, arkadaş, sevgili, eş olduğumuzu hatırladık.
Kendimize değer vermenin, karşımızdakine değer vermekle aynı anlama geldiğini öğrendik.
Hayatı keşfetmenin, basit şeylerle mutlu olmanın önemini fark ettik.
Hayatımızda öne aldıklarımızı ötelemeyi, ötelediklerimizi beri almayı öğrendik.
‘Sosyal disiplin’in önemini kavradık.
Toplumsal hayatı oluşturan zincirin bir halkası olduğumuzu, zincirin de en zayıf halkası kadar güçlü olduğunu, zincirin önemli bir parçası olmanın sorumluluğuyla hareket edersek, kendimizi korurken karşımızdakini de korursak, bu mücadeleyi kazanabileceğimizi öğrendik.
Mutlu bir ülke olabilmek için ‘herkese güven veren bir devlet ve adalet’in birinci şart olduğunu öğrendik.
***
Yaşadıklarımız, insanoğluna bir ‘kendine gel daveti’ gibi sanki!
Çağımız insanı kalabalıkta yalnız hissederdi ya kendini;
Şimdi de,
‘Yalnızken, kalabalık olabilmeyi öğreniyoruz.’
 
1000
icon
Nihat Akan 29 Mart 2020 21:34

Yaşamadımız bazı farkındalıkların yaşamımıza montesi. Gönlüne sağlık, bedenine sağlık.

0 0 Cevap Yaz
alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Eskişehir ve Eskişehirspor haberleri için gerçek kaynağınız Son Haber Gazetesi