1933 yılında Uşak'ta Fotoğraf Sanatçısı Hüseyin Kazım Özler tarafından çekilen 'Cümhuriyeti Biz Böyle Kazandık' pankartlı, halkın kağnılarla, cephanelerle birlikte olduğu fotoğraf Kurtuluş Savaşı'nın 'en önemli sembollerinden biri' oldu.

TEK YÜREK OLDULAR
Genç Cumhuriyetin 10'uncu yıldönümünde o yıllarda Kütahya'ya bağlı bir ilçe olan Uşak'ta yaşayan yoksul halk küçük imkanlarla Cumhuriyeti kutluyor. 96 yıl önce bu fotoğraf karesinde yer alan insanlar Cumhuriyet'in 'değerini çok iyi' biliyordu. Osmanlı döneminde 'yoksul ve cahil bırakılmış' Anadolu halkı ülkeyi işgal eden emperyalist devletlerin zulmünü yaşadı. Anadolu'ya bir güneş gibi doğan Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde erkeği kızıyla, genci yaşlısıyla tek yürek olup, düşmanları ve onların yerli işbirlikçilerini bozguna uğrattı. Fotoğrafta anlatıldığı gibi tüm imkansızlıklara rağmen Cumhuriyeti böyle kazandılar. Bugün 29 Ekim 2019. Cumhuriyeti'mizin 96'ncı yıldönümü. Türk halkının Mustafa Kemal Paşa ile birlikte kazandığı Cumhuriyete bugün her zamankinden daha fazla sahip çıkmalıyız.

BİR KEZ DAHA
HAYKIRACAĞIZ
Cumhuriyetimiz dışarıdaki şer odakları ve ne yazık ki onların içimizdeki işbirlikçilerinin hain saldırıları altındadır. Bizler Atamızın emanet ettiği 'Türk İstiklalinin, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa' edeceğiz. 'Ne Mutlu Türküm Diyene' diyeceğiz. Türk İstiklal ve Cumhuriyeti'ni kurtarmak için 'muhtaç olduğumuz kudretin damarlarındaki asil kanda' mevcut olduğunu bir kez daha haykıracağız. 96'ncı yıldönümünde Mustafa Kemal'in 'Ne Mutlu Türküm Diyene' sözünden rahatsız olmayan tüm halkımızın Cumhuriyet Bayramını kutluyorum. Kurtuluş Savaşında vatanları için savaşan, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere şehit ve gazi olan tüm kahramanlarımızı rahmetle anıyorum. Türkiye Cumhuriyeti sizlerin sayesinde kuruldu. Türk millet sizleri asla unutmayacak. Her zaman sizleri saygıyla anacak.
----------------------------------------------
'BU BİR DEVRİM HAREKETİDİR'

1934 yılı, Haziran ayı… Ankara, önemli bir konuğu ağırlamaya hazırlanıyor. İran Şahı Rıza Pehlevi gelecek ve Atatürk devrimlerini inceleyecek… Atatürk, yakın arkadaşlarını Çankaya Köşkü'nde topluyor.

'OPERA YAPACAĞIZ'
'Şah için nasıl bir program yapalım?' diye soruyor. Kimi Orman Çiftliği'ne götürmeyi öneriyor, kimi 'Merinos'u gezdirelim' diyor. Beğenmiyor bu önerileri Atatürk… 'Bütün bunlar İran'da da var. Onlarda olmayan bir şey yapmalı, farkımızı ortaya koymalıyız' diyor. Aklında bir fikir olduğu besbelli… Sofradakiler merakla bekleşirken kararını açıklıyor: 'Opera yapacağız!' İşte ilk Türk operası Özsoy'un doğuş sahnesi bu… Atatürk operanın konusunu da kendisi belirliyor. İranlıların Şeyhnamesi'nden esinlenmiş bir destan planlıyor: Öykü, Hakan Feridun'un ikiz oğulları Tur ile Irac üzerine kurulu… İkizler doğduğunda şeytanın gazabı onları birbirinden ayırıyor… Ayrı yollara gidip birbirlerinden uzaklaşıyorlar. Ama yüzyıllar sonra buluşup kardeş olduklarını anlıyorlar. Tıpkı 'ayrı yollara giden ikizler' Türkiye ve İran gibi…

İÇLERİ ŞEVKLE KAYNIYOR

Bu konuyu işlemesi için Münir Hayri Egeli'ye veriyorlar. Libretto'yu Egeli yazıyor. Sonra besteci arayışına girişiliyor ve Adnan Saygun akıllarına geliyor. Saygun, devlet bursuyla gönderildiği Paris'ten yeni dönmüş, Musiki Muallim Mektebi'nde hocalık yapıyor. Henüz 27 yaşında… Libretto'yu okutuyorlar kendisine… 'Şah geliyor, bundan bir opera yazacaksın' diyorlar. Seviniyor Saygun… Daha önce hiç operası yok Türkiye'nin… Soruyor: 'Solist var mı?' 'Yok!' 'Koro var mı?' 'Yok!' 'Orkestra var mı?' 'Yok!' 'Ne kadar vaktimiz var?' 'Bir ay!' Mucizevi bir öyküdür bu…1 ayda, 27 yaşındaki o adam, hem de Riyaset-i Cumhur Orkestrası Şefi'nin engelleme çabalarına rağmen solistleri bulur, orkestrayı ve koroyu oluşturur, eseri besteler ve Türkiye'nin ilk opera eserini yaratır. Saygun, o uykusuz geceler için sonradan şöyle yazacaktır: 'Ah bu çalışma… Zaman kısa, imkanlar son derece sınırlı… Ama içimiz coşkun. Yalnız benim değil, bütün görev almış arkadaşlarımın içi şevkle kaynıyor. Acaba o atılım üstüne atılım yıllarında içimizde duyduğumuz dinmek bilmez heyecanı, sönmek bilmez ateşi şimdiki kuşaklar nasıl duyuyorlardır.'

ATA'NIN HUZURUNDA
Atatürk, gelişmeleri uzaktan takip eder. Bir ara Sovyet Sefiri Karahan'a 'Sen anlarsın, git bir bak' deyip provalara yollar. Olumlu haber alınca kendisi de gidip izler bir provayı… Ve Özsoy Operası, 19 Haziran 1934 gecesi, iki devlet adamının huzurunda sahnelenir. Atatürk, bu mucizenin yaratıcılarını gece Çankaya Köşkü'nde ağırlar, kutlar. Ve engellemeye çalışanlara der ki: 'Bu, bir devrim hareketidir!' Bugün Saygun'u ya da Özsoy'u tanıyan kaç kişi var? Ya da, daha anlamlı bir soru: 'O devrim yıllarının dinmek bilmez heyecanını, sönmek bilmez ateşini' şimdikiler nasıl duyuyorlar?
-----------------------------------------------
NOSTALJİ
DEMİREL'İN GÜVENDİĞİ İSİM TERLİKÇİ VASFİ

Yıl:1993. Yer dönemin İl Gençlik Spor Müdürü Erdoğan Yeşilcan'ın evi.

ONA DANIŞIYORDU
26 yıl önce ilimize gelen TBMM Başkanı ve Eskişehir Milletvekili Hüsamettin Cindoruk merhum Süleyman Demirel'in Eskişehir'de en çok güvendiği isim olan Terlikçi Vasfi'yi damadının evinde ziyaret ediyor. Tarihi fotoğrafta partinin önemli isimlerinden aynı zamanda Eskişehir Sanayici ve İşadamları Derneği (ESİAD) Başkanı Orhan Kesikoğlu, dönemin Eskişehir Valisi Ali Fuat Güven, Emniyet Müdürü İsmail Taşkafa, Erdoğan Yeşilcan, eşi Yıldız Yeşilcan ve oğlu Toygan Yeşilcan yer alıyor. Peki Demirel Terlikçi Vasfi'yi neden bu kadar çok seviyordu? Eskişehir ile ilgili karar alırken neden ona danışıyordu?
Rahmetli Önder Baloğlu yedi yıl önce yazdığı yazıda; 'Yıl 1965...Adalet Partisi Genel Başkanlığı'na adaylığını koyuyor Süleyman Demirel... Eskişehir'den 24 delege gidiyor ve kaldığı otelde ziyaret ediyor... Sözcü diyor ki: 'Bizler sizi oy birliği ile destekliyoruz...' Demirel, şöyle bir el işareti yapıyor: 'Getirin şu Eskişehir'in dosyasını...' Der demez, rahmetli Terlikçi Vasfi ayağa kalkıp.. 'Ne dosyası len' diyor: 'Hepimiz yanındayız dedik ya!' O anda otel odası birden sessizliğe bürünüyor..Öyle ya!Demirel'e böylesine seslenen kişi kim olabilirdi? Bunu en çok merak eden de doğal olarak Süleyman Bey'di...Toplantıdan sonra araştırdı ve öyle bir dost oldular ki, tarihe örnektir...'

BÜYÜKŞEHİR YAPTI
Kır'at Efsanesi olan Terlikçi Vasfi bu ziyaretten dört yıl sonra 2 Ekim 1997 tarihinde vefat etti. 1991-1995 yılları arasında ülkenin başında DYP-SHP Koalisyon Hükümeti vardı. Bu dönemde TBMM Başkanlığı yapan Cindoruk seçimden önce kent halkına verdiği sözü tutarak, Eskişehir'i Büyükşehir yaptı.
---------------------------------------------
FOTO ŞAKA

Eskişehirspor Başkanı Osman Taş:
Arslan Bey size 7 numaralı formayı hediye ediyorum. Sizde artık kulübe 7 milyon lira katkı yaparsınız.
İYİ Parti Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukçuoğlu: Osman Bey ben 7 milyon lirayı nasıl veririm.
Eskişehirspor Başkanı Osman Taş: Size 7 numaralı formayı vererek zaten kıyak yaptım.Ya 26 numaralı formayı hediye etseydim, halin nice olurdu (!)
----------------------------------------
FIKRA
CUMA GÜNÜ ELLEMEZLER

Adamın biri cuma günü ölmüş ve gömmüşler. Oğlu hocaya gitmiş ve 'babam Cuma günü öldü öbür tarafta nasıl karşılanır?' diye sormuş. Hocada sormuş
'Namaz kılar mıydı?' 'Hayır! ama Cuma günü öldü'.
'Kumarı içkisi var mıydı?' 'Vardı ama Cuma günü öldü'
'Yalan söyler miydi?' 'Evet ama Cuma günü öldü'
'Hovardalığı var mıydı?' 'Evet ama Cuma günü öldü'
Hoca sonunda sinirlenmiş ve 'Cuma günü ellemezler ama Cumartesi gerekenleri yaparlar' demiş.