“Mahalle” diyorum ama eski adıyla “köy” demek sanki daha da yakışıyor. Yörükkırka köyü, kent merkezine 27 kilometre uzaklıkta… Çamlıca köyü ise yaklaşık 35 kilometre… Aralarında yalnızca 8 kilometrelik bir mesafe olsa da, sanki iki ayrı dünya gibiler… Yörükkırka, Kapadokya’yı aratmayan eşsiz manzarasıyla büyülüyor… Çamlıca ise bir orman köyü; şifalı bitkileriyle, yemyeşil doğasıyla öne çıkıyor… Daha önce bu köylere yolunuz düşmediyse, Eskişehir’in hemen yanı başında saklı duran bu iki ayrı güzelliği mutlaka rotanıza ekleyin. Gelin, bu kez birlikte bir yolculuğa çıkalım… Haydi başlayalım…
60 HANELİ BİR KÖY

Küçük ve şirin köyümüz Yörükkırka’yı önce köyün muhtarı İlhami Yolcular’dan dinleyelim… Yolcular: “Kütahya'dan Germiyanoğlu Beyliği'nden bir grup gelip Yörükkırka'ya yerleşiyor. Daha sonra İran Horasanı'ndan, Karakeçili Yörük aşiretinden 40 kişilik bir grup Yörükkırka’ya geliyor. Daha önce Kırkyörük adıyla anılıyor. Zamanla da Yörükkırka’ya dönüşüyor. Firik Vadisi’nin bulunan köyümüzde, Roma döneminde de yerleşim olduğuna dair buluntular mevcut. 27 kilometre uzaklıkta merkeze. Bir Kütahya yolundan Kızıniler-Gökçekısık-Uluçayır'ı takip ederek bir de Osmangazi Üniversitesi Meşelik Kampüsü'nün oradan Çağlan-Karalan'dan Uluçayır'a geçip iki hattan da Yörükkırka’ya kolaylıkla ulaşılabiliyor. Köyümüzde şu an 60 hane, 220 kişi yaşıyor. Tabii yazın bu nüfusumuz artıyor. Hayvancılık ve tarım ile geçim sağlanıyor. Özellikle yem bitkileri konusunda fazlaca bir üretim var. Hayvancılıkta küçük baş büyük baş sütçülük ve besicilik yapılıyor.”
BAL KABAĞI FESTİVALİ 2 GÜN SÜRECEK

Muhtar Yolcular, Yörükkırka’nın bal kabağıyla öne çıktığını anlatıyor: “Burada bal kabağı üretimi oldukça fazla. Bunun her yıl Ekim ayında festivalini yapıyoruz. İnşallah bu yıl üçüncüsünü gerçekleştireceğiz. 3-4 Ekim tarihlerini de iki güne çıkarıyoruz onu da söyleyeyim. Son festivalimizden sonra bu sene satışlarımız daha da arttı. Üretilen ürünün tamamını sattık. Daha önceki senelerde böyle değildi. Tanıtıma ihtiyacımız vardı. Bunu da gerçekleştirdik geçen yıl. Yerel yönetimlerle gayet iyi ilişkiler içindeyiz. Sağ olsunlar kıt olanaklarıyla bize yardımcı olmaya çalışıyorlar. Bütün köylerde olduğu gibi esas sorun buranın altyapısı. Altyapı çok önemli. Ayrıca biz daha ziyade burada ekonomiyi canlı tutmaya çalışıyoruz. Giren çıkanın fazla olduğu, köyden şehre göçün olmadığı bir köy yaratmanın peşindeyiz.”
DAYANIŞMANIN MEKANI

Yörükkırka’da, Alevi-Bektaşi inancının izlerini taşıyan toplumsal yapı dikkat çekiyor. Köyün tam ortasında bulunan cemevi hakkında Yörükkırkalı Veysel Yavuz’dan bilgi alıyoruz: “Burası yaklaşık 22 yıl oldu yapılalı. Yapan ustalarından biri de benim, emeğimiz var. Burası öncelikle bizim köy bir Alevi köy olduğu için cemlerimiz, düğünlerimiz, cenazelerimiz, toplantılarımız burada yapılıyor. Altı yemekhane. Üstü normalde misafirlerin gelip kalabileceği şekilde hazırlanmış bir yerimiz. Toplantı oluyor, mevlit oluyor. Cenazelerde herkesin evine gitmeye gerek yok. Altta gasilhanemiz var. Halka faydalı bir yer diye düşünüyorum ben.
VATANDAŞ DESTEK İSTİYOR
Köy yaşamının tüm ayrıntılarını, en iyi o köyde yaşayanlar bilir. Şimdi sözü onlara bırakıyorum…
Ali Sangır: “Tarım ve hayvancılıkla uğraşıyorum. Kendi kendimize idare ediyoruz işte. Fazla para kazanamıyoruz. Bir şeyler yapmaya çalışıyoruz yani. Sulama projemiz var bizim. DSİ onu yaparsa daha iyi olur.”
Mehmet Topçu: Emekliyim. Buraya geldim, ev yaptım burada oturuyorum. Kayanın altında bir yol durumu var. Yukarıda barajımız var. Oranın suyunu biraz su sıkıntısı çekiyoruz, onlar yapılırsa yetkililerimiz tarafından daha iyi olacak.”
Yavuz Çetin: “Köyde yaşıyoruz, çiftçilik yapıyoruz. Aynı zamanda bu köye gençlerin geri dönmesini istiyoruz bizler. Bizim en düşük yaşımız 55-60. Bizim çiftçilik yaptığımız bu kadar oluyor. Evlilik sorunu yaşayan gençlerin sorunun çözülmesini, gerekirse hükümetin gençlerin sigortasını yaptırıp köye kalıcı olaraktan yerleşmesini istiyoruz.”
Arif Açıköz: “Tarımla uğraşıyoruz, hayvancılıkla uğraşıyoruz. Çiftçiyi öldürdüler zaten. Çiftçi para kazanamıyor. Kazanamadığı için malını satamıyor, değerlendiremiyor. 60 hane köyümüz vardı. 60 hanesinde de hayvan vardı. Şimdi 8-10 kişide hayvan kaldı. Bize destek olmadığı sürece esnaf, şehirli, küçük paralara yiyeceklerini yiyemezler. İthale bağlı olduk artık bundan sonra. Bizler de bıraktığımız zaman zaten köyler bitiyor.”
Mehmet Ali Günalay: “Ben de çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşıyorum. Bu süt konseyinin süte verdiği paralar bizim yem maliyetini karşılamıyor. Hesap ettim ben. 18 baş malım var. 2,5 milyon yem gidiyor. 2 bin lira süt parası alıyorum. Daha ben cepten gidiyorum. Bizi böyle mağdur ettiler.”
Hüseyin Taş: “Bizim köyümüzde eskiden 70-80 işletmemiz vardı. Şimdi 8-10 işletmemiz kaldı. Köyümüz çok iyi bir köy, çalışkan bir köy ama para kazanamadığımız için bütün gençlerimiz şehre taşındı. İşte en gencimiz biz yani gördükleriniz en 60-70 ben 62 yaşındayım. Biz para kazanamıyoruz. Ben bin dönüm yer ekiyordum. 150 sığırımız vardı. 400-500 koyunumuz vardı. Şimdi bir kedimiz dahi yok. Türkiye elden gidiyor. Bugün en düşük elemanın maaşı 70 bin lira. Ben hayvancı olarak 70-80 bin lira bir ayda kazanamıyorum. Buna bir çare bulması lazım devletimizin.”
FİLMLERE EV SAHİPLİĞİ YAPTI

Yörükkırka Mahallesi, geçmişten günümüze pek çok dizi ve filme ev sahipliği yaptı. Öyle ki Yeşilçam’ın unutulmaz yıldızları Cüneyt Arkın ve Fatma Girik’in başrolünde yer aldığı Köroğlu filmi burada çekildi.
FOTOĞRAFÇILARIN UĞRAK NOKTASI

Nesli tükenme tehlikesi altındaki arı kuşları, Yörükkırka’daki bu yuvalarda yaşamını sürdürüyor. Bölge, özellikle ilkbahar aylarında doğa ve kuş fotoğrafçılarının yoğun ilgisini çekiyor.
ŞİFA DOLU BİR DOĞA…

1100 METRE RAKIM VAR
Yörükkırka’nın ardından Çamlıca köyüne doğru ilerliyoruz. Çamlıca’yı Muhtar Sevgi Kara’dan dinliyoruz: “Köyümüze hizmet etmek için muhtar olduk. Köyümüz 41 hane şu anda. Kışın biraz daha azalıyor. Eskişehir'e 35 kilometre uzaklıkta. 1100 metre rakımı var köyümüzün. Onun için temiz havası, doğası güzel. Burada geçim değil de biraz daha hobi tarzı çiftçiler. Köyün yerlileri tabii bir kısmı şehre gitmiş sonra şehirden köye göç oluşmuş durumda burada. Göçün yüksek seviyede yaşandığı bir bölge burası. Biz de onlardan birisiyiz. Emekli olduktan sonra yerleştik. Şimdi de burayı biraz kalkındıralım, daha çok hayata katalım, kadınlara hayata katalım, ev kadınlarını günlük hayata katalım, sosyalleştirelim, güçlendirelim diye böyle projelerimiz var. İnşallah önümüzdeki dönemlerde bunu gerçekleştiririz diye düşünüyorum. Burası daha çok sağlık için tercih edilen bir yer. Gezmek için her gelen burada bize bir dönüm yer var mı diye soruyorlar. Bu sıra çok karşılaştığımız bir şey.

AMACIMIZ DOĞAL YAPIYI BOZMAMAK
Sevgi Hanım, yılda bir kere köy günü yaptıklarını söyleyerek devam ediyor: “Köyün şehirdeki yansıması çok fazla. Epey bir şehirde yaşayanı çok çocuklar, torunlar gibi. Uzun vadede burası daha güzel bir köy olacak. Güzelliğine güzellik katmaya çalışıyoruz doğalını koruyarak. En önemli özellik de tabi ki orman. Büyük bir zenginliğimiz var yani orman bizim zenginliğimiz. Önümüzdeki zamanlarda bunun katlanarak çoğalacağını düşünüyorum ben. Zaten bu hızlı bir şekilde başladı. 10 senedir zaten bu var. Hala da insanlar buraya yerleşmeye çalışıyorlar. Genç nüfus da artacak gibi gözüküyor. Gençler sahip çıkıyor şu anda toprağına. Bu çok mutlu ediyor beni. Ben şimdi buraya muhtar olduktan sonra daha çok bir enerji de geldi sanki. Şimdi mütevazi olamayacağım. Gençlerimiz topraklarına, annesinin, babasının, dedesinin topraklarına sahip olmaya başladılar. Bu beni çok mutlu ediyor açıkçası. Bu yeter yani, daha ne lazım? Sağlık var burada. Doğal yapıyı koruyarak yaşamak için gelebilirler.”
ORMAN YOKSA BİZ DE YOKUZ

Köyün ihtiyaçlarından bahseden Sevgi Hanım, en büyük sorunun köydeki dev çukur olduğunu söylüyor: “Bizim yol çalışmamız Büyükşehir Belediyesi tarafından yapıldı, tamamlandı. Fakat köyümüzün iç yolu ilçe belediyemize ait. Burada bir takım çalışmalar yapıldı. Köy iç yolumuz dar. O sebeple biraz genişlemesi gerekiyordu. Yolun çalışması bir takım engellerden dolayı yarım kaldı. Şimdi o engeller kalktı fakat burada bir çukur oluştu. Bu çukur araçların geri gelmesi sırasında tehlike arz ediyor. Baya derin de bir yer. Bu çukurun malzemeyle doldurulması, ondan sonra yolun genişlemesi gerekiyor ki neden? Biz orman köyüyüz. Buradan ormana ulaşımın kolay olması lazım. Acil bir durumda ulaşım burada kilitlenirse biz bu ormana yetişemeyiz. Bizim şu anda en çok korumamız gereken şey ormanımız. Orman olmasa biz yokuz zaten. Onun için onun önemini biliyoruz, farkındayız. İlçe Belediye'mizle de konuştuk, başkanımıza da ilettik. Konuyu ilgileneceklerini söylediler. Şu anda beklemedeyiz. Bir su kanalımız var; bahçe sulamamızı ormandan gelen kaynak suyuyla yapıyoruz. Bu su yolunun kaynağı düzeltilip ıslah çalışması yapılırsa, su kaçağı önlenir ve suyu çok daha verimli kullanabiliriz.”
VERONİKA, KEKİK, KANTARON…

Sevgi Hanım’ın eşi, Ziraat Yüksek Mühendisi İsmail Kara özellikle köyde yetişen bitkilerin ilaç yapımında kullanıldığından bahsediyor: “Eskişehir Geçiş Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nde 16 sene tıbbi bitkilerde araştırmacı olduktan sonra emekli oldum. Bu köyde dağlarımızda yetişen bazı bitkilerden ilaç yaptığımız için bu köye yerleştik. Burada yaşamaya devam ediyoruz. Köyümüzün orman yapısı şöyle başlıyor. Önce 2-3 çeşit meşe ormanıyla başlıyor. Daha sonra karaçam ormanı. Müslim Tepesi'ne doğru çıktığımızda da kayın ormanları var. Diğer taraftan Türkmen Baba Dağı'na doğru gittiğimiz zaman da çok yoğun bir şekilde sarıçam ormanlarını görüyoruz. Dolayısıyla meşe, karaçam, kayın ve sarıçam hakim bölgemizde. Tıbbi bitki olarak mesela veronikamız var. Veronika'yı biz hafıza güçlendirici olarak kullanıyoruz. Kekiklerimiz var. Kantaronlarımız var. O bitkilerden istifade etmek mümkün.”
450 YIL ÖNCE KURULDU

Çamlıca’yı bir de İsmail Amca’dan dinliyoruz: “Yaklaşık 450 yıl önce kurulmuş bir köy. Önce aşağı manastırda kurulmuş. Daha sonra orada 150 sene durduktan sonra aşağı ev. Köyler mevkiine taşınmış. 150 sene önce de bu mevcut olduğu yere taşınmış bir köy. Burası daha ziyade yayla olarak kullanılır. 2-3 aile buraya yerleşmiş kalmışlar ve köy oluşmuş. Köyümüz halkı genellikle fasulye yetiştirmeyle uğraşır. Buranın fasulyesi meşhurdur. Buranın eski adı Sarıöküz’dür. Yani Sarıöküz’ün daha evveliyatı bir Demirci. Bir de bir yaşlı birinden öğrendim. Bu Evsim Tepesi’nin altında bir şifalı su varmış. Padişahın kızı hasta olmuş. Oraya iyileşsin diye getirmişler. Orada ölmüş. Sarıkız olarak kalmış. Daha sonra Sarıöküz’e dönmüş. Sonradan Çamlıca olarak değiştirilmiş.”




