Eskişehir kent merkezine yaklaşık 100 kilometre uzaklıkta yer alan Sivrihisar, bozkırın ortasında yükselen tarihi dokusuyla ziyaretçilerini adeta zamanda yolculuğa çıkarıyor. Selçuklu ve Osmanlı izlerini hâlâ canlı biçimde taşıyan Sivrihisar, yalnızca mimarisiyle değil, tescillenmiş lezzetleriyle de öne çıkıyor. Belediye Başkanı Habil Dökmeci’nin hayata geçirdiği son çalışmalardan, ilçemizin tarihi ve kültürel noktalarına kadar pek çok detayı bu sayfalarda bulacaksınız. Haydi, ilçemizi birlikte keşfedelim!
İÇ ANADOLUNUN EN BÜYÜK 2’NCİ KİLİSESİ

İlk durağımız Ermeni Kilisesi. Detayları Mihmandar Bertan Yalçın anlatıyor: “Bu kilise 1657 yılında yapılmış olup 1876 yılında çıkan bir yangın sonucu işlev göremez hale gelir. İsmi Kızıltaş Kilisesidir. Sebebi ise kırmızı tuğlarla yapıldığından dolayı… Akabinde dönemin Ermeni halkı kendi arasında bağış toplayarak kilisenin tekrardan restore edilmesini istiyor. Toplanan bağış gereğince restorasyonumuz 1881 yılında gün yüzüne çıkmaktadır. Bu bilgiye ise iki yerden ulaşmaktayız. Birincisi ikinci kat olarak nitelendirilen camları kilit taşına baktığımızda her cama bir hane düşecek şekilde 1-8-8-1… İkinci olarak kilisenin ön kapısında bulunan iki meleğin açtığı parşömen. Bulunduğumuz Surp Yerrortutyun Ermeni Kilisesi 1881 döneminde Aziz Petrik döneminde restore ve onur edilmiştir diye yazmaktadır. Kilise İç Anadolu'nun en büyük ikinci Ermeni Kilisesi olmakla beraber en büyük dördüncü kilisedir. Sivrihisar Belediyesi tarafından ilerleyen süreç içerisinde tekrardan restorasyon planımız mevcuttur. Yazın ve özellikle sonbahar döneminde Sivrihisar gerçekten zirveye uğruyor. Gelen turistler gayet memnun bir şekilde geziyor ve eğleniyor.”
200’E YAKIN ESER AÇIK HAVA BAHÇESİNDE!

Gezimize Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Bahçesi ile devam ediyor, detayları Yalçın’dan dinliyoruz. Yalçın: “Metin hocamız tarafından Sivrihisar Belediyesi'ne bağışlanan heykelleri tarafından yapılmış bir yerdir. Yani belediye iştirakiyle yapılmıştır. Kendisinin burada 200'e yakın eseri mevcuttur. Türkiye'de birçok yerde bu eserleri görebilirler. Ve sadece Türkiye'de değil yurt dışında da bu eserler mevcuttur. Ama hepsinin tek bir lokasyon olarak toplandığı yer şu an Sivrihisar Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Bahçesi'dir. Bilinen ilk eser 1979 yılında yapılmış olup hala günümüzde Metin Hoca eserlerini ürettiği sürece belediyemize bağışlamakta ve belediyemiz de bağış karşılığında gelen eşyaları tekrardan sıra sıra yerleştirmektedir. Çoğunluk Türk mitolojisi, Türk kültürüyle alakalı şairlerimiz, ozanlarımız, önde gelen liderlerimizden oluşmakta. Diğer kalan eserler ise dünya çapında kabul edilebilen, mitolojik olarak öngörülebilen kişiler ve hocamızın iç dünyasını yansıtan eserlerle alakalı. Lakin gelen turistler açısından şunu belirtmek isterim ki en fazla başı kesik at soruluyor. Özgürlüğe şahlanan at. İnsanlar “bu yanlışlıkla mı kesildi, koptu mu” tarzı sorular yöneltiyor. Özgürlüğe şahlanan at, özgürlük yolunda verilebilecek fedakarlıkları göstermektedir en basit tabiriyle.”
KAPI KAPI DOLAŞARAK TOPLADIK

Türkiye’nin ilk uygulamalı kilim müzesi olan Sivrihisar Kilim Müzesi’nde Eskişehir ve özellikle Sivrihisar’a ait pek çok kilim sergileniyor. Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı ve Kültür Bakanlığı Dokuma Sanatçısı Zeynep Duralı, müze ile ilgili bilgi verdi: “Burada usta öğreticilik yapıyorum. Sivrihisar’daki kilimleri sergilemek amacıyla yapılan, motiflerimizin ölmemesi, kilim dokumacılığının taşınması amacıyla yapılan bir müzemiz. Burada gördüğünüz kilimlerin hepsi Sivrihisar’ın. Sivrihisar’ın 65 köyü var. Neredeyse oraları kapı kapı gezerek, bağış yoluyla topladığımız eskilerden kalanlar anneannelerimizden, babaannelerimizden kalan kilimleri burada sergilemek amacıyla yaptığımız bir müze. Tabii hepsi kök, boya, yünden yapılan kilimlerimiz. Sivrihisar'ın kilimlerinin hepsi çok değerli, çok önemli ama en değerli kilimimiz de beş bacalı kilimimiz. Bu Sivrihisar Kalesi'nin planını anlatan bir kilim. ”
KİLİM İLE KALE FETHEDİLDİ!

Beş bacalı kilim bize ne anlatıyor peki… Zeynep Hanım’dan dinliyoruz…
“Selçuklu Bizans zamanında Sivrihisar Kalesi Bizans'ın elindeyken Türkler alamıyorlar. Komutanlar da bir plan yapıyor nasıl alabiliriz diye. Dokuma bilen bir genç kıza şifreler öğretilerek gönüllü olarak kaleye esir düşürüyorlar. Kız kalede kalenin planını dokuyor. Bunu bitirdikten sonra kaleden atarak Türklere ulaştırıyor ve komutanlar şifreleri çözerek kaleyi fethediyorlar. Bizim en değerli kilimlerimizden bir tanesidir. Bir motif görürsünüz ama anlattıkça gözünüze canlanır. En alttakiler Sivrihisar Kayaları. Onun üzerindekiler kalenin önündeki grup askerler. Kalenin kapısı, bacaları, surları, surlardaki nöbetçiler, bacalardaki nöbetçiler, komutanlar, esirler, anahtarlar hepsi şifreli bir şekilde kilime döküldü. Bu sayede de kale fethedildiği için bizim en değerli kilimlerimizden bir tanesidir bu.”
YENİ BİR BELGEYE ULAŞILDI

Sivrihisar Saat Kulesi ve Seyir Terası ile ilgili bilinenlerin çok kısa bir süre önce farklı olduğu bilgisine ulaşılmış. Bertan Bey tüm detayları anlatıyor: “Uzun yıllar boyunca 1899 yılında dönemin kaymakamı ve belediye başkanı tarafından yaptırıldığı bilinmekteydi. Ancak yaklaşık iki hafta önce yapılan incelemeler sonucunda Osmanlı arşivlerinde yeni bir belgeye ulaştık. Bu belgeye göre Saat Kulesi’nin, 1900 yılında dönemin padişahının emriyle yaptırıldığı anlaşılıyor. O dönemlerde padişahlar saraydan çıkarak özellikle İç Anadolu’yu gezmekte, kentlerdeki eksiklikleri tespit ederek bunların giderilmesini istemekteydi. Sivrihisar’da da bir saat kulesinin eksik olduğu fark edilmiş ve yapımı bizzat padişah tarafından emredilmiştir. Seyir Terası ise bugün belediyemize ödül kazandıran önemli bir projedir. Orijinal dokuya hiçbir şekilde zarar verilmeden, mevcut yapı üzerinden cam ve ahşabın uyumlu birleşimiyle oluşturulmuştur. Tarihi dokuyu koruyarak modern bir bakış açısı sunmaktadır. Saat Kulesi, 1900 yılından bu yana hizmet vermeye devam etmektedir. Her saat başı çalan bir sisteme sahiptir. Sabah saatlerinde 05.00, 06.00, 07.00, 08.00 ve 09.00’da; öğleden sonra ise Türk toplumunda alışık olduğumuz şekilde 13 yerine 1, 14 yerine 2 olacak biçimde çalışmaktadır. Yani kule, gece 12’yi de gündüz 12’yi de 12 kez çalmakta; sabah 5’te sabah 5’i, akşam 5’te akşam 5’i vurarak Sivrihisar’a hizmet etmeyi sürdürmektedir. Burası Sivrihisar’ın en merkezi noktalarından biridir. Yukarı çıkıldığında, adeta Sivrihisar ayaklarınızın altındaymış hissiyle ilçenin tamamını görmek mümkündür. Ankara, İzmir ve Eskişehir yollarının tam ortasında bulunan bu konumdan üç yol da rahatlıkla izlenebilmektedir. Ayrıca alan içerisinde belediyemize ait bir kafeterya da bulunmaktadır. Ziyaretçiler, eşsiz manzara eşliğinde bir şeyler yiyip içme imkânına sahiptir.”
YEREL ÜRÜNLER BURADA

Bertan Bey, Sivrihisar Kültür Evi Konağı’nda ziyaretçilerin Sivrihisar’a ait pek çok değere ulaşabileceğini söylüyor: “Bu konak, aslen Atasoy ailesine aittir. Aile tarafından belediyemize hibe, yani bağış yoluyla devredilmiştir. Belediyemiz ise 2020 yılında restorasyon çalışmalarını üstlenerek konağı yeniden Sivrihisar kültürüne ve ilçemize gelen ziyaretçilere kazandırmıştır. Konağın içine girdiğinizde, ziyaretçileri ilk olarak bir Nasrettin Hoca heykeli karşılamaktadır. Ardından Sivrihisar yöresine ait yerel ve kültürel ürünlerin sergilendiği, aslına uygun şekilde restore edilmiş alanlar yer almaktadır. Yöresel yemeklerimizden bamya çorbası, kelem dolması, höşmerim, muska baklavası ve tescilli dövme sucuğumuz burada tanıtılmaktadır. Bunun yanı sıra, düğün kültürümüzden gelen sarka işlemeciliğinden incili küpelere kadar pek çok geleneksel el sanatı ürünü de ziyaretçilerin ilgisine sunulmaktadır.”
ATATÜRK’ÜN TOPLANTI YAPTIĞI KONAK!


Sivrihisar gezimize ilçenin en özel noktalarından biri ile devam ediyoruz: Zaim Ağa Konağı. Konağın tarihini, Sivrihisar Belediyesi konak rehberi Şeyda Okur’dan dinliyoruz.

“Konağımız, 1902 yılında Ali Zaimoğlu tarafından inşa edilmiştir. Milli Mücadele döneminde ise gazi evi ve karargâh olarak kullanılmış, subayların gizli toplantılarına ev sahipliği yapmıştır. Sakarya Meydan Muharebesi’nin ardından İngilizlerin barış görüşmesi teklifleri gündeme gelmiş ve 24 Mart 1922’de Mustafa Kemal Atatürk, Ankara dışındaki ilk Bakanlar Kurulu toplantısını bu konakta gerçekleştirmiştir. Bu toplantıda, Sevr Anlaşması’nı kabul ettirmeye yönelik teklif kesin bir dille reddedilmiş ve Milli Mücadele’ye devam kararı alınmıştır. Atatürk, bu toplantının ardından beş gün boyunca konakta misafir edilmiş, ikinci kat kendisi ve askeri erkâna tahsis edilmiştir. Konağın bitişiğindeki diğer yapı da aynı aileye aittir ve iki konak o dönemde ortak bir avluya sahiptir. Atatürk, aileyi rahatsız etmemek için konağın arka girişini kullanmıştır. Bu süreçte Azeri Büyükelçi İbrahim Abilov ve Sovyet Büyükelçi Semyon Aralov da Sivrihisar’a gelmiş, resmi törenlerle karşılanmıştır. Bu bilgiler, Sivrihisar’ın Batı Cephesi için ne denli önemli bir karargâh olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Zaim Ağa Konağı bugün ziyarete açık bir müze olarak hizmet vermektedir. Pazartesi günleri kapalıdır, haftanın diğer günleri 10.00–18.30 saatleri arasında ziyaret edilebilir. 12.00–13.00 saatleri arasında öğle arası verilmektedir. Sivrihisar’daki tüm müzeler ücretsizdir. Sivrihisar, yalnızca Milli Mücadele dönemiyle değil; Pessinus Antik Kenti’nden Roma ve Anadolu Selçuklu mirasına kadar uzanan köklü tarihiyle de dikkat çekmektedir. Çıkmaz sokakları, meydan yapısı ve tarihi dokusuyla ziyaretçilerine yaşayan bir tarih sunmaktadır.”
SELÇUKLU MİRASI

Sivrihisar’da UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan değerli bir yapı var. Ulu Camii… Bertan Bey, hem mimari yapısını hem de tarihsel önemini bizlere anlatıyor…
“Sivrihisar Ulu Camii, Türkiye’nin en büyük ahşap direkli camisi olmasının yanı sıra UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almaktadır. 1231–1232 yıllarında Selçuklular tarafından inşa edilmiştir ve yaklaşık 800 yıllık bir geçmişe sahiptir. Tamamı ahşap olan cami, Selçuklu mimarisinin en özgün örneklerinden biridir. Cami, 67 ahşap direk ve 950 kirişten oluşmaktadır. 950 kirişin, Hz. Nuh’un ömrüne ithafen, yapının uzun ömürlü ve dayanıklı olması amacıyla kullanıldığı rivayet edilmektedir. Yapımında ardıç ve sarı çam olmak üzere iki farklı ahşap türü kullanılmıştır. Ardıç dayanıklılığıyla, sarı çam ise estetik ve huzur veren yapısıyla öne çıkmaktadır. Her iki ağaç türü de Sivrihisar yöresine aittir. Ahşabın çürümesini önlemek için direkler taş kaideler üzerine oturtulmuş, nemle temas geciktirilmiştir. Ayrıca çatı sisteminde kullanılan kiriş yapısı sayesinde iç mekânda nem tutulmamış, yaz-kış dengeli bir ortam sağlanmıştır. Caminin altında yer alan oluk sistemi ile yağmur ve kar suları toplanarak nem dengesi korunmuş, cemaatin üşümeden ibadet etmesi sağlanmıştır. Caminin minberi ise özel bir eserdir. Kılıç Camii’nden getirilen bu minber, kündekâri tekniğiyle, çivi veya yapıştırıcı kullanılmadan yapılmıştır. Geometrik parçaların birbirine geçmesiyle oluşan bu minber, Selçuklu ahşap sanatının nadide örneklerindendir. Caminin tavanında görülen açıklık ise aydınlatma feneri olarak kullanılmıştır. Elektrik ve mumun yaygın olmadığı dönemlerde, güneş ve ay ışığından faydalanılarak cemaatin gece ve sabah namazlarını rahatça kılabilmesi amaçlanmıştır. Sivrihisar Ulu Camii, mimarisi, mühendislik zekâsı ve taşıdığı tarihsel değerle, yalnızca bir ibadet mekânı değil, yaşayan bir Selçuklu mirasıdır.”
DEĞERLERİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ

Sivrihisar’daki Akbaş Çoban Köpeği Yetiştirme Çiftliği hakkındaki detayları Belediye Başkanı Habil Dökmeci’den dinliyoruz: “Akbaş köpekleri, daha önce Tarım İlçe Müdürlüğü tarafından bu alanda yetiştirilmekteydi. Belediyemizin başvurusu ve Eskişehir Valimizin destekleriyle; Eskişehir Valiliği, Eskişehir İl Tarım Müdürlüğü, Uşak İl Tarım Müdürlüğü ve Sivrihisar Belediyesi arasında bir protokol hayata geçirildi. Bu protokol kapsamında, hayvancılıkla uğraşan ve özellikle koyunlarını kurt saldırılarından korumakta zorlanan Uşaklı çiftçilere, Sivrihisar’da yetiştirilen Akbaş yavruları gönderilecek. Böylece zorlu arazi koşullarında, sürü koruma konusunda verim alınamayan çoban köpeklerinin yerine, Akbaş ırkının güçlü ve koruyucu özelliklerinden faydalanılması hedefleniyor. Projenin temel amacı hayvancılığa destek olmakla birlikte, çok daha önemli bir hedefi daha var: Akbaş, Sivrihisar’a ait yerli bir ırktır. Bu çalışmayla birlikte Akbaş ırkı yeniden canlandırılmakta ve ilçemizin kültürel bir değeri olarak sahiplenilmektedir. Sivrihisar’ın diğer değerlerine nasıl sahip çıkılıyorsa, Akbaş köpeğine de bundan sonra kararlılıkla sahip çıkılacaktır. İlerleyen süreçte, Sivrihisar’a özgü Akbaş ırkının ne kadar önemli, güçlü ve toplum içindeki yerinin ne denli değerli olduğu herkes tarafından daha net görülecektir.”




