Doç. Dr. Yağmur Say

LOZAN

23 Temmuz 2019 23:59
A
a
27 Ekim 1922 günü Müttefikler İstanbul ve Anadolu Hükümetlerini, barış için Lozan’a davet ederler. Bu davete, Sadrazam Tevfik Paşa birlikte hareket edilmesini uygun görmektedir. Bu ikiliği önlemek için Saltanatın kaldırılması, padişahın sadece “Halifelik” unvanının kalması düşünülür. 30 Ekim 1922 günü Meclis toplantısında, Mustafa Kemal ve 80 kişinin imzasının bulunduğu önerge gündeme alınır ama önerge karşılıklı tartışmalara yol açar. Aynı gün önerge oy birliğiyle kabul edilecektir. 4 Kasım 1922 günü Tevfik Paşa sadrazamlıktan istifa etmiş ve 16/17 Kasım 1922 gecesi sabaha karşı Vahideddin, İngilizlere sığınmış ve İstanbul’dan ayrılmıştır. Halifeliği de düşen Vahideddin’in yerine Abdülmecid Halife seçilir. Böylece ortadaki ikilik yok edilmiş ve Osmanlı Devleti fiili olarak sona ermiştir.
            26 Ekim tarihinde Dışişleri Bakanlığı’na İsmet Paşa’yı seçilmiştir. Mudanya Sözleşmesini imzalayan İsmet Paşa, Lozan Barış Konferansında da Türk Baş Delegesi olacaktır. Oysaki bütün siyasi çevreler, Rauf Bey’in Başkan, Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal, Sağlık Bakanı Rıza Nur Bey’i delege heyetinin tabii üyeleri görmektedirler. Daha önceleri Rauf Bey, İsmet Paşa’nın kendisine konferansta müşavir olarak verilmesini Mustafa Kemal Paşa’ya önermiştir. Konferansa İsmet Paşa Başdelege, Sağlık Bakanı Rıza Nur ve Hasan (Saka) Beyler delege olarak atanırlar. Ayrıca delegasyonda 21 müşavir, 2 basın müşaviri, 10 tercüman bulunmakta, Reşit Saffet Bey, Genel Sekreterlik görevini üstlenmektedir.
            Türk Heyeti 13 Kasım’da Lozan’da hazır bulunmaktadır. Ancak Müttefiklerin delegeleri gelmemişlerdir. Nihayet konferans 21 Kasım 1922 günü, Lord Curzon’un başkanlığında toplanır.
            Misak-ı Milli’nin amaçları bellidir ama Türk heyetine bazı direktifler de verilmektedir. Bunlar;
  1. Ermeni sınırı bahis konusu olamaz. Olu ise görüşmelerin kesilmesi gerekir.
  2. Irak sınırı Musul vilayetini kapsar. Petrol vs. imtiyazlar sorununda İngilizlere bazı ekonomik çıkarlar uygulanabilir.
  3. Suriye sınırı, Hatay’ı içine alarak, Müslimiye, Meskene ve sonra Fırat Yolu ile Dirizor’dan Musul vilayeti güney sınırına ulaşılır.
  4. Adalar, duruma göre hareket edilecek, ve kıyılarımıza çok yakın adalar ilhak edilecek. Başarı sağlanamazsa Ankara’dan sorulacak.
  5. Trakya’nın Batı sınırı, 1914 sınırının elde edilmesine çalışılacak.
  6. Boğazlar da yabancı asker bulunması kabul edilemez. Eğer bu konudaki görüşme inkıtai gerektirirse Ankara’ya bildirilecek.
  7. Kapitülasyonlar kabul edilemez.
  8. Azınlık esası mübadeledir.
  9. Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar) Türkiye’den ayrılan memleketlere dağıtımı, Yunanlılara devri, yani tamirata karşılık tutulması, olmadığı takdirde yirmi yıl ertelenmesi. Düyun-u Umumiye idaresi kalmayacaktır. Güçlükler çıkarsa Ankara’ya sorulacaktır.
  10. Ordu ve Donanmayı sınırlandıran konular olmayacaktır.
  11. Yabancı kurumlar Türk kanunlarına uyacaklardır.
  12. Türkiye’den ayrılacak memleketler için, Misak-ı Milli’nin özel maddesi yürürlüktedir.
  13. Cemaatler ve İslam Vakıflarının durumu eski antlaşmalara göre sağlanacaktır.
21 Kasım 1922’de açılan konferans 5 şubat 1923 gününe kadar 95 gün sürer. Ama esaslı bir anlaşmaya varılamaz. Müttefikler, konferansın toplandığı gün Türkiye’nin elinde bulunan topraklardan başka bir yer vermemektedirler. Mudanya Mütarekesiyle Trakya’da Meriç sınırı kabul edilmiş, Suriye sınırı hakkında da Fransa’yla anlaşma yapılmıştır. Bu bakımdan Türk Heyeti 1914 sınırını kurtarmaktan vazgeçerek Karaağacı kurtarmaya çalışmaktadır.
Musul sorunu da konferans konusu olmaktan çıkarılarak bir yıl içinde Türkiye ve İngiltere arasında yapılacak anlaşmaya bırakılır. Türk heyeti, Bulgar ve Yunan sınırlarıyla, Çanakkale Boğazında gayr-ı askeri bölgeler bulunmasını da kabul eder. Boğazlardan savaş gemileri de geçebilecek, tahkimat yapılmayacak, ancak gayr-ı askeri bölgeler hiçbir denetleme ve kontrole tabi olmayacaktır. Boğazlardan savaş gemilerinin geçmeleri kabul edilmekle birlikte İstanbul’un güvenliği üzerinde durulmaktadır. Rusya ise boğazlardan savaş gemilerinin geçmesini, Türkiye tarafından tahkim edilmesini savunmaktadır.
Kapitülasyonlar konusunda müttefikler, kazanılmış hakları muhafazaya çalışmakta, adli kapitülasyonlar üzerinde ısrarla durmaktadırlar. Gümrük konusunu beş sene süreli anlaşmalara bağlamak istemektedirler. Azınlıklara da bazı imtiyazlar verilecektir. Düyûn-u Umûmiye’nin 1914 yılına kadar olan kısmının Türkiye’den ayrılan memleketlere bölünmes kabul edilir. Dünya savaşı içindeki borçların, bölünmesi kabul edilmediği gibi, müttefikler ayrıca savaş zararlarının ödenmesini, işgal masraflarını da istemektedirler. Yunanlılar da, tahripten ileri gelen tazminatı kabul etmemektedirler.
Adalar sorununda müttefikler kıyılara çok yakın olan adaların Türkiye’ye verilmesine hiç yanaşmamaktadırlar. Müttefiklerin istekleri ve dayatmaları Misak-ı Milli’ye aykırı olduğu için konferans kesilmek üzeredir. İsmet Paşa raporunda bu konuda şunları söylemektedir ; “Ya bizleri yıkacaklar, eski şekilde bir Sevr yaratacaklar, ya da biz onları yıkacağız, her  uygar ve bağımsız millet gibi barış yapacağız”.
Müttefiklerin istedikleri tavizlerde direnmelerini, Türk ordusunun ve Mustafa Kemal’in gücünün tükeneceği beklentisi üzerine inşa ettikleri anlaşılıyor.  Türkiye’nin ekonomik gücü ve direnci uzun süre büyük bir orduyu ayakta tutmaya yetmeyeceği için terhisler başlamıştır. Birinci ve İkinci Ordu Komutanları bunun sakıncalarını Genel Kurmay Başkanına bildirirler. Şüphesiz müttefikler bu durumu dikkatle izlemektedirler. Yunanlılar geçen zaman içerisinde ordularını biraz düzene koyarlar. Bu ordu Boğazlar’a ve Trakya’ya yapılacak bir hareket için bir destek gibi görülmektedir. Müttefikler, Saltanatın kaldırılmasından sonra, Mustafa Kemal Paşa’ya artan muhalefeti de izleyerek memlekette bir irtica ayaklanmasının başlamasını da planlamaktadırlar.
İngilizler Musul sorununun konferans konularından çıkarılmasına sevinirler. Fransızlar ve İtalyanlar kapitülasyon ve mali sorunlardaki isteklerinde ısrar etmektedirler. 4 Şubat’ta İngiliz Heyeti, 5 Şubat’ta Fransız Heyeti konferanstan ayrılır. Bu ayrılışa, “hükümetleriyle görüşme” biçiminde bir görüntü verildiği için konferans resmi olarak kesilmemiştir. Türk delegeleri de Lozan’dan ayrılırlar. 24 Şubat’tan 6 Mart’a kadar Lozan ile ilgili TBMM’de tartışmalar olur. Meclis müttefiklerin aşırı isteklerini kesinlikle reddeder.
23 Nisan 1923 günü konferans tekrar Lozan’da toplanır. 24 Temmuz’a kadar üç ay süren görüşmeler  sonucunda, sınır sorununda, Edirne’nin istasyonu olan Karaağaç ile Boğaz yakınındaki İmroz ve Bozcaada Türkiye’ye katılmış, Musul sorununun çözümü daha sonra görüşülmek üzere Türkiye ve İngiltere Hükümetlerine bırakılmıştır.
Gayr-ı askeri bölgeler, Boğazların serbestliği ve savaşta dost milletlerin bayraklarını taşıyan gemilere açık bulundurulması kabul edilmiştir. Kapitülasyonların, Düyûn-u Umûmiye’nin kaldırılması, borçların Türkiye’den ayrılan memleketlere de paylaştırılması gibi bazı maddeler halledilmiş ve başarılmıştır. Azınlık hakları kabul edilmekle beraber İstanbul dışındaki Rumların Yunanistan’daki Türklerle mübadele edilmesi de sağlanır. Asıl önemli olan Lozan’da, memleketin bağımsızlığına aykırı hiçbir yerin verilmemesidir. Böylece Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923 günü imzalanır.
 
NUTUK’TA LOZAN
“Lozan Konferansı genel toplantısı 21 Kasım 1922 günü yapılmıştır. Bu konferansa TBMM’ni İsmet İnönü hazretleri temsil etti. Trabzon milletvekili Hasan Bey ve Sinop milletvekili Rıza Nur Bey, İsmet Paşa’nın başkanlığındaki delegeler heyetini oluşturuyordu. Heyetimiz, Kasım 1922 başlarında Lozan’a gitmek için Ankara’dan ayrıldı. Efendiler, iki dönemden ibaret olup sekiz ay devam eden Lozan Konferansı ve sonucu dünyaca bilinen bir husustur. Bir süre Ankara’da Lozan Konferansı görüşmelerini takip ettim. Görüşmeler hararetli ve tartışmalı geçiyordu. Türk haklarını tanıyan olumlu bir sonuç görünmüyordu. Ben bunu pek tabii buluyordum. Çünkü, Lozan barış masasında ele alınan meseleler yalnız üç dört yıllık yeni devreye ait ve onunla sınırlı kalmıyordu. Yüzyılların hesabı görülüyordu. Bu kadar eski, bu kadar karışık ve bu kadar kirli hesapların içinden çıkmak elbette, o kadar basit ve kolay olmayacaktı. Efendiler, bilindiği üzere, yeni Türk Devleti’nin yerini aldığı Osmanlı Devleti, eski anlaşmalar adı altında bir takım kapitülasyonların esiri idi. Hıristiyan halkın bir çok hakları ve ayrıcalıkları vardı. Osmanlı Devleti, Osmanlı ülkesinde oturan yabancılara karşı yargı hakkını uygulayamazdı. Osmanlı vatandaşlarından aldığı vergiyi , yabancılardan alması engellenmiş bulunuyordu. Devletin varlığını kemiren ve kendi sınırları içinde yaşayan azınlıklarla ilgili tedbirler alması mümkün değildi.
               Osmanlı Devleti, kendisini kuran temel unsurun, Türk Milletinin, insanca yaşamasını sağlayacak tedbirleri alma bakımından da engellenmişti. Memleketi imar edemez, demiryolu yaptıramazdı. Hatta okul yaptırmakta bile serbest değildi. Bu gibi durumlarda yabancı devletler hemen işe karışırlardı.
               Osmanlı hükümdarları ve çevresindeki yakınları debdebe ve gösteriş içinde yaşayabilmek için memleket ve milletin bütün servet kaynaklarını kuruttuktan başka, milletin her türlü çıkarlarını feda etmek, devletin haysiyet ve şerefini ayaklar altına almak suretiyle birçok dış borçlar yapmışlardı. O kadar ki, devlet bu borçların faizlerini bile ödeyemeyecek duruma gelmiş, dünya gözünde müflis sayılmıştı.
               Efendiler, Lozan Barış Antlaşması'ndaki hükümleri öteki barış teklifleriyle daha fazla karşılaştırmanın yersiz olduğu düşüncesindeyim. Bu antlaşma, Türk milletine karşı, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sévres Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasi zafer eseridir!”
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Eskişehir ve Eskişehirspor haberleri için gerçek kaynağınız Son Haber Gazetesi