Özdilek Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen ve CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü’nün de katıldığı programın açılışında konuşan Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Nazan Aksaray, madencilik faaliyetlerinin halk sağlığı boyutuna dikkati çekti. Aksaray, “çok büyük bir yıkım projesinin altında ülkemiz eziliyor, ezilmek isteniyoruz ama bizler onlara karşı mücadele veriyoruz.

Belki aramızda bizi tanımayan dostlarımız olabilir, ben Eskişehir Bilecik Tabip Odası başkanıyım. Bu yıkımın bir büyük tehlikesi halk sağlığı üzerinedir. Biz basın sağlık ödüllerimizi toplum sağlığı konusunda duyarlılığı olan konulara el atan, bu konularda çaba sarf eden gazetecilerimize, yazarlarımıza veriyoruz. 19 yıldır bu konuda herhalde çok önemli iki gazeteci ve yazar bugün aramızda. Onun için bu ödülü bir kere daha paylaştığımızı, sizlerle paylaşmayı uygun buldum ve onları kutluyorum” dedi.
HASARLAR VERMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ

Eskişehir Ekoloji Derneği Başkanı Filiz Fatma Özkoç ise kentin son 2 yılda maden projelerinden nasibini aldığını belirterek, “Alpagut, Atalan’da, Sarıcakaya’da, Mihalıççık’ta, Kaymaz’da altın gümüş maden projeleri; Odunpazarı, Demirli köyünde bentonit ocağı; Çukurhisar’da kalker, kil maden ocağı; Beylikova’da nadir toprak elementleri... Saydığımız bu projelerin hepsi şehrimizi, bölgemizi tehdit etmektedir. Artık verilen bu mücadele bir maden meselesi gerçeğinden tamamen uzaklaşmış durumdadır. Çiftçilerin meselesi, kentlilerin su içme meselesi, gelecek kuşakların yaşam hakkı meselesi olmuştur. Şehrimizin ve bölgemizin doğa ve yaşam alanlarını şirketlerin ve iktidarların yağmalamasına ve ekosisteme geri dönülmez hasarlar vermesine izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.
ÇÖZÜM İÇİN BURDAYIZ
Panelde konuşan Eskişehir Ekoloji Derneği Üyesi Mert Yedek de kapsamlı bir doğa tahribatı ile karşı karşıya olunduğunu söyleyerek, “Birkaç haftadır yaşadıklarımız aslında birçok bütünlüklü saldırıyı beraberinde getiriyor, gün yüzüne çıkartıyor. Neler yaşandı birkaç hafta içinde? ÇED yönetmeliği değişti yeniden, Maden İhale Yönetmeliği değiştirildi yeniden. Milli parkların özelleştirilmesine dair yasalaşma çıktı, milletvekillerimiz burada çok sıkı temas halindeydi ama yasanın geçmesine engel olunamadı. Eskişehir’i de kapsayan, aslında 11 ili kapsayan ama Eskişehir’in de aralarında bulunduğu 4.8 milyon metrekare orman arazisi orman vasfının dışına çıkarıldı. Bunun yanında da ihtisas mahkemeleri adı altında ÇED davalarının görülmesi için yeni mahkemeler kuruldu. Burada da aslında henüz açılmış veya yürüyen bir şey olmasa da biz bunun bir nevi talan mahkemelerinin önünün açılması anlamına da gelebileceğinin farkındayız. Çok bütünlüklü bir saldırı altındayız. Konu tek başına Eskişehir’i ilgilendirmiyor ama Eskişehir’imizi ilgilendiren ve bu mücadele deneyimlerini neler yapabileceğimizi hem bilgilenmek hem de kendi aramızda çözümler üretmek için bugün buradayız. Arkadaşlarımız, gazeteci arkadaşlarımız dayanışma duygularıyla kendi mücadele deneyimlerini anlatmak için ve aynı zamanda ekoloji hareketinin mücadelesine dair kolektif hafızamızda güç katacak birçok eser bırakmışlar" şeklinde konuştu.

HEPİMİZİN YAŞAM ALANI
Panelde sunum yapan gazeteci yazar Özer Akdemir, Türkiye genelinde ve Eskişehir özelinde Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından gerçekleştirilen ihalelerin detaylarını paylaştı. Geniş tarım ve orman alanlarını kapsayan projelerde çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreçlerinin şeffaf yürütülmediğini savunan Akdemir, ihalelerin ve maden sahalarının büyüklüğüne vurgu yaparak, “Bu tabii Eskişehir’in tarihinin en büyük ekolojik yıkım tehdidiyle karşı karşıya olduğunun da bir kanıtı. Bin hektarı aşan 13 mega maden projesi bulunuyor Eskişehir’de. Mega maden dediğimiz bin hektarı aşıyor. Bu bin hektarda ne var? Tarla var, mera var, ormanlık alan var, sulak alan var yani hepimizin yaşam alanı aslında” diye konuştu.
AÇIK HAVA FABRİKASI
Türkiye’nin tehlikeli bir yol ayrımında olduğunu savunan Gazeteci İbrahim Gündüz ise siyanürlü altın madenciliğinin zararlarına dikkati çekti. Gündüz, “Bu tehlikenin adı vahşi madencilik, sömürge madenciliği, yağma talan madenciliği. Türkiye’nin bütün dağları, ormanları, tarlaları, köyleri ve su kaynakları meta olarak görülüp satışa çıkarılmış durumda. Bugün en büyük tehlike her bölgeye açtıkları ve açmaya devam ettikleri siyanürlü altın madenleri. Siyanürlü altın madenleri bugün dünyadaki en tehlikeli ekokırım merkezleridir. Adına madencilik denilse de yapılan bir madencilik değil açık hava kimya fabrikasıdır” dedi.
Etkinlik, konuşmacıların katılımcıların sorularını yanıtlaması ve kitap imzalama töreniyle sona erdi. Emrah Köse





