Kent merkezine yaklaşık 40 kilometre uzaklıkta olan şirin ilçe, Eskişehir ikliminden çok daha farklı bir iklime sahip olmasıyla dikkat çekiyor. 2024 verilerine göre 2 bin 934 nüfusa sahip olan Mihalgazi, tarımsal faaliyetleriyle öne çıkıyor. Özellikle roka, tere gibi yeşillik üretiminin yaygın olduğu ilçede, günde tonlarca ürün farklı şehirlere ulaştırılmak üzere yola çıkıyor. İlçenin bir diğer özelliği de kaplıcalara sahip olması… Sakarıılıca bölgesindeki termal sular, böbrek taşı, kas ağrısı, cilt hastalıkları gibi pek çok derde deva oluyor… Doğayla iç içe yapısıyla bir kaçış noktası olan Mihalgazi, sade ama samimi havasıyla huzurlu bir atmosfer sunuyor… Haydi gelin, Mihalgazi’yi birlikte keşfedelim…
12 AY BOYUNCA ÜRETİM

Mihalgazi’de ilk durağımız Mihalgazi Belediyesi’ne bağlı Sakarı Sebze Toplama Merkezi… Burada her gün üreticiler, ürünlerini farklı şehirlere yollamanın telaşı içinde… Mihalgazi Belediye Başkan Yardımcısı Günday Yavuz, sebze toplama merkezi hakkında bilgi veriyor: “Burası yılın 12 ayı yeşil kalan bir bölge. Yazın domates, biber, patlıcan üretiliyor; kışın ise yeşillik hiç eksik olmuyor. Belediyemiz olarak halin üzerini tamamen kapattık. Önceden açık olan alanı yeniledik, modern hale getirdik. Vatandaşların ürünlerini daha rahat taşıyabilmesi için sıfır bir TIR alındı. Amacımız üreticinin ürününü İstanbul, Ankara, Adana ve Balıkesir gibi büyük pazarlara daha uygun maliyetle ulaştırmak. Yaz aylarında Bolu’dan bile domates almaya gelenler oluyor. Burada her türlü ürün yetişiyor. Bu kış sert geçtiği için bazı ürünlerde fiyatlar iyi. Roka, tere, maydanoz gibi yeşillikler şu anda piyasada zor bulunuyor ve değerli. Maliyetler elbette var, ancak belediye olarak nakliyede üreticiye destek oluyoruz. Diğer firmalarda 25-30 lira olan taşıma bedeli bizde 15-17 lira civarında. Amacımız mazot masrafını karşılamak, üreticinin daha rahat kazanmasını sağlamak.”
HER GÜN 10 TIR YOLA ÇIKIYOR

Yavuz, halde 10 belediye personeli çalıştığını belirtip, devam ediyor: “Vatandaş ürününü getiriyor, gerisini ekipler hallediyor. Ürünler yıkanıyor, sınıflandırılıyor ve sevkiyata hazırlanıyor. Örneğin İnhisar tarafından gelen taze soğanlar yıkanıp paketleniyor ve araçlara yükleniyor. Üretici neredeyse hiç zahmet çekmiyor. Şu anda sadece Mihalgazi Belediyesi’ne ait günde iki TIR çıkıyor. Beyköy, İnhisar, Çaltı, Alpugut ve Karaoğlan’dan gelen araçlarla birlikte İstanbul’a günlük 8-10 TIR ürün gönderiliyor. Ankara’ya da düzenli sevkiyat yapılıyor. En çok tercih edilen ürün ise roka. Mihalgazi’nin rakımı 200 metre ve iklimi Antalya’ya benziyor. Bu nedenle yılın her döneminde roka bulunabiliyor. Yazın domates, salatalık ve biber üretimi başlıyor. Nisan’da fideler dikiliyor, hazirandan itibaren hasat başlıyor ve eylül–ekime kadar sürüyor. Ardından tekrar roka, tere ve taze soğan üretimine geçiliyor. İlçede tarım hiçbir zaman durmuyor.”
DERTLERE DEVA ALABAŞ

Üreticilerden Okan Civir, ilçede yetiştirilen ve tüketimi çok da yaygın olmayan alabaş sebzesini anlatıyor: “Yaklaşık 2-3 senedir alabaş üretimine geçtik. Alabaş sadece burada yetişen bir ürün değil; Türkiye’nin farklı bölgelerinde de var ama burada oldukça verimli yetişiyor. Yaz-kış, yılın 12 ayı üretilebiliyor. Sağlıklı bir sebze, turptan farklı. Turp ailesinden değil, kendine has bir yapısı var. Tadını tarif etmek gerekirse brokoli ile turp arası bir lezzeti var. Sağlık açısından da oldukça faydalı. Kan dolaşımına ve sindirime iyi geldiği söyleniyor. Hatta uyku problemi yaşayanlara doktorların tavsiye ettiği bir ürün. En yaygın tüketim şekli rendelenip limon, zeytinyağı ve baharatla salata yapılması. Çiğ olarak, elma gibi de yenebiliyor. Burada üretilen alabaşlar ağırlıklı olarak İstanbul haline gönderiliyor ve pazarlarda her gün bulunabiliyor. Ürün yeni yeni yaygınlaşıyor. Mor renkli çeşitleri de var. Kış aylarında bir kasası (yaklaşık 10 adet) 300–400 liraya kadar çıkabiliyor. Tanesi ortalama 25–35 lira arasında değişiyor. Hem sağlık açısından değerli hem de üretici için ekonomik getirisi olan bir ürün. Yılın 12 ayı üretilebildiği için sürekliliği var. Yetişme süresi mevsime göre değişiyor. Kışın 70–80 günü bulurken yazın 40–45 gün gibi kısa bir sürede hasada geliyor. Hızlı yetişen ve üreticinin yüzünü güldüren alternatif bir ürün.”
KİŞNİŞ YENİ YENİ ALIŞILAN BİR TAT

Üreticilerden Ömer Babaloğlu, yine çok tüketilmeyen ama oldukça faydalı olan kişnişten bahsediyor: “Burada yılın 12 ayı, dört mevsim yeşillik üretimi var. Biz aynı zamanda kişniş üretiyoruz. Kişniş şifalı bir bitki; 16 çeşit derde deva. Azeri ve Suriye mutfağında, bizim mutfağımızdaki maydanoz neyse kişniş de onların temel yeşilliği sayılıyor. Kişnişin kurusu baharat olarak tavuk ve mangal ürünlerinde kullanılıyor. Biz ise yeşil olarak üretip İstanbul haline gönderiyoruz. Türkiye’de yeni yeni alışılan bir tat. Kokusu ve aroması bizim damak zevkimize biraz ağır gelebiliyor ama İstanbul’da oldukça talep görüyor. Her gün sevkiyat yapıyoruz. Günlük gönderim miktarı sezona göre değişiyor; kışın ortalama 60–70 kasa, yazın ise daha fazla gönderiyoruz. Üretim süreci rokaya göre daha yavaş. Roka kadar hızlı tüketilen bir ürün değil. Bir esnaf günde yüzlerce sepet roka satabilirken kişniş daha sınırlı satılıyor. Bunun en büyük nedeni yeterince tanınmaması. Aslında oldukça faydalı bir bitki ama halk arasında bilinirliliği düşük. Damak alışkanlığı da etkili; biz daha çok maydanoz tüketmeye alışığız. Yine de denemek isteyenler için Eskişehir pazarlarında kişniş bulmak mümkün. Şifa amaçlı bile olsa tadılmasını tavsiye ediyoruz. Pazarlarda bir demeti ortalama 20–25 lira civarında satılıyor.”
BİR İŞÇİ GÜNDE 50 KİLO ÜRÜN DEMETLİYOR

Mihalgazi'de kadınlar, tarımsal üretimin vazgeçilmez gücü… Taze soğan demetleyen kadınların yanına uğruyoruz. Burada Ayşe Kahya, bizlere neler yaptıklarını anlatıyor: “İşçilerin başındayım, ekipleri topluyorum ve işe getiriyorum. Kışın burada, yazın ise Eskişehir’de çalışıyoruz. Soğanları demet yapıyoruz. Ispanak, roka olursa onları da yapıyoruz. Patronumuz hangi işi verirse onu yapıyoruz. Serada çalışma süresi günde yaklaşık 9 saat. Biz alışığız. Senelerdir bu işin içindeyiz. Bir işçi günde ortalama 40–50 kilo ürün demetliyor. Serada çalışan ekip sayısı ise sezona göre değişiyor. Bazen 12-13 kişiye düşüyor ama ortalama 15 işçimiz var. Soğan sezonunun bayrama kadar sürecek. Sonrasında ekip yeniden Eskişehir’e dönecek. Yaz döneminde serada domates ve biber üretimine geçiliyor ve farklı işçiler çalışıyor.”
Kadın emeği, roka üretiminin her aşamasında belirleyici bir rol oynayarak bölgedeki tarımsal üretimin sürekliliğini ve kalitesini ayakta tutuyor.
“BEBEĞE BAKAR GİBİ BAKMAK GEREK”

Zonguldaklı Yücel Cıplak, 30 yıldır Eskişehir’de, son 20 yıldır ise Mihalgazi’de yaşıyor. Cıplak, Mihalgazi Belediyesi’ne bağlı tavuk çiftliğinde görev yapıyor. “Şu an kümeslerde yaklaşık 33 bin 500 hayvanımız var” diyen Cıplak, üretim sürecini şöyle anlatıyor: “Civcivler yumurtadan çıkar çıkmaz kümese alınıyor. İlk etapta zemin hazırlanıyor, altlık seriliyor. İlk bir hafta yem ve su elle veriliyor. Sonrasında günlük kontrollerle büyüme takip ediliyor. Civcivler ilk haftalarda günde ortalama 30 gram, ilerleyen süreçte 50–100 gram arasında kilo alıyor. Ortalama 40–41 gün sonunda kesim aşamasına geliyorlar. Kesimden sonra kümesin temizliği ve hazırlanması yaklaşık 15–16 gün sürüyor. Bu sürenin ardından yeni civcivler geliyor ve döngü yeniden başlıyor. Bu iş zor ama severek yapınca zorluğu kalmıyor. İçerideki civcive evdeki bebeğe bakar gibi bakman gerekir. Maddi ya da manevi eksik ilgilenirsen, karşılığını alırsın. Sürekli kontrol şart. Sabah 08.00’de başlayan mesai çoğu zaman gece yarısına kadar sürüyor. Kümeslerde otomatik yem sistemi kullanılıyor. Sensörlü sistem sayesinde hayvanlar yem yedikçe hat yeniden doluyor ve süreç kendini sürekli dengeliyor. Yem tüketimi ise hayvanların büyümesine paralel artıyor. Civciv döneminde günlük 1–1,5 ton yem kullanılırken, büyüme döneminde bu miktar her gün 300–500 kilo artıyor. Kümes tam kapasiteye ulaştığında 34 bin tavuk günde yaklaşık 6 ton yem tüketiyor.”
SAKARIILICA’DA KAPLICA KEYFİ

Mihalgazi’ye bağlı Sakarıılıca Mahallesi, termal sularıyla öne çıkıyor. Burayı termal otel işletmeciliği yapan İhsan Katar’dan dinliyoruz: “Bölgemizde termal suyumuz çok şifalı. Genel olarak eklem ağrıları ve böbrek taşı ağrıları çeken hastalarımız, misafirlerimiz genelde otelimizi tercih ediyor. Çoğunlukla cilt hastalıklarına da iyi geliyor termal suyumuz. Çıkış derecesi 58 derece. Termal suyumuz artezyen olarak çıkıyor. Tam aldığımız gibi veriyoruz otelimize. Termal havuzlarımızda da aynı şekilde kullanılıyor. Herhangi bir soğutma veya ısıtma yapmıyoruz. Kapasite olarak 40 odamız mevcut. Yaklaşık 80–100 ailemizi ağırlayabiliyoruz. Bir termal erkekler hamamımız var, bir termal bayanlar hamamımız var. Aynı şekilde hepsinde de termal havuzlarımız var. Yazın çocuklu ailelerimizin eğlenebilmesi amacıyla aquaparklı bir soğuk su havuzumuz var. Eğlencelerimiz oluyor, dönemsel olarak değişiyor. Canlı müziklerimiz ve DJ performanslarımız oluyor. Bölgedeki termal turizm için katkı sağlayabilmek adına elimizden geleni yapıyoruz. Sakarıılıca mevkiinde şu anda tek termal oteliz. Olabildiğince en iyi hizmeti misafirlerimize vermeye çalışıyoruz. Portföyümüzdeki misafirlerimiz genelde İstanbul, Balıkesir, Bursa, Konya, Afyon ve Eskişehir’den geliyor. Reklamlarımız sayesinde bize ulaşıyorlar; Facebook, Instagram gibi. Nerede reklam verirsek portföyümüzdeki misafirlerimize de ulaşarak misafir çekmeye çalışıyoruz. Yıl ortalamasında yüzde 50–60 dolulukla geçiyoruz. Yaz aylarında aquaparkımız da olması nedeniyle tatil zamanlarında daha yoğun oluyoruz. Diğer zamanlarda daha çok şifa için orta yaş ve üzeri misafirlerimiz geliyor. Bozdağ mevkiinden gelen misafirlerimiz 27 kilometre yol geliyor ama şu anda o yolumuzda bir tadilat var. Bu nedenle farklı güzergâhlardan gelecek misafirlerimiz için mesafe ortalama 40–50 kilometre arasında değişiyor. Otogardan buraya direkt günde 3 defa sefer oluyor. Buradan da 3 defa dönüş seferi var.”






