Sendikalar, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerden birçok ismi bir araya getiren forumda ortak mücadele çağrısı yapıldı.

SAĞLIK SERMAYEYE TESLİM EDİLDİ

Açık kürsüde söz alan Eskişehir Bilecik Tabip Odası (EBTO) Başkanı Nazan Aksaray, ülkenin ve yurttaşların geleceği için umutları olduğunu söyledi. Aksaray, “Ülkemizde sağlık hak olmaktan çıkarılmış, alınır satılır bir metaya dönüştürülmüştür. Halkın sağlığı, sağlık çalışanlarının emeği ve sağlığı gözü doymaz sermayenin kar hırsına teslim edilmiştir. Sadece sağlık hizmeti alanında değil, insanın bulunduğu her nerede olursa orada sermayenin kar hırsı uğruna halkın sağlığı yok sayılmakta, hatta böylece ortaya çıkan hastalıklardan da kar elde edilmektedir.

KAMUSAL VE KAMUCU OLMALI

Biz hekimler, hastalıkların toplumsal nedenleri karşısında sessiz kalmayız. Bizim insanları hasta eden koşulları değiştirme sorumluluğumuz var. Yoksulluğa, eşitsizliğe, şiddete ve doğanın tahribatına karşı söz söylemek, hekimlik sorumluluğumuzun bir parçasıdır. Halkın sağlık hakkını savunurken sağlık hizmetlerinin kamusal ve kamucu olmasını savunuyoruz. Kamu kaynaklarının toplumun ihtiyaçları için kullanılmasını; koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği, herkesin eşit, ücretsiz, ulaşılabilir ve nitelikli sağlık hizmeti alabilmesini istiyoruz. Bütün bunlar bizi demokrasi meselesine getiriyor.

NEYİN DEĞİŞECEĞİNİ GÖSTERMELİYİZ

İnsanların kendi yaşamlarını etkileyen kararlara katılamadığı, itirazlarının duyulmadığı, hak aramanın baskıyla karşılandığı bir yerde sağlık hakkını da emek hakkını da çevre hakkını da korumak mümkün olmaz. Adaletin, özgürlüğün ve barışın olmadığı bir toplumda, hepimizin yaşamı ve geleceği zarar göreceğini biliyoruz. Birimizin hakkı ihlal edildiğinde, diğerimiz bunun kendi meselesi olduğunu görebilmeli. Yan yana oluşumuzun gündelik yaşamda da karşılığı olmalı. İnsanlar yan yana geldiğimizde hayatlarında neyin değişebileceğini görmeli” ifadelerini kullandı.

PARASIZ, LAİK, BİLİMSEL EĞİTİM İSTİYORUZ

Öğrenci Barlas Aksoku açık kürsüde yaptığı konuşmasında gençlerin sorunlarından bahsetti. Gençlerin okumak ve barınabilmek için çalışmak zorunda olduğunu bu nedenle derslerini düzenli takip etmekte zorlandıklarını anlatan Aksoku, şunları söyledi: “Gençlerin eğitim hakkından mahrum bırakılarak onları birer ucuz iş gücü olarak görmesi, sigortasız işlerde çalışmaya mecbur bırakarak en temel eğitim hakkını elinden alması asla tesadüf değildir. Bu rejim, bu ucuz işçilerini barınma hakkı adı altında 20-25 metrekarelik odalarda 6 kişi tutup onlara sadece yaşamaları için gerekli olan besinleri sağlıyor, bundan para alıyor. Üstelik kendinden olmayan insanları teker teker mimleyip yurtlardan atıyor. Bir başka mesele ise üniversitelerdeki eğitimin kalitesizliği meselesi. Parasız, laik, bilimsel, nitelikli ve anadilde eğitime erişimin güvence altına alındığı bir eğitim düzeni istiyoruz. Çünkü eğitim hakkı piyasaya, paraya veya kişinin doğduğu ailenin ekonomik durumuna göre belirlenmemelidir. Bu taleplerimiz asla üniversitelerin nasıl yönetildiğinden bağımsız değildir. Özerk ve demokratik üniversiteler olmadan bir üniversiteye gerçekten üniversite demek mümkün değildir. Bugün rektörlerin Erdoğan tarafından atanması hukuksuzdur. Son olarak bizler geleceğimizi asla sandıklara, patronlara, egemenlere, tepeden alınan kararlara ve bu karanlık tek adam rejimine teslim etmeyeceğiz.”

Eskişehir’de fırında korkutan olay: Rezistansa dokunan işçi ağır yaralandı
Eskişehir’de fırında korkutan olay: Rezistansa dokunan işçi ağır yaralandı
İçeriği Görüntüle

GELECEĞİMİZİN SORUNU

Makina Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi Başkanı Nergis Uygun ise mühendislerin verdiği yaşam mücadelesini dile getirdi. Mesleğin beklentileri karşılamaktan çok uzaklaştığını söyleyen Uygun, “Mühendisler yoksullaştırılırken ülke kalkınamaz. Bugün mühendislerimizin bir bölümü, temel ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlanmaktadır. Mühendis emeğinin değersizleştirilmesi yalnızca mühendislerin sorunu da değildir. Bu durum aynı zamanda ülkenin geleceği açısından ciddi bir sorundur. Ülkemiz, yetiştirdiği nitelikli insan gücünü kaybetmektedir. Bir ülke, genç mühendislerine gelecek sunamıyorsa geleceğini de güvence altına alamaz. Gençlerimize, ‘Bu ülkede okuyacaksın, mühendis olacaksın, üreteceksin ve insanca yaşayabileceksin’ diyebilmeliyiz.

HAKÇA BÖLÜŞMELİYİZ

Mühendislerin özlük hakları güçlendirilmelidir. Kamu kurumlarında çalışan mühendisler açısından da önemli sorunlar bulunmaktadır. Ek ödemeler, tazminatlar, kariyer ve uzmanlık hakları yeniden ele alınmalı. Kamuda yükselmeler liyakata dayalı olmalıdır. Buradan açıkça ifade ediyoruz: Mühendis ucuz iş gücü değildir. Mühendislik yalnızca bir diploma değildir. Mühendislik; bilgi, emek, sorumluluk ve geleceği kurma mesleğidir. Mühendislerin emeğinin değersizleştirildiği, genç mühendislerin gelecek kaygısı yaşadığı, sanayinin yeterince üretemediği ve ülkenin dışa bağımlılığının arttığı bir ekonomik yapı sürdürülebilir değildir. Bizler; üreten, kendi teknolojisini geliştiren, mühendisine değer veren ve emeğin karşılığını aldığı bir Türkiye istiyoruz. Bunun için yan yana üreten, sanayileşen ve hakça bölüşen bir Türkiye’yi birlikte kuracağız” diye konuştu.

BU OYUN NASIL KRUGULANDI?

Akademisyen Mustafa Özer, Türkiye’nin yaşadığı sorunların sürpriz olmadığını söyledi. Özer, “Şimdi önce en son mesajımı başta söyleyeyim. 80’le başlayan, üç 20 yıllık dönemlere ayrılabilecek, üç perdelik bir oyunun sonuna geldik. Bu nasıl bir oyundu, nasıl kurgulandı? Oyun tamamen Amerikan emperyalizminin iki uluslararası unsuru olan, aracı olan IMF ve Dünya Bankası’nda oturan insanlar tarafından kurgulanan bir oyundu. İlk 80’le başladı 24 Ocak kararları tabii ki. Bu oyunun başlamasıyla birlikte Dünya Bankası’nın ve IMF’nin ‘bizim çocuklar’ dediği insanlar ülkeyi kurtarmaya gönderildi. Önce rahmetli Turgut Özal, sonra Kemal Derviş ve arkasından Mehmet Şimşek.

DÜNYA SİSTEMİNE ENTEGRASYON

Şimdi burada yapılan şu: Türkiye ekonomisinin o dönemde, 80'lerin yeni kapitalizminin aşaması, biz buna neoliberalizm diyoruz, neoliberalizm de sermayenin mutlak iktidarı anlamına gelir. Ve yapılan şeyler şimdi çok tanıdık gelecek. Önce bir varlık enflasyonu yaratılıyor. En sondan başlayayım isterseniz. AKP döneminde önce emlak piyasasında, arkasından otomotiv piyasasında, arkasından KKM ve arkasından da fon. Bunlar tesadüf değildir çünkü neoliberal sistem, sevgili dostlar yoldaşlar, ‘bubble-led growth’ dedikleri yani balonlara dayalı bir büyüme stratejisiyle büyür. Ve ikinci dönem 2020’ler. Bu varlık enflasyonlarının temel amacı ise belirli kesimlerden belirli kesimlere servet transferi amacı taşır. Ama işin doğası gereği bu varlık enflasyonu eninde sonunda bir mal enflasyonuyla sonuçlanır. Bu üç döneme iyi bakın, hepsinde de aynı sorunlar yaşanmıştır. Bu sorunların temelinde Türkiye ekonomisinin bu finans kapital egemenliğindeki dünya sistemine entegrasyonu yatıyor” dedi.

Kaynak: Haber Merkezi