Bugün onlarca gazeteci yaptığı ya da “yapmadığı” haberler nedeniyle cezaevinde. Ülkede her geçen gün basın özgürlüğü tartışmaları daha da büyüyor, baskı artıyor, gazeteciler mesleklerini zor koşullar altında sürdürmeye çalışıyor…
ESKİŞEHİR’DEKİ MESLEKTAŞLARIMIZA SORDUK…
Kendinizi özgür hissediyor musunuz? Gazetecilerin haberleri veya sosyal medya paylaşımları yüzünden gözaltına alınması ve tutuklanması sizi ve haber üretme sürecinizi nasıl etkiliyor? Hür iradeyle gazetecilik yapılabilmesi için nelerin değişmesi gerekiyor? Yapacağınız bir haber için siyasi baskı, erişim engeli veya işsiz kalma kaygısı yaşıyor musunuz? Mesleğin ekonomik koşulları, ifade özgürlüğünü ve bağımsız gazeteciliği nasıl etkiliyor?
“HEPİMİZ TEHDİT İÇİNDEYİZ”
MELİSA CERİTLİ/SAKARYA GAZETESİ

Neredeyse her gün bir gazetecinin tutuklandığına dair haberler alıyoruz. Bu, benim işimi yaparken biraz da olsa üstümde baskı hissettiriyor açıkçası. Bir kere değil, birkaç kere düşünüyorum bir haberi yaparken. “Başkasının başına geldi, ben sessiz kalayım” gibi bir durum da doğru değil. Birinin başına gelen yarın senin de başına gelebilir. Çünkü her an her şey oluyor. Hepimiz bir tehdit içindeyiz, baskı içindeyiz.
BİR ZAMANLAR 4’ÜNCÜ KUVVETTİK
Bence önce gerçekten ifade özgürlüğünün, hele de bizim gibi bir meslekte, hukuksal olarak güvence altına alınması gerekiyor. Sonuç olarak biz kamuoyunu bilgilendiriyoruz. Halk bizden haber alıyor. Bir zamanlar biz dördüncü kuvvettik baktığınız zaman. Ama şu anda yaptığınız bir haber nedeniyle, kamuoyuna doğruları, gerçekleri yansıttığınız için her an başka yerlerde olabiliyorsunuz.
“DAHA ÖNCE İŞİMDEN OLDUM”
ÖZGE ZAİM/ŞEHİR GAZETESİ

Yaşamıyorum çünkü yaşadım. “Yaşayacak mıyım?” diye soracak olursanız, yaşadım. Çok fazla siyasi baskı üzerimde oldu. Belirli yazdığım köşe yazıları nedeniyle işimden de oldum diyebilirim. Ama korkuyor musun diye soracak olursan korkmuyorum. Yani bugün oradan ayrılırım, başka bir yere başlarım. O yüzden benim üzerimde böyle bir baskı kuramazlar diyebilirim.
“EŞLERİ BELEDİYELERDE ÇALIŞMAMALI”
Ben buna yerel bazda bir cevap vermek istiyorum. Gazeteci arkadaşlarımızın eşlerinin belediyedeki görevlerine, belediyedeki işlerine son vermeleri gerekiyor. Çünkü aslında siyasi iktidardan bahsediyoruz ama yerel iktidar baskısını hiç kimse düşünmüyor. Ben daha çok yerel iktidardan baskı gördüm. İşimden olmamda da yerel iktidarın sorumluluğu çok daha fazlaydı.
“YARIN YİNE BİR DURUŞMAM VAR”
AYHAN AYDINER/HABERES

“Aydınları korkak olan ülkenin, zalimleri cesur olur” sözünde olduğu gibi, bizim baskılara rağmen gene özgürce üretim yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Yani ben Eskişehir'de bu konuda en çok hâkimi karşısına çıkan gazeteci biriyim. Alışkınım. Ama eskiden hâkim karşısına çıkarken daha özgüvenliydim. Yani “Nasıl olsa adaletlerini bulur” diye düşünüyordum. Şimdi çıkarken biraz tedirgin oluyorum. Ama adliyeden çıkmıyorum. Yani yarın gene sabah bir duruşmam daha var.
“BASIN ÖRGÜTLERİ GEREKLİ ÇALIŞMALARI YAPMIYOR”
Ya mesleğimizin ekonomik özgürlüğü, özellikle çalışanların aldığı ücretlerin düşük olması son derece olumsuz etkiliyor. Basın örgütleri konuda gerekli çalışmaları yapmıyorlar. Örgütler, Cumhuriyet Başsavcılığı ile Basın Savcılığı ile bu doğru haber yapan gazetecilerin yaşadığı sorunları anlatmalı. Eskişehir'de basın sözcülerinden yatırım yapan iş insanlarına koşup “Asgari ücretten fazla maaş vermeyin” diyen kişinin bugün Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı olması zaten bizim için büyük bir talihsizlik.
“EKONOMİK KAYGILAR TAŞIYORUZ”
SEDAT AYDOĞAN/BSNMEDYA

Ülkemizde ya da şehrimizde gazetecilerin önemli bir kısmı ekonomik kaygılar içerisinde. Ekonomik özgürlüğünü sağlayamamış kişiler. Bu da doğal olarak gazetecilerin günlük hayatından ekonomik hayatı, sosyal hayatına kadar pek çok konuyu etkiliyor. Sadece etkilemekle kalmıyor, haber kaynaklarını da bu anlamda biraz daha rahat etmelerini sağlıyor. Yani bu noktada sadece eleştiriye kendi camiamız açısından bakmıyorum. Bir gazetecinin ekonomik endişe duyduğu hissi uyandığı anda haber kaynakları bunu kullanmaya kalkıyorlar maalesef.
“EN BAŞTA ZİHNİYET DEĞİŞMELİ”
En başta zihniyetin değişmesi gerekiyor tabii. Basın özgürlüğü konusunda dünyanın en altlarında olan bir ülkeyiz. Bu tabloyu ülkemizi idare edenlerin önlerine koyup ciddi bir şekilde bakmaları ve bakmalarından sonra da bu konuyla ilgili bir adım atmaları gerektiğini düşünmeleri lazım. Çünkü bu ülkemize yakışmayan bir tablo. Bu tablonun iyiye doğru götürülmesi gerektiği artık elzem haline geldi. O anlamda yasa yapıcılar, iktidar edenler, Türkiye'nin bu utançtan kurtulması için de artık bir çaba göstermeleri gerekiyor.
“BİR ANDA KÖTÜ ÇOCUK OLUYORSUNUZ”
GÜRAY ATEŞ/ES TV-SONHABER

Bir kurumla ilgili bir gazeteci bir olumsuzluğu dile getirdiğinde, köşesini yazdığında ya da gazetesine, televizyonuna, mecrası her neyse oraya bir haber öyküsünü hazırlayıp kamuoyuna sunduğunda birden kötü çocuk ilan edilebiliyor. Benim bu şekilde aramın kötü olduğu kurumlar var mı? Evet, var. Ama yanlış yaptığımı düşündüğüm bir şey var mı? Hayır, yok. Bizler zaten yanlışı da kamuoyuna göstermek üzere bu görevi yerine getiriyoruz.
“GAZETECİNİN GÖREV TANIMINI ÖĞRENMELİLER”
Bir kere bizim hep birlikte gazetecilere bakış açımızda bir değişiklik şart. Ben bu anlamda vatandaşların zaten gerekli hassasiyeti gösterdiğini düşünüyorum. Hem de devlet kurumlarının, kurum yetkililerinin gazetecinin görev tanımını iyi bir şekilde bilmesi… Gazeteci her zaman herkesin istediği şeyi söyleyen kişi değildir. İnsan maksine olumsuzlukları dile getirir, işinin gereği bunu yapar. Hatta bunu iyi yapabildiği ölçüde iyi bir gazetecidir. Bu anlamda bizim daha kat edecek çok yolumuz var ne yazık ki.
“MESLEKİ ETİK VE VİCDAN ÖN PLANDA OLMALI”
ALİ FURKAN ÇETİNER/ANADOLUGAZETESİ.COM

Burada aslında birazcık daha mesleki etik ve kişinin kendi vicdanı ön planda olmalı. Bizler aslında baktığınızda asayiş haberlerinde bildiklerimizin tamamını habere aktaramıyoruz ki aktarmamamız da gerekiyor. Çünkü bazı şeyler var; vatandaş bunu duyduğunda, gördüğünde, okuduğunda farklı algılar oluşacak. Ülkemiz farklı bakış açılarından insanların bir arada yaşadığı bir toplum. Burada bizim özellikle asayiş olaylarında bazı şeyleri göstermekten ziyade tedbirli şekilde yayınlamamız gerekiyor. Mesela intihar haberleri... Ben olabildiğince, eğer bölgeyi etkileyen bir intihar değilse intihar haberine gitmiyorum çünkü özendiriyor.
“FARKINDALIK YARATILMALI”
Bakış açısının değişmesi gerekiyor. Bizim gazeteci kimdir, gazeteci nedir, neden oradadır? Bunların cevaplarını herkese iletmemiz, bildirmemiz gerekiyor. Öğrenmeliler. Herkesin koşarak uzaklaştığı bir yere ben koşarak gidiyorum. Ben oraya gidiyorsam o çekimi yapacağım, oradaki haberi bir şekilde halka ileteceğim ve orada o bilgiyi bir şekilde toplayacağım. Ülkede değişmesi gereken tek şey gazeteciliğe olan yaklaşım ve kafa yapısı. Ama bu yerel bazda, butik şekilde değil, genel anlamda olmalı. Gerekirse eğitim olarak verilmeli veya farkındalık projeleri üzerinden bir şeyler yapılmalı.
“SADECE BİZİ DEĞİL HALKI DA ETKİLİYOR”
ÖZLEM ÖZDEN/ANADOLU GAZETESİ

Zaman zaman özgür hissetsek de meslektaşlarımızın tutuklanması ya da ifadeye çağrılması gibi durumlardan ötürü tabii ki bu konuda biz de endişe duyuyoruz. Hatta bunun halka da yansıdığını düşünüyorum. İnsanlar genel olarak mikrofon gördüğünde cevaplamak istemiyorlar ya da gerilebiliyorlar ya da kendilerini tam olarak ifade etmekte zorlanıyorlar. “Acaba başımıza bir şey gelir mi? Söylediğim bir şey yarın bana döner mi?” gibi düşünceler etkiliyor halkı da.
“BİR HABERİ YAPARKEN İKİ KERE DÜŞÜNÜYORUZ”
Biz de her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi ifade özgürlüğü ve düşünce özgürlüğüne sahip olmak istiyoruz. Sosyal medya paylaşımları yüzünden ya da yapılmamış bir haber yüzünden, sadece bir düşünceden ibaret olan bir konudan dolayı ifadeye çağrılmak ya da tutuklanmak çok da doğru olduğunu düşündüğüm bir şey değil. Tabii ki bunlar da bizlere ya da yaptığımız haberlere yansıyor. Bir habere giderken ister istemez iki defa düşünmek durumunda kalabiliyoruz.
“OTOSANSÜR UYGULUYORUM”
ALPEREN ATA/ESKİŞEHİR HABER AJANSI

Özgür hissetmiyorum tabii ki. Ben doğrudan özgürlüğüme karşı herhangi bir şey yaşamasam bile Türkiye'de gazetecilerin gözaltına alınması, tutuklanması tabii ki de beni özgür hissettirmiyor. Bu duruma zaten çok fazla üzülüyorum, kendime de dert ediyorum. Anayasal hak olarak ifade özgürlüğümüz, haber alma ve haber yapma özgürlüğümüz varken, sosyal medyadan veya bir haberden dolayı tutuklanan gazeteciler varsa otomatikman ben de otosansür uyguluyorum.
“ÖRGÜTLENEREK HAKKIMIZI ARAMALIYIZ”
Mesleğe başladığım ilk gün her şeyin ekonomik ve politik olduğunu anladım. Çünkü cebinde ne kadar para varsa o kadar özgürsün aslında. Cebimizde para yoksa, yeterince para kazanamıyorsak bu iş sürdürülebilir de olmayacak. Bu yüzden biz gazetecilerin örgütlenerek birlikte iş yapması, sendikalaşması lazım ki birbirimizin hakkını arayalım. Örgütlenelim ki daha yüksek maaşlarla çalışalım, diyebilirim. Biz örgütlenirsek ve bir şekilde bu meslek asgari ücretten kurtulursa o zaman bir şeylerin değişeceğini düşünüyorum.
“BU İŞ SEVMEDEN YAPILAMAZ”
UFUK AZBAY/İSTİKBAL GAZETESİ

Ekonomik koşullar daha çok aslında iştahı biraz engelliyor. Çünkü daha üretken olma, belki de bazı şeyleri göze alma noktasında cesaret gerekiyor mu, diye düşündürüyor. Para kazanmanın binlerce yolu var ve o pek çok yolu tercih edebilirsiniz. Ama zaten özellikle bir yerel gazetede ekonomiyi düşünerek bu iş yapılamaz. Bu işi sevmek lazım, bu tempoyu sevmek lazım. Bazı olası tehlikeleri göze almayı düşünmek, bunu göze alabilmek lazım.
“YASALAR NETLEŞMELİ”
Hür iradeyle gazetecilik yapılabilmesi için yasalar netleşmeli. Çünkü her çıkan söylem, her ifade, hatta bazen ekonomiyle ilgili sıkıntılar, devlete yönelik olumsuz şeyler söylüyormuşuz gibi anlaşılıyor. Bunun kanunlar çerçevesinde iyi belirlenmesi ve her söylemimizin mevcut iktidardan ya da devletten şikâyetçiymişiz gibi algılanmasının önüne geçilmesi lazım. Bu kanunlar iyi belirlenir ve bizler de bu baskıyı üzerimizde çok fazla hissetmezsek sorun olmaz.
“HASSASİYETİMİZ VE ENDİŞEMİZ ARTTI”
SÜMEYRA BALCI DİZMAN/YENİGÜN GAZETESİ

İşsiz kalma kaygısı belki değil ama “Bu haber yayınlanır mı, yayınlandıktan sonra bir sıkıntı yaşanır mı?” gibi endişeler taşıyabiliyoruz. Bu durum, bazı konularda iki kere düşünmemize neden oluyor. Haberin doğruluğundan emin olmak ve gerekli teyitleri yapmak için daha fazla çaba gösterdiğimiz noktalar olabiliyor. Elbette gazeteci zaten haberin doğruluğunu teyit etmeli. Ancak yaşananlar, bu konudaki hassasiyetimizi ve endişelerimizi daha da artırabiliyor.
“EKONOMİK KOŞULLAR İYİLEŞTİRİLMELİ"
Öncelikle gazetecilerin ekonomik ve sosyal koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Farklı görüşlerin, her kesimden düşüncenin rahatlıkla ifade edilebildiği ve bizlerin de bu görüşleri kamuoyuna doğru bir şekilde yansıtabildiği bir ortam gerekiyor. Ancak bu, yalnızca bizlerin istediğini yazabilmesi anlamına gelmemeli. Gazetecilerin de etik değerlere ve meslek kurallarına dikkat ederek, kamuoyunu ve kişilerin hak ve özgürlüklerini zedelemeden haber yapabilmesi gerekiyor. Önemli olan, haberleri doğru ve sorumlu bir şekilde aktarabileceğimiz bir ortamın oluşturulması.





