Okullarda yaşanan saldırılar, eğitim kurumlarında güvenlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Öğrencilerin ve öğretmenlerin güvenli bir ortamda eğitim görme hakkıyaşanan olaylarla birlikte bir kez daha sorgulanırken, ilgililer okul güvenliğinin yalnızca fiziki önlemlerle sınırlı kalamayacağına dikkat çekiyor. Türkiye’de bireysel silahlanmanın denetimi ve çocukların korunmasına yönelik mevcut sistemin işleyişini ve eksikliklerini değerlendiren Eskişehir Barosu Çocuk Hakları İzleme Komisyonu Üyesi Av. Serhat Kaşıkara, kanunların önleyici tedbirlerden ziyade olay yaşandıktan sonra cezalandırmak üzerine kurulu olduğunu söyledi. Çocukların silahlara erişimindeki kolaylık hususunda nitelikli düzenlemelere gidilmesi gerektiğine işaret eden Kaşıkara, “Buna ilişkin olarak çok fazla bir düzenlememiz yok. Çünkü evde kapı kapatıldıktan sonra çocuğun ne tür bir şeyle karşılaştığı, ne tür bunlara erişiminin sağlanıp sağlanamadığı ya da anne-babası açısından bunun bir kontrolünün yapılıp yapılamayacağı gibi bazı boşluk içeren noktalar var” dedi.

HEM İYİ HEM DE KÖTÜ BİR ADIM
Okullarda risk değerlendirmesi yapılması, tehditlerin bildirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması konusunda açık bir yasal sorumluluk zinciri olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Kaşıkara, “Buna ilişkin olarak açıkçası bir erken uyarı sistemi gibi bir şey düşünülüyor anladığımız kadarıyla. Fakat bunun daha tam ayrıntıları belli olmadı. Ve açıkçası bu iki yönlü bir durum. Hem iyi olabilir hem de bazı noktalarda çocukların etiketlenmesi ya da okulların, öğretmenlerin etiketlenmesi açısından, yani sosyal bağlamda bir olumsuz yönü de olabilir” ifadelerini kullandı.
BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM ŞART
Silahların evlerde güvenli biçimde muhafaza edilmesi konusunda ailelere yönelik bilgilendirme ve denetim mekanizmalarının yeterli olmadığına dikkat çeken Kaşıkara, “Açıkçası bunda da çok fazla bir düzenlememiz söz konusu değil. Burada tabii olay sadece hukuki yönlü ya da hukuk temelli bir yaklaşımla çözülebilecek nitelikte de değil açıkçası. Çünkü burada işin içine okuldaki işte rehberlik birimleri geliyor, hatta ailesel yapıdaki bu değişikliklerin izlenmesi kapsamında sosyal bazı şeyler de giriyor işin içine. Dolayısıyla hem ebeveynler hem de öğretmenler açısından okuldaki sistematik, yani bir bütüncül yaklaşım gerekiyor” dedi.
SİLAHA ÇOK ÇABUK ERİŞİLEBİLİYOR
Özellikle ruhsatsız silahlara kolay erişimin önemli bir sorun olduğunu belirten Kaşıkara, “Açıkçası biraz önce bahsettiğim gibi işler biraz zorlaştırılabilir. Yani prosedür, silah alma prosedürü zorlaştırılabilir. Hatta bazı uluslararası anlamda farklı devlet uygulamalarında mesela bazı silahların özellikle saklanması ve muhafaza edilmesi noktasında özel bazı şeylerin öngörüldüğü, mesela bir kilitli dolap gibi ya da başkaca bir işte muhafaza dolabı gibi. Bu kapsamda bazı şeylerin yeniden düzenlenmesi, yani zorlaştırma dediğim o, mesela bazı nitelikli olarak şartların öngörülmesi burada fayda sağlayabilir” diye konuştu.
“SUÇLULAR” OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYORUZ
Saldırı öncesinde risk işaretleri fark edildiği halde müdahale edilmemişse, bu ihmalin hukuki bir karşılığı olup olmadığına ilişkin konuşan Kaşıkara, “İhmal varsa tabii ki olur. Hatta olmalıdır zaten hukuka göre. Fakat burada şöyle de bir durum var; özellikle yaşanan bu son süreçte, mesela bu Manisa sürecinde de ailelere doğrudan doğruya sorumluluk yüklenmesi hukukumuz açısından bazı problematikleri de beraberinde getiriyor. Bunlar nedir? Örneğin, suçta ve cezada aslında şahsilik vardır. Bir kişinin gerçekleştirdiği eylemi bir başka kişiye, yakını dahi olsa, üçüncü kişiye aktarmanız söz konusu olmaz” ifadelerini kullandı. Kaşıkara, “Tabii ki anne-babanın bir ihmali sonucunda oluşan bir olumsuzluk söz konusuysa burada ihmaline gidilmeli. Hatta burada biliyorsunuz okuldaki öğretmenlerin de özellikle rehberlik yapan ya da danışmanlık yapan kişilerin de bu tür şeyleri bilip de ihbar etmemesi ilgili yerlere, işte ilgili mercilere diyeyim, ihbar etmemesi de bir ihmal oluşturduğu için burada tabii ki bir ihmal silsilesi var” dedi.
ŞİKAYET MEKANİZMALARI TÜRKİYE’DE DEĞİL
Çocukların şiddet içerikli dijital ortamlara erişimi ve tehditlerin çevrim içi ortamda yayılması konusunda mevcut hukuk sisteminin yeterli koruma sağlamadığını söyleyen Kaşıkara, “Şimdi buna dair olarak genelde sosyal medya platformlarının belli başlı şikayet mekanizmaları var. Fakat bunların merkezleri Türkiye'de olmadığı için fiiliyatta nasıl işlediğini tam bilemiyoruz. Hukukumuzda ise genel klasik anlamdaki bu ceza hukuku bağlamında bu tür şeylerde, örneğin bir hakaret, tehdit ya da bir suça yönlendirme, özendirme gibi durumlar söz konusuysa bunu zaten savcılık kanalıyla şikayet edebiliyorsunuz” şeklinde konuştu.
ÇUVALDIZI KENDİMİZE BATIRALIM
Çocukların kimliklerinin, görüntülerinin veya ifadelerinin basında ve sosyal medyada paylaşılmasının hak ihlallerine neden olduğunu belirten Kaşıkara, “Suçluyu kazıyın, altından insan çıkar. Çocuk haklarına bunu yansıtırsak; suçluyu kazıyın ya da suça sürükleneni kazıyın, altından çocuk çıkar. Dolayısıyla burada çocuk bir şekilde ona suçu işlemeye yönelmiş olabilir, bir şekilde yönlendirilmiş olabilir, suça sürüklenmiş olabilir. Bu kapsamda onun bir rehabilitasyon sürecin de... Çocuğun çünkü bir de geleceği var biliyorsunuz” ifadelerini kullandı.Kaşıkara, “Dediğim gibi isminin doğrudan doğruya verilmesi onun yarın bugün geleceğine ilişkin olarak, diyelim cezasını da çekti diyelim, akabinde o onun bir etiketlenmesine neden oluyor. Bunlar çok sakıncalı şeyler” dedi.
SÜRECE GELİNMEDEN ENGELLENMELİ
Çocuk hakları açısından benzer saldırıların önlenmesi için bugün hukuken atılması gereken en acil ve somut adımın ne olduğu sorusuna cevap veren Kaşıkara, “Çocuğu olabildiğince süreçte koruyarak hatta koruma sürecine gelmeden önce bunun engellenmesi sağlanmalı. Suç işlenmeden önce yeterli ve gerekli önlemlerin alınarak o sürece hiç dahil olmaması yani önleyici bir ceza hukukunun bunda çok büyük fayda sağlayacağını düşünüyorum. Eğitim gerçekten çok önemli. Çocuk anne-babasına bakıyor, anne-baba ne yaparsa çocuk onu örnek alıyor. Anne-babaların sorumlulukları arttı bu dönemde. Devletin de belli noktalarda pasif kalmaması lazım. Kanunların denetlenmesi gerekir. Dengesel bir sistematiğin olması hem çocuğun geleceği hem de çocuğun üstün yararı için şart” diyerek sözlerini noktaladı.
ARKASINDA PEK ÇOK FAKTÖR VAR

Anadolu Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ramazan Akdoğan, okullarda yaşanan şiddet vakalarının yalnızca psikolojik ve sosyal faktörlerle açıklanamayacağını belirterek, medyanın etkisi, ekonomik durumlar ve ailelerin kendi aralarındaki açmazlar gibi pek çok faktörün değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Şiddet olaylarının bir sonuç olabileceğini ifade eden Akdoğan, “Neler oldu da lisedeki gencecik bir çocuk —o da sonuç olarak bir çocuk— bu kadar ciddi bir suçu işleyecek duruma geldi? Bunun arkasında neler var? Şüphesiz en önemlilerinin başında, bana kalırsa, aile tutumları, ailenin çocuğa yüklediği anlam, onunla kurmuş olduğu ilişki, onun ihtiyaçlarını giderip gidermediği gibi faktörlerin çok büyük rolü var” dedi. Sosyal medyanın da şiddeti tetikleme ihtimali olan faktörlerin başında geldiğini belirten Akdoğan, çocukların sosyal medya ile kurduğu ilişkide ebeveynlerin rolüne dikkat çekti. Akdoğan, televizyon dizilerinde şiddetin nasıl resmedildiğinin de önemli olduğunu belirterek, “Şiddet ödüllendirilen bir şeye dönüştüğünde doğal olarak çocuklar da bu ödülü gayriihtiyari almak eğilimine giriyorlar” ifadelerini kullandı.
BELİRTİLER SÜREÇ İÇERİSİNDE BELİRGİNLEŞİR
Bir çocuğun ya da ergenin şiddete yönelme riskini önceden gösteren bazı işaretlerin bulunduğunu ancak bunların kesin ve objektif olmadığını söyleyen Akdoğan, “Genellikle bu şiddet olayları böyle minik minik, yavaş yavaş bir süreç halinde çocukta yer bulmaya başlar. Önce işte evde huysuzluklar yaparak, sonra arkadaşlarıyla biraz biraz kavgalar ederek, sonra birilerini gasp ederek, sonra üzerinde biraz zaman geçtikten sonra birine bir yumruk atarak, sonra sürekli işte okulda disipline sevk edilen çocuk pozisyonuna gelerek; yani gittikçe bu tırmanır” diye konuştu. Erken müdahalenin önemine vurgu yapan Akdoğan, “Bir çocuk mesela ne kadar erken müdahale görürse, özellikle işte ebeveynler, okul psikolojik danışmanları, öğretmenler, okul idarecileri tarafından ne kadar erken fark edilir ve müdahale edilirse bu sürecin durdurulması o kadar mümkün oluyor” dedi. Problem davranışların yetişkinlere gönderilen mesajlar niteliğinde olduğunu ifade eden Akdoğan, “Bir çocuk yaramazlık yapıyorsa ya da istenmeyen, uygunsuz davranışlar sergiliyorsa aslında şöyle diyor: ‘Benim bir takım sorunlarım var, beni görün.’” ifadelerini kullandı.
ZARAR BAŞLADIĞINDA PROFESYONEL DESTEK GEREKİR
Profesyonel destek gerektiren durumlara ilişkin de değerlendirmede bulunan Akdoğan, “İyi çocuk tümüyle sorunsuz olan çocuk demek değildir. Gelişim süreci içerisinde bir takım problem davranışların ortaya çıkması, zaman zaman akranlarla tartışmaların, tırnak içerisinde küçük çaplı kavgaların olması gelişimin bir parçası aslına bakarsanız. Ama iş başkasına ya da kendisine zarar vermeye başladığı noktada artık ciddi profesyonel yardım sinyali verir” dedi.Akdoğan, “Ailenin artık kontrol edemediği, öğretmenin kontrol edemediği ve sergilenen davranışın bireyin kendisine veya çevresine zarar vermeye başladığı durumlar artık profesyonel müdahaleyi gerektirir” diye konuştu.
ALGI YARATMANIN ÖNÜNE GEÇİLMELİ
Okul saldırılarının yalnızca saldırıya uğrayan çocuklar üzerinde etkili olmadığını belirten Akdoğan, olaya tanık olanların ve haberleri takip edenlerin de etkilenebileceğini söyledi. Akdoğan, “Buna doğrudan doğruya travma demeyiz ama ikincil travma özelliği gösterir. Benim de korkularım oluşur, ‘Acaba benim başıma da gelir mi?’” dedi. Medyanın duyarlılığına da dikkat çeken Akdoğan, “Bilinçlendirme çalışmaları çok kıymetlidir ama olayı gereğinden fazla, çok fazla sanki her an okulda bütün çocuklarımız vurulabilirmiş gibi bir algı yaratmanın bence önüne geçmek çok önemli” ifadelerini kullandı.
OKUL RUH SAĞLIĞI HİZMETLERİ DAHA ETKİN OLMALI
Sadece polisiye tedbirlerin ve çocuğun yargılanmasının yeterli olmayacağını savunan Akdoğan, okul ruh sağlığı hizmetlerinin daha etkin kılınması gerektiğini söyledi. Akdoğan, “Okul psikolojik danışmanlarının daha fazla rol verilmesi gerektiğini, hem rol hem sorumluluk verilmesi gerektiğini” belirterek, özellikle kalabalık okullarda rehber öğretmen sayısının artırılması ve veli görüşmelerinin artırılması gerektiğini ifade etti.“Biz bunlara koruyucu ruh sağlığı hizmeti diyoruz. Yani henüz problem doğmadan onun zeminini yok etmek istiyoruz. Ne kadar çok profesyoneli biz bu alanda istihdam edebilirsek o kadar olumlu sonuç alabileceğimizi düşünüyorum” dedi.
BU İŞ PROTOKOLLERLE ÇÖZÜLMEZ

Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği Şube Başkanı ve Eğitimci Faik Alkan, okullarda artan şiddet vakalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yaşanan saldırıların ülkede büyük bir travmaya neden olduğunu söyleyen Alkan, “Güvenli okul meselesine bir projeksiyon tutmak istiyoruz. Yani bizim anladığımız güvenli okul dediğimiz şey kapısında güvenlikçinin, arama cihazının olduğu, X-ray cihazının olduğu, turnikelerin olduğu bir okul modeli değil. Çok katmanlı bir sorunla bakın karşı karşıyayız. Yani bireysel silahlanmadan tutun aile eğitimine kadar, sokaktaki kültürden dizilere kadar olan çok katmanlı ve Türkiye toplumunun neredeyse tamamını ilgilendiren bir sorunla karşı karşıyayız. Bakın protokolle bu işler çözülmez. Bakanlığımız 2007 yılından itibaren zaten 7 tane büyük protokol imzaladı bu konuda. Ama şiddet hala eğitimde vazgeçilmeyen, eğitimin temel sorunu olarak karşımıza çıkıyor” dedi.
UYGULAMA ADETA HEDEF GÖSTERİYOR
Bilimsel metotlarla çalışılması gerektiğini vurgulayan Alkan, “Önleyici tedbirlerimiz nerede kaldı? Mesela dünkü olay üzerinden değerlendirelim. Dünkü olayı gerçekleştiren öğrenci sınıf tekrarı yapmış bir öğrenci. Ve ikinci yıl 9’uncu sınıfı tekrar okuyor. Bu bir yıl içerisinde bu öğrencimizle ilgili nasıl psikososyal değerlendirmeler yapıldı? Bu öğrencimiz neredeydi? Okula gelmediği dönemlerde hayatını nerede geçirdi? Buna bakmak lazım.Daha da önemlisi bakın, bilimsel metotlarla artık çalışmak zorundayız. Yani biz her evde bu kadar silahın kolay ulaşıldığı, sokakta şiddetin bu kadar içselleştirildiği bir ortamda bu sorunu maalesef çözemeyiz. Bunu defalarca söyledik. İşte bakın, yine yeni yanlışlardan bir tanesi: Dün, düne kadar şunu yaptılar hatırlayın; nitelikli okul dediler, niteliksiz okul dediler, nitelikli öğretmen, niteliksiz öğretmen derken şimdi okullarımızı birinci öncelikli, ikinci öncelikli, üçüncü ve dördüncü böyle devam ediyor, klasmana ayırdılar. Bakın bu zaten başından itibaren orayı hedef göstermektir. Yani bundan Bakanlığımızın acilen vazgeçmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
İLK KAÇAN GÜVENLİK OLDU
Gelecek kaygısının da ortadan kaldırılması gerektiğini belirten Alkan, “Biz bu çocuklarımızı geleceğe hazırlamak zorundayız, Türkiye'ye hazırlamak zorundayız, hayata hazırlamak zorundayız. Bunun için de bu sınav baskısı başta olmak üzere bu gelecek kaygısını ortadan kaldırmamız lazım. Bakın Nihan Hanım, bizim öğrencilerimizden mezun olanlarımız da dahil hiçbiri bir geleceğinin hazır olduğuna inanmıyor. Düşlerini başka ülkelerde kuruyor, başka yerlerde kuruyor. Bu kadar eğitimin umut olmaktan çıktığı bu ülkede bu yaşadıklarımız aslında bir sonuç olarak önümüzde duran bir gerçekliğimizdir. Yani buna çözüm üretmemiz lazım. Ama biz olayı hep polisiye tedbirlerle çözeceğimizi, işte emekli uzman çavuşlar, emekli polisler... Bakın dün de gördük, ilk kaçan yine oradaki güvenlikçiler oldu. Yani bu bize bir mesaj vermeli ve Bakanlığımız bu bağlamda değiştirmeli” şeklinde konuştu.
HER ŞEY KAĞIT ÜZERİNDE KALIYOR
Eğitim emekçilerinin de kendini güvende hissetmediğini söyleyen Alkan, “Eğitim ortamına nasıl başladık biz bu yıl? Öğretmenin önlüğünü tartışarak başladık. Bu muydu gerçekten eğitimin temel sorunu? Diğer tarafta baktığımız zaman veliler hiç olmadığı kadar hayatlarından fedakarlık yaparak çocuklarını okullara gönderiyorlar, ekonomik olarak en başta. İşte kayıt paralarını bu kentimizde günlerce tartıştık. Sonuç ne oldu? Sonuç her şey kağıt üzerinde kalıyor. Bu protokoller de kağıtüzerinde kalacak. Yine biz iki gün sonra bunu unutacağız, yine eski Türkiye olmaya devam edeceğiz. Ama önleyici tedbirler meselesinde sınıfta kalacağız. Bakın, Denver saldırısından sonra Amerika Birleşik Devletleri'nde bütün bilim insanları, üniversiteler, bütün o konuda kafa yoran herkes oturdular "Bu sorunu nasıl çözeriz?" diye tartışmaya başladılar. Peki Türkiye'de? Türkiye'de asıl taraf olması gereken sendikalar, eğitim dernekleri, veliler bu işin hiçbir yerinde değiller. Yukarıdan kararlar alınıyor, "Siz aşağıda uygulayın" diyorlar” ifadelerini kullandı.
VELİLER SÜRECİN PAYDAŞI OLMAK ZORUNDA
Alkan sözlerini şöyle noktaladı: “Veliler bilinçlendikçe, eğitim ortamında öğrencileri spor başta olmak üzere başka yerlere kanalize edecek etkinlikler olduğunda zaten bu sorunlar yavaş yavaş ortadan kalkıyor. Bizim en çok üzerinde durduğumuz konulardan bir tanesi; bu süreçlere katılması gerekiyor velilerin. Veliler bu sürecin paydaşı olmak zorunda. Veli eğitimlerini sadece kağıt üzerinde yapmayalım. Şu an mezun olan ve sokakta gezen birçok PDR uzmanımız var. Her okulumuza alalım. Devlet sadece koordinasyonu sağlasın. Bu işi böyle çözmek zorundayız. Bilimsel çalışmak zorundayız.”
ÇOCUKLARIMIZI İYİ YETİŞTİRMELİYİZ
Eskişehir’de yaşayan ebeveynler okullarda yaşanan şiddet vakaları nedeniyle tedirgin olduklarını çözümün ise aileden geçtiğini ifade etti. Veliler, şiddet vakalarındaki artışın altında yatan nedenlerle ilgili soruları yanıtladı.
OYUNLARIN ETKİSİ BÜYÜK

Sevinç Erdemli:Oyunlar… Eskiden internet yoktu biz akşam 8’e kadar çok rahat bir şekilde sokakta oynardık. Ben Ziya Paşa’da oturuyordum. Muttalıp Caddesi’ndeki okuluma çok rahat bir şekilde gidip geliyordum. Ama şimdi çocuğumu kendim getirip götürüyorum.
ÖNCE AİLEDE EĞİTİLMELİ

Sevgi Kılıç:Çocukların ailede eğitilmesi çok önemli. Okul çok fazla bir şey veremiyor. Biz de çocuklarımız için korkuyoruz, daha okulun ilk haftası böyle bir olay yaşanması çok üzücü. Telefonlardaki oyunlardan şüpheleniyorum. Çocukların en azından çantalarına bakılsa daha iyi olur.
ONLARI TAKİP ETMELİYİZ

Merve Çınar: Endişe duyuyorum. Okul en güvendiğimiz yerdi, şu an tedirgin gönderiyoruz. Allah’a emanetler. Bence önlem alınıyor ama bir yerde onların da yapabileceği bir şey yok çünkü bunu öğrenciler yapıyor. Ailelere büyük sorumluluk düşüyor, takip etmemiz gerekiyor.
HER ŞEY ANNE-BABADA BİTER

Meltem Çınar: Okulumuza güveniyoruz, içimiz rahat. Ben her zaman her şeyin anne babada bittiğini düşünüyorum. Daha fazla mı takip etmeli çocukları acaba… Eğitim evde başlar. O tüfeği nereden temin etti, anne baba nasıl izin verdi onları düşünmek gerekiyor.
İNTERNET DE NEDEN OLUYOR

Ebru Aslan: Ben bir öğretmenim. Yeterince bilinçli yetiştirilmeyen çocuklar, ailelerden altyapısı iyi olmadığı için yaşanıyor. Aynı zamanda internetteki bazı meydan okuma tarzı etkinliklerin çocuklar üzerinde ciddi yaygınlaştığını ve şiddete neden olduğunu düşünüyorum.


