Sürekli okurlarımın bildiği gibi 'Kent Konseyi' konusu benim uzun süreden beri ilgi duyduğum ve önem verdiğim bir konudur.

Epeydir yazmaya ara verdiğim kent konseyleri konusunda, son günlerde kentimizdeki yeni gelişmeler üzerine yeniden depreşen düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Kent Konseylerinin Önemi

Günümüzde artık dev boyutlara ulaşmış olan 'kentsel sorunların' ancak 'paylaşılarak çözülebileceği', bu işin öğretisinde genel kabul görmektedir. Dünya pratiğinde de bu paylaşımın 'kent konseyleri' kanalıyla olabileceği benimsenmiştir. Ayrıca kent konseyleri 'katılımcı demokrasinin' önemli bir aracı olarak görülmektedir.

Gelişmiş toplumlarda kent konseyleri, 'yerel halk' ile 'yerel yönetim' arasında bir köprüdür. Bu bağlamda, kent konseyleri 'belediyelerin rakibi değil, çalışma ortağıdır.' Elbette kent konseyi çalışmalarında 'yeterlilik ve sürdürülebilirlik' de çok önemlidir.

Kısa Bir Tarihçe

AKP iktidarı, AB zorlamaları ya da kendilerini meşrulaştırma kaygılarıyla kent konseyleri konusunda da bazı yasal düzenlemeler yapmak zorunda kaldı.

2005 yılında Belediye Kanunu'nun 76. maddesinde yapılan bir düzenleme ile iç hukukumuza ilk kez 'kent konseyi' terimi girdi. Daha sonra İçişleri Bakanlığı'nca 8 Ekim 2006 tarihinde yayımlanan ve 6 Haziran 2009 tarihinde yeniden düzenlenen 'Kent Konseyleri Yönetmeliği' ile konunun ayrıntıları belirlendi ve çeşitli kentlerde çalışmalar başladı.

Bu doğrultuda'Eskişehir Kent Konseyi (EKK)' ilk genel kurulu, Büyükşehir Belediyesi'nin çağrısıyla 28 Eylül 2007 tarihinde yapıldı. Bu ilk genel kurulda demokratik bir biçimde yapılan seçimle 20 kişilik 'yürütme kurulu' seçildi.

Benim de içinde yer aldığım bu ilk yürütme kurulu, o zamanki yönetmelik gereği Büyükşehir Belediye Meclisi 1. Başkanvekili Ahmet SÜZER başkanlığında çalışmalarına başladı. Ancak AKP'li olan konsey başkanının, kent konseyini AKP güdümüne alarak Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz BÜYÜKERŞEN aleyhine kullanma taktikleri yüzünden verimli çalışmalar yapılamadı.

29 Mart 2009 yerel seçimlerinden sonra, Kazım KURT'un Büyükşehir Belediye Meclisi 1. Başkanvekili ve Kent Konseyi Başkanı olması üzerine, sağlıklı bir kent konseyi oluşturmak umutları yeniden canlandı.

26 Eylül 2009 tarihinde yapılan genel kurulda, demokratik bir 'çalışma yönergesi' kabul edildi ve Kazım KURT kent konseyi başkanı seçildi.

Bu genel kurulda kabul edilen 'Eskişehir Kent Konseyi Çalışma Yönergesi'nin hazırlık komisyonunun üyesi ve sözcüsü kimliğimle yönergenin tüm sözcükleri üzerinde kafa yormuş birisi olarak, bu yönergenin 'içeriğiyle ve biçimiyle Türkiye'ye örnek olduğunu' gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

12 Haziran 2011 seçimlerinde Kazım KURT'un milletvekili olmasından sonra, Eskişehir Kent Konseyi Başkanlığı'na Prof. Dr. Nadir SUĞUR seçildi. EKK, bugün ülkemizin önemli kent konseylerinden birisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Kent Konseylerinin Ülkemizdeki Durumu

Gelişmiş toplumlardaki süreçle bizim ülkemizdeki durumu kıyaslayınca, Türkiye'de kent konseylerinin öneminin yeterince anlaşılamadığı; dolayısıyla uygulamada birçok sorun ve yetersizlik yaşandığı görülmektedir.

Bu sorunların ve yetersizliklerin temelinde yatan sorun ise 'demokrasi ve yönetişim kültürümüzün kısırlığıdır…'

Ülkemizdeki uygulamalarda, kent konseylerinin temel direkleri olan 'merkezi yönetim, yerel yönetimler, meslek kuruluşları ve STK'lar' arasında bir türlü 'eşgüdüm, iletişim ve eşit paylaşım' sağlanamamaktadır. Dahası, kent konseyleri 'basit siyasal çıkarların aracı' olarak kullanılmaya çalışılmaktadır.

Kent konseylerinin işleyişi açısından çok önemli olan 'demokratik yönetişim' ilkesi, merkezi ve yerel yönetimleri temsil eden atanmış üyeler tarafından ciddiye alınmamaktadır. Bu yaklaşım, sivil toplumu temsil eden seçilmiş üyelerle uyumsuzluğa neden olmaktadır.

Ayrıca, ülkemizde kent konseylerinin yetki ve sorumluluklarıyla ilgili hukuksal mevzuatın yetersiz kalması ve kent konseylerinde alınan kararların yasal yaptırım gücünün olmaması çok önemli bir sorunlardır.

Dahası, kent konseylerinin bazı STK'lar tarafından dar siyasal yaklaşımlar amacıyla kullanılması ve gönüllü çalışma grupların önerilerinin kalite ve sürdürülebilirlik açısından yetersiz kalması gibi sorunlar aşılamamaktadır.

Dolayısıyla ülkemizde yıllardan beri kent konseyleri hak ettikleri değere ulaşamamışlardır.

Eskişehir'deki Durum

Ülkemizdeki birçok kente göre kent konseyi konusunda daha birikimli olmasına rağmen, yukarıda özetlediğimiz genel durum ve sorunlar elbette Eskişehir için de geçerlidir.

Ayrıca, Eskişehir'in özelliğinden kaynaklanan şu sorunların da aşılması gerekmektedir:

1. Kent konseyleri ile ilgili mevzuatta 'Büyükşehir Belediyesi' statüsü olan kentlerde, 'büyükşehir ile ilçe belediyeleri arasındaki kent konseyi ilişkilerinin nasıl yürütüleceği' açık değildir. Bu durum pratikte birçok 'yetki, görev ve temsil sorunu' ile anlamsız rekabet sorunları yaratmaktadır.

Bu bağlamda, kentimizde 2008 yılından beri Büyükşehir Belediyesi bünyesinde yürütülmekte olan kent konseyi çalışmalarıyla, yeni kurulan Odunpazarı Kent Konseyi çalışmalarının eşgüdümü çok önemli olacaktır.

2. Bilindiği gibi Tepebaşı Belediyesi uzun süreden beri bu tür çalışmalarını 'Sağlıklı Kent Konseyleri' ilişkileri içinde ve başka bir biçimde sürdürmektedir. Göründüğü kadarıyla 'yeni bir kent konseyi oluşturma' konusunda hazırlıkları da yoktur.

Eskişehir gibi aslında 'büyükşehir' özelliği taşımayan bir kentte, büyükşehir ve ilçe belediyelerinde böylesine farklı uygulamalar yapılması yeni sorunlar getirebilir.

Böyle bir durumda üçü de sosyal demokrat CHP'li olan belediyelerimizde öncelikle, 'kent konseyleriyle ilgili bir eşgüdüm komitesi oluşturulmalıdır.'

Ve ' gerçek anlamda temsil özelliği olan, donanımlı ve liyakatli kenttaşların katılacağı kent konseyleri…' hedef alınmalıdır.

Sevgiyle dostlukla.