Psikoloji genel olarak çatışmayı 'karmaşık bir yaratık olan insanoğlunun aynı anda birçok güdünün etkisi altında kalması ve bu iki ya da daha fazla güdünün aynı anda etkin olması halinde ortaya çıkan durum olarak' tanımlar.
Aynı tanımlamada şu tarz örneklerde verilir; öğretmen sınıfta konuşulmasını istemez, ancak öğrencide arkadaşına kendisi için çok önemli olduğunu düşündüğü bir şeyi anlatmak ister. Burada öğretmenin ihtiyaçlarıyla öğrencinin ihtiyaçları çelişmektedir. Bu durum da iki kişinin çatışma yaşamasına neden olur.
Evet, verilen bu örnekten de görüldüğü üzere çatışma bir kişinin içsel dünyasında olduğu kadar iki kişinin çelişen güdüleri sonucu da ortaya çıkmaktadır. Doğal olarak bu sonuçlarda bireysel dinamiklerden toplumsal dinamiklere ulaşmaktadır.
Niyetim elbette ki uzman olmadığım psikoloji alanında ahkam kesmek değil. Peki, neden bu açıklamayı yapma ihtiyacı duydum anlatmaya çalışayım, toplum olarak yaşadıklarımız sonucunda öyle bir noktaya gelmiş vaziyetteyiz ki çatışma olmadan bir günümüz geçmiyor. Hayatımızın, yaşadığımız toplumun hemen hemen her hücresine nüfus eden bu konunun analiz edilmesi tartışılması gerektiğini düşünmekteyim. Normal şartlarda hayatın bir parçası olarak kabulleneceğimiz bu çatışma ortamı olağan dışı bir vaziyet almış durumda. Yine normal şartlarda olumsuz bir manası olmaması gereken ve iyi yönetildiğinde başarılı sonuçlar verebilecek çatışma kavramı maalesef bırakın iyi yönetilmeyi, adeta bilerek ve kasten iyiden iyiye çıkmaza sürüklenecek ölçüde kötü yönetiliyor.
Oysaki hemen hemen her sorununu çatışmaya kavgaya dönüştürmeyi başaran (!) bir toplum olarak çatışmalardan gerek olumlu sonuç, gerek uzlaşma çıkacak yöntemlere o kadar fazla ihtiyacımız var ki.
Türkiye'nin iç ve dış politikasını derinden etkileyen siyasi, sosyal, ekonomik, etnik, dini birçok çatışma yaşayan ülkemizin çıkarılabilecek sonuçlar paralelinde tartışmaları pozitif bir noktaya çekmesi gerekirken çözüm yöntemlerini görmezden gelmesi son derece üzücü.
İşte böyle bir ortamda toplumu ortasından ikiye bölen uzlaşmadan çok uzak bir noktada ülkemiz referanduma götürülüyor. Sorunlar yaşayan insanların toplumların uzlaşacağı tek nokta birbirlerini anlamaktan, birbirleriye uzlaşmaktan geçer. Çatışmaların aşılmasının olumluya çevrilmesinin yöntemi de budur.
Maalesef bu yöntem ülkemizde uzun zamandır unutulmuş bir şekilde köşesine çekilmiştir. Toplum ahlakına bilincine ve geleceğine ışık tutmak gerekirken siyasilerin akıl almaz kararlarıyla gelinen nokta hiç de iç açıcı değildir.
Uzlaşı kavramı toplumların ezbere bildikleri bir şey değildir zamanla öğrenilen ve bu öğrenme neticesinde toplum hayatına uygulanan bir yöntemdir. Öğrenmeyi unutan toplum ilerlemeyi de unutur ve birçok hayal ürünü ile avutulur. Geldiğimiz nokta tam da budur. Bu kadar sorun varken kişisel menfaatler ve egolar yüzünden öğrenmeyi unutan topluma getirilip getirilip seçim dayatılır. Referandum dayatılır. Ve başımızı sallamamız beklenir. Toplum ilerlememiş, çatışmış, uzlaşamamış umurlarında olmaz. Ve her geçen gün sıkıntı her geçen gün gerginlik artar!..