Taşbaşı Kültür Merkezi’nin Kırmızı Salonu’nda önceki gün dikkat çekici bir gün yaşadık…

Salon dolmuş, fuaye alanı taşmış, merdivenlere kadar insanlar sıralanmış…

ES TV ekranlarından da canlı yayınladık.

Yeni Parti’nin yeni üyeleri için düzenlenen rozet töreninde verilen mesajların ortak noktası belliydi:

İktidar!

“Yeni bir sayfa açıyoruz” denildi.

“Eskişehir’den iktidar yürüyüşünü başlatıyoruz” denildi.

“Yerelde iktidarız, asıl olan genelde iktidar olmak” denildi.

Ve elbette “Hep birlikte kazanacağız” vurgusu yapıldı.

Siyasette bazen rakamlardan, sloganlardan ya da kürsüdeki cümlelerden daha etkili bir şey vardır:

Kalabalığın kendisi…

Kırmızı Salon’daki tabloya baktığınızda, Yeni Parti’nin Eskişehir’de ciddi bir hareketlilik yakalamaya çalıştığı açıkça görülüyordu.

Ayşe Ünlüce’nin Büyükşehir Belediye Başkanı olarak rozet takması, ilçe belediye başkanlarının aynı salonda yer alması ve belediye meclis üyelerinin de bu siyasi değişimin içerisinde bulunması, elbette CHP açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir tablo.

Eskişehir’de mesele birkaç kişinin parti değiştirmesinden çok daha büyük…

Bir siyasi partinin yerel teşkilatlarında en önemli unsurlardan biri olan “sokaktaki karşılığı” meselesi var.

Yeni Parti cephesinden bakıldığında tablo umut verici.

CHP açısından bakıldığında ise aynı fotoğrafın başka bir anlamı var:

İşler kolay görünmüyor.

Özellikle Eskişehir gibi CHP'nin yıllardır güçlü olduğu bir kentte belediye başkanlarının tamamına yakınının parti değiştirmesi, ister istemez “CHP bundan sonra ne yapacak?” sorusunu gündeme getiriyor.

Çünkü siyaset sadece sandık günü yapılan bir iş değil.

Teşkilat gerekir.

Sahada insan gerekir.

Belediye başkanları gerekir.

Meclis üyeleri gerekir.

Gönüllüler gerekir.

Ve hepsinden önemlisi seçmene heyecan verecek yüzler ve hikayeler gerekir.

Yeni Parti, önceki gün Eskişehir'de bu hikayeyi yazmaya başladı.

CHP ise aynı saatlerde kendi içerisinde bu hikayenin karşısına nasıl bir hikaye koyacağını düşünmek zorunda.

Elbette siyasette hiçbir sonuç önceden belli değildir.

Bugün büyük görünen avantaj, yarın sandıkta karşılık bulmayabilir.

Ama siyasetin de bir gerçeği var:

Kalabalık her zaman oy değildir ama kalabalıksız siyaset de kolay değildir.

O nedenle Kırmızı Salon’daki görüntüye bakınca insan ister istemez şunu düşünüyor:

CHP'nin Eskişehir'deki işi bundan sonra biraz daha zor.

Hem de az buz değil…

ESKİ’DE VATANDAŞIN SABRI TAŞTI!

Gelelim siyasetten tamamen bağımsız başka bir meseleye…

ESKİ'nin Yunus Emre Halk Çarşısı'ndaki hizmet biriminde yaşanan sistem arızasına.

Burada artık eleştirinin dozunu biraz artırmak gerekiyor.

Çünkü vatandaşın yaşadığı şey basit bir “sistem arızası” değil.

37 derece sıcakta, havasız bir ortamda saatlerce bekletilmek!

Bir vatandaş su aboneliği işlemini yaptırmak için hizmet binasına gidiyor.

Karşısına çıkan şey ne?

Çalışmayan sistem.

Sıra numarası yok.

Gişelerde işlemler aksıyor.

Kalabalık büyüyor.

Vatandaş bekliyor.

Bekliyor… Bekliyor…

Bir süre sonra elektronik sistemin yerini kağıda yazılmış sıra numaraları alıyor.

2026 yılında vatandaşa su aboneliği işlemi yaptırmak için kağıt parçası üzerinde sıra numarası vermek gerçekten kabul edilebilir mi?

Teknoloji çağındayız.

Her şey dijitalleşiyor.

Ama vatandaş hizmet binasına geldiğinde sistem çöktüğünde bütün o teknoloji bir anda ortadan kayboluyor.

Sonra da elde kalem, kağıt…

Üstelik mesele bir dakika, beş dakika süren bir kesinti değil.

İnsanlar saatlerce bekliyor.

Sıcaklık 37 derece.

Salon havasız.

Kalabalık.

Neden?

Vatandaşın su bakiyesi bittiğinde sistem “kusura bakmayın, bugün çalışmıyoruz” demiyor.

Abonelik borcu olduğunda “sistem arızalı, yarın gelin” denilmiyor.

Tahsilat zamanı geldiğinde sistem gayet güzel çalışıyor.

O halde hizmet verme zamanı geldiğinde de aynı sistemin çalışması gerekiyor.

Vatandaşın söylediği “Bizlerden vergi almasını bilenler, önce sık sık yaşanan arıza sorununa kalıcı bir çözüm getirsinler” sözü de tam burada anlam kazanıyor.

Çünkü vatandaşın istediği olağanüstü bir şey değil.

Hizmet istiyor.

Hem de parasını ödediği hizmeti…

Bir sistem arızası elbette olabilir.

Teknolojik sistemler zaman zaman çökebilir.

Bunda kimsenin itirazı yok.

Ama asıl mesele, sistem çöktüğünde kurumun B planının olup olmadığıdır.

Kağıda sıra numarası yazmak çözüm değildir.

Vatandaşı başka hizmet noktasına göndermek de çözüm değildir.

Bunlar ancak günü kurtarma yöntemidir.

Kalıcı çözüm ise altyapıyı güçlendirmek, yedek sistem kurmak, hizmet noktalarını birbirine entegre etmek ve en önemlisi vatandaşı mağdur etmeyecek bir kriz planı oluşturmaktır.

Çünkü kurumların başarısı sistem çalışırken değil, sistem çalışmadığında vatandaşa nasıl hizmet verdiğiyle de ölçülür.

Zira o merkezde sistem çalışır(!) durumdayken de işlemler hızlı şekilde ilerlemiyor… Vatandaşın bekleme süresi, her şey yolundayken de gayet uzun sürüyor…

Ben dahi oraya yolum düştüğünde, kurumda görevli dostlarımdan yardım istediğimi hatırlıyorum… Bir habere yetişmem gerektiği için…

ESKİ'nin bu olaydan çıkaracağı ders basit olmalı:

Sistem tekrar çökerse vatandaşın da sabrını çökertmeyin.

KISSADAN HİSSE

Tarihin en meşhur karar anlarından biri, MÖ 49 yılında yaşandı.

Jül Sezar, ordusuyla birlikte Roma sınırındaki Rubicon Nehri'nin kıyısına geldi.

Karşıya geçmek, Roma hukukuna göre sıradan bir nehir geçişi değildi.

Bir tarafta geri dönüş vardı.

Diğer tarafta ise savaş, iktidar ve büyük bir belirsizlik…

Sezar bir süre durdu, düşündü.

Sonra nehre doğru ilerledi.

Ve tarihçi Suetonius'un aktarımına göre o meşhur sözü söyledi:

“Aleaiactaest.”

Yani:

“Zar atıldı.”

Sezar Rubicon'u geçtiğinde artık eski hayatına dönemeyeceğini biliyordu.

Çünkü bazı kararlar vardır…

Verdiğiniz anda artık sizin kararınız olmaktan çıkar, sizi de değiştirmeye başlar.

İnsan bazen bir köprüden geçer.

Bazen bir kapıdan çıkar.

Bazen bir imza atar.

Bazen de yalnızca bir cümle söyler.

Ama asıl mesele şudur:

Her adımın geri dönüşü yoktur.

Tarihin bize bıraktığı en büyük derslerden biri de belki budur:

Karar vermek cesaret ister; fakat verdiğin kararın sorumluluğunu taşımak daha büyük cesaret ister.

Rubicon'u herkes geçebilir.

Asıl mesele, karşı kıyıya geçtiğinde ne yapacağını bilmektir.

Kıssadan hisse:

Zarı atmadan önce iyi düşün. Çünkü bazı oyunlarda ikinci zar yoktur.