Yıl 2023… Mihalıççık’a gidip Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Doruk Madencilik’te maden emekçileriyle görüşmüştük.

O günlerde haklarını alamayan işçiler, kendilerini madene kapatarak önce açlık grevi, ardından oturma eylemi yapmıştı.

Daha sonra Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay madeni ziyaret etmiş, ödemeler ise ancak o ziyaretin ardından peyderpey yapılmaya başlanmıştı.

Yıl 2026…

Hiçbir şey değişmedi.

Doruk Madencilik işçileri, yine haklarını alamadıkları için bu kez Ankara’ya yürüdü.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde üstlerini çıkararak açlık grevine başlayan işçiler, 4,5 aydır evlerine para götüremediklerini söylüyor.

Hem madenciler hem de bizler aynı duyguyu yaşıyoruz:

Dejavu.

Yerin metrelerce altında, ağır ve tehlikeli koşullarda çalışan emekçiler, hak ettiklerini alabilmek için belli aralıklarla adeta yalvarmak zorunda bırakılıyor.

Eylem yapıyorlar, ağızlarına bir parmak bal çalınıyor ve bir süre sonra yeniden aynı sorunlar yaşanıyor…

Haydi…Sar başa…

İSİG Maden İşkolu İş Cinayetleri Raporu’na göre, 2013-2025 yılları arasında en az bin 267 işçi hayatını kaybetti.

Bu ölümlerin yüzde 70’i göçük, ezilme, zehirlenme ya da boğulma nedeniyle gerçekleşti.

Yani bu insanlar her gün ölümle burun buruna çalışıyor.

Yani madencilerin can güvenliği yok.

Yani bu sektörde işçi sağlığı ve iş güvenliğibüyük bir sorun.

Üstelik tüm bu risklerin karşılığında hak ettiklerini de alamıyorlar.

Doruk Madencilik, emekçinin hakkını vermemeyi adeta alışkanlık haline getirmiş durumda.

“Biraz eylem yaparlar, biz de küçük adımlar atarız, sonra bir süre daha idare ederler” anlayışıyla hareket ediliyor.

Öte yandan hakkını arayan işçiler yaka paça gözaltına alınıyor, polis engeliyle karşılaşıyor.

“Emek”, kolayca ayaklar altına alınıyor, sesini çıkaran işçi ise “suçlu” ilan ediliyor.

Bir maden işçisinin hakkını alabilmesi için illa ki kendini yerin altına kapatması, günlerce aç kalması, kilometrelerce yol yürüyerek sesini duyurmaya çalışması mı gerekiyor?

Hak, bu kadar zor ulaşılabilir bir şey mi?

Bu sistem daha ne kadar böyle gidecek?

Sorular, sorular, sorular…

Ve cevabını bildiğimiz ancak çözüm olmayan yanıtlar…