1978-1982 yılları arasında kalan ilk gençlik çağını Afyon’da geçirmiş bir Eskişehirli olarak, dahası Afyon’a ve Afyonlulara ait bir sürü güzel anısı olan biri olarak, bugün bu kenti Eskişehir’e “rakip gibi” görmek, çok da hoşuma gidiyor sayılmaz…
O yılların Afyon’unda bir ortaokul öğrencisi olarak, okuldan bir kız öğrenciyle sokakta yürümemiz olanaklı değildi…
Hala öyle midir bilmem ama, o dönemde son derece tutucu ve içine kapalı bir kentti…
Uzun Çarşı, Karılar Pazarı…
Karılar Pazarı’nda halis köy kaymağı satan köylü kadınları…
Burada alıp yediklerimiz kaymak falan değil ki…
İmaret Camii, Hıdırlık…
Afyon Kalesi’nin o azametli görüntüsüne yakınlaştıkça, kendinizi tarihin içinde hapsolmuş gibi hissedersiniz…
Bir değil, iki Odunpazarı yapacak kadar çok ve hala yaşayan tarihi evlerin arasından geçip kalenin eteklerine gelirsiniz…
O kalenin eteklerine mendil bağlayıp iyi bir koca için şans dileyen kızlar, dilerim mutludurlar…
Zafer Parkı’nın merdivenlerinden, Türkiye’nin en güzel ve en özel Zafer Anıtı’na çıkar, anıtın çevresine dizilmiş Kurtuluş Savaşı’ndan kalma top arabalarının üzerinde fotoğraf çektirirsiniz…
Sucukçular, lokumcular, kaymak şekeri satanlar…
İkbal Lokantası’nın devasa aynaları önünde yemeklerini yiyen konuklar, sıkı sıkı tembih edildiği için kaymaklı ekmek kadayıfı yemeden lokantadan çıkmayı, bir eksiklik hatta bir suç sayarlar…
***
Herkes bilmez ama, ben bilirim; Afyon halkının cana yakınlığını, içtenliğini…
Yabancıya yüz vermezler ama sevdikleri insanı, insan gibi severler…
“Akedeş”likleri, “emmoğlu”lukları unutulmaz…
Hele o “haşkeşli” ağzı açıkları…
Yüreğimin bir parçası hala oradadır…
Kent, İçanadolu’dan ve Marmara’dan gelip güneye, Akdeniz’e çıkan yolların tam kesişme noktasında…
Diğer taraftan coğrafyanın ortaya koyduğu bir zorunluluk olarak Afyon, Eskişehir, Kütahya ve Bilecik illeriyle birlikte anılıyor…
Eskişehir Afyon’a 140, Kütahya’ya 72, Bilecik’e 80 kilometre mesafede.
Bu dört kentin içinde, gerek sanayisiyle, gerek nüfusuyla, gerekse de eğitim, sağlık ve diğer sosyal olanaklarıyla merkez sayılan kent Eskişehir…
Bu siyasi tablo bile, Eskişehir’in iktidar olanaklarından neden yeterince (hatta hiç) yararlanamadığını, başta “teşvik” olmak üzere birçok önceliğin neden Afyon ve Kütahya’ya gittiğini anlamaya yetiyor…
Afyon’da çeyrek yüzyıl öncesine kadar, yalnızca yerli halkın yararlandığı Gecek, Ömer, Gazlıgöl kaplıcaları, nasıl birden bire termal bir merkez haline getirildi?
Karayoluyla tatil yörelerine giden hemen herkesin, ister istemez geçmek zorunda olmasını Afyon nasıl bir “bacasız sanayi” haline getiriverdi?
Ama Afyon hep, “içinden geçilip gidilen” bir kent oldu…
Ve Eskişehir’le arasındaki en önemli fark da bu galiba…
***
Afyon inanılmaz bir hızla gelişirken, bizim ne denli beyhude tartışmalarla zaman geçiriyor olduğumuza çok iyi bir örnektir bu karar…
Eskişehir’de iktidar partisi milletvekilleri ve yöneticileri havaalanı konusunda bile, “geçen sene indi ya, bu sene de insin” demekten başka olayı çözümlemek için tırnaklarının ucunu oynatmazken, Afyon DDY arazisini yabancı yatırımcıya veriyor…
Biz, bu kentin üniversitesine vermemek için olmadık şeyler yapıyoruz…
Sonra da iktidar milletvekillerine yaptıkları hizmetler sorulunca, 3 tane yol ile hemen hepsini hayırsever vatandaşların yaptırdığı okul dersliklerini sayıyorlar…
Neyse, en iyisi bunlara hiç girmeyelim…
Yolun açık olsun Afyon…