106 yıl önce, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla ulus egemenliği resmen yaşama geçirilmiştir.

Bayram olarak kutlanan bu önemli gün daha sonra Mustafa Kemal Atatürk tarafından, çocuklara armağan edilmiştir. Ancak, bu yıl bazı çocuklar ve öğretmenler maalesef bayramın sevincini yaşayamayacaklar.

Şanlıurfa (Siverek) ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar hepimizi derinden üzerken; en güvenli kurumlar olması beklenen okullarda uzun zamandır pusuya yatmış şiddetin giderek artmasını endişe ile izliyoruz.

NEDEN ÇOCUKLARA ARMAĞAN?..

Mustafa Kemal Atatürk’ün bu bayramı çocuklara armağan etmesinin elbette nedenleri vardı;

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini çocukların omuzlarında görmüş; ulusal egemenliğin ilan edildiği bugünü, egemenliğin gelecekte devredileceği yeni nesillere emanet etmiştir.Çocuklara duyulan sevgi ve güven, onların eğitimli, mutlu bireyler olarak yetişmesine verilen önemi de göstermiştir.Üstelik, bu bayram dünyada çocuklara armağan edilen tek bayramdır.

NEREDE HATA YAPIYORUZ?

Şanlıurfa ile Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarını tek neden ile açıklamak mümkün görünmüyor.

Son yıllarda yaygınlaşan ayırımcı politikalar, nefret dili kullanımı, yoksulluk ve adaletsiz gelir dağılımının giderek derinleşmesi, hak arama kurumlarına karşı duyulan güvensizlik toplumun her kesiminde öfkeyi ve hoşgörüsüzlüğü artırdı. Artık toplumda yasal çerçevede hak aramanın yerini “şahsen haddini bildirme” almaya başladı. Elbette eğitim dünyası da bu olumsuzluklardan etkilendi.

Olayların en tehlikeli boyutu, eğitim kurumlarında şiddetin gittikçe sıradanlaşması. Oysa okullar uzun yıllar, çocukların genel anlamda davranışlarını daha çok kontrol altında tuttukları daha sakin,uyumlu,disiplinli ve mutlu oldukları ortamlar olmuştur.Ama son iki olay ve daha öncekiler bize artık okulların bu özelliklerini kaybetmeye başladığını gösteriyor.

ÖĞRETMENİN İTİBARINA NE OLDU?

Öğretmenler tarihin her döneminde toplumun aydınlanma öncüsü konumlarıyla herkesin saygı duyduğu kişiler olmuştur. Ancak o günlerden; öğretmene sahip çıkılamayan, fiziki ve psikolojik saldırılara karşı korumasız bırakılan bir sisteminin hakim kılındığı zamanlara gelinmesi herkesi üzüyor.

Eğitim sisteminin ana unsuru olan öğretmenlerin, toplumsal saygınlık, pedagojik disiplin,rol model olma zeminlerinden koparılarak öfkenin yöneldiği hedefler haline getirilmesinin sorumluları bellidir.

Öğretmeni itibarsızlaştıran; toplumdaki yerini ve okuldaki işlevini küçültmeye neden olan yaklaşımlar okullardaki şiddet vakalarının artmasının önemli nedenlerinden birini oluşturuyor.

Şiddete maruz kalan ya da şiddet tehdidi altında kalan öğretmenler, mesleğinden soğuma, okula karşı güven kaybı, geri plana çekilme, stres ve hırpalanmış öğretmen sendromu gibi sorunlar yaşamaya başladılar.

NE YAPMALIYIZ?

Okullarımızın şiddet haberleriyle gündeme gelmesinde başta Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) olmak üzere, toplumun tüm kesimlerinin sorumluluğu vardır. ÇEDES ve benzeri projelerle okulların pedagojik yapısının zorlanması, MESEM’lerde çocuk işçiliğinin yaygınlaşması gibi uygulamaların yarattığı sistem karmaşası, nitelikli/niteliksiz okul ayrımcılığı, ekranlarda ve toplumda şiddet dilinin yaygınlaşması ile birleşince, eğitim emekçileri ve öğrenciler şiddet olaylarının bazen faili bazen de mağduru haline gelmektedir.

GEÇ KALIYORUZ!..

Okulda şiddet sorununu çözmek, günü birlik müdahalelerle değil, uzun vadeli eğitim politikalarıyla mümkündür. Bunun için başta öğrenciler, veliler ve eğitim emekçileri olmak üzere eğitimin tüm bileşenlerine yönelik, kültürel, sosyal yönden tatmin edecek altyapı çalışmalarının hayata geçirilmesi şarttır.

Ayrıca okullarda rehberlik hizmetlerinin işletilmesi ve buralardaki yetersiz personel sayısının giderilmesi gerekmektedir. Eğitimde ortamlarında şiddetin önlenmesi ve azaltılması eylem planları gerçekçi ve uygulanabilir nitelikte hazırlanmalı,kağıt üzerinde bırakılmamalıdır.

Unutmayalım ki; Okulların, öğrencilerin ve öğretmenlerin güvende olmadığı bir ülkede hiçbirimiz güvende değiliz demektir…