Önceki gün Şanlıurfa…
Dün Kahramanmaraş…
Okullarda yaşananlar akıl alır gibi değil…
Hangi açıdan bakarsanız bakın korkunç!
Okulda bulunan her bir canın yaşadığı korku…
Okuldaki öğrencilerin ailelerinin ve hatta ülkedeki tüm ebeveynlerin içine çöken endişe…
Saldırganların yakınlarının yaşadığı yıkım…
Eğitimde şiddet öyle bir noktaya geldi ki;
Dün şehrimizdeki eğitim sendikalarının üyeleri iş bırakarak Milli Eğitim Müdürlüğü binasının önünde bir araya gelip “Eğitimde şiddete hayır” konulu basın açıklaması yaptı.
İşte tam o esnada Kahramanmaraş’ta bir önceki gün yaşanan saldırının bir benzeri yeniden yaşandı!
Şaka gibi!
Okullardaki şiddet olaylarının bu kadar artmış olması bir tesadüf olmaktan çıktı.
Sistemin getirdiği sistemsizlik, art arda gelen can kayıplarıyla noktalanırken, sistemin başındakilerden gelen açıklamalar aslında her şeyin nedenini açıklıyor.
Öğretmenler iş bırakıyor, taleplerini haykırıyor, İl Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin sürecin takipçisi olduklarını söyleyerek, “İçişleri Bakanlığımız ve biz her dönemin başında valilerimizin başkanlığında okullarımızı güvenlik ve risk açısından bir değerlendirmeye tabi tutarız, tedbirlerimizi alırız. Tedbir alınan okullarımızda da oluyordur, alınmayanlarda da olabilir. İçişleri Bakanlığı ile yaptığımız tespitlerde risk kategorisi açısından okullarımızı sınıflandırmış durumdayız; bir kısım okullarımıza doğrudan polis var, kapısında devriye bekleyen okullarımız var, sivil polisler tarafından güvenlik açısından kontrol edilen okullarımız var. Bunların hepsi bizim sistemimiz içerisindeki okullarımızın güvenlik tedbirleri açısından gündemimize aldığımız konulardır” diyor.
Yaşananlar bu kadar küçümsenecek olaylar mı?
Okullar kime göre riskli, neye göre riskli?
Kapısında güvenlik bulunan okuldaki öğrencinin, kapısında güvenlik bulunmayan okuldaki öğrenciden ne farkı var?
Her öğretmen, öğrenci, personel biricik değil mi?
Gerekli gereksiz her yere akıtılan paralar, geleceğimiz dediğimiz çocuklarımız için -çocuklarımızın canları için- öğretmenlerimiz için neden değerlendirilmiyor?
Geçtiğimiz yıl mart ayında TBMM Genel Kurulu’nda CHP'nin okul içi ve okul çevresi güvenliğinin sağlanması, öğrenci ve öğretmenlerimizin güvenli ortamlarda eğitim öğretim faaliyetleri yapmaları amacıyla verdiği araştırma önergesi AK Parti ve MHP'li milletvekillerinin oylarıyla reddedilmişti.
Şimdi yaşananlarda veyaşanacaklarda ret oyu veren herkesin payı yok mu?
Bir türlü istifa etmeyen Bakan Tekin’in payı yok mu?
Dün kentimizdeki eğitim sendikaları farklı görüşlere sahip olmalarına rağmen güçlerini birleştirdi. Binlerce öğretmen, bir araya gelerek Bakan Tekin’i istifaya çağırdı.
Ancak bu eğitim sendikaları arasında Eğitim-Bir-Sen yoktu.
Eğitim-Bir-Sen üyeleri tek başına basın açıklaması yapmayı tercih etti.
Her türlü siyasi olayda işin içine dahil olan Eğitim Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar, yapmış olduğu basın açıklamasında “Gerekli adımlar atılmazsa, bu sürecin takipçisi olacağımızı ve mücadeleyi her platformda büyüteceğimizi ilan ediyoruz” ifadelerine yer verdi.
Ancak diğer yanda mücadeleyi hali hazırda büyüten meslektaşlarının yanında olmadı!
Farklı dünya görüşüne sahip 5 sendika bir araya gelerek sesin daha gür çıkmasını sağlarken, İbrahim Akar ve Eğitim-Bir-Sen’liler, “samimiyetten uzak” açıklamalarını diğer eğitimcilerden ayrı bir yerde gerçekleştirdi.
Üstelik bu açıklamada Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in adı dahi anılmadı, Milli Eğitim Bakanlığı’na yönelik tek bir vurgu yapılmadı.
Metinde velilere seslenilen bir bölüm yer alırken, Bakanlığa ya da Bakan’a doğrudan yöneltilmiş tek bir ifade bulunmadı!
Buradan anlıyoruz ki kişisel hesaplar; öğrencilerin ve meslektaşlarının hayatından daha kıymetli. Tıpkı mecliste verilen araştırma önergesinin reddedilmesi gibi…
Bu devran günün birinde dönecekse eğer toplumun her bireyini aynı şekilde savunan, liyakatli ve kişisel ikbal peşinde olmayan yöneticilerle dönecek