Siyaset her zaman sofraya ekmek getirecek sonuçlara imza atmaz. Buradan da sadece sağ ya da sol bir çizgi üzerinde durmak yanlış olur. Zaman içinde konjonktür her ideoloji için uygun olmadığından; diyalektiğe ya da farklı örgütlenmelere ve yollara sarılan kavramlar ve kitleler deneyerek ve savaşarak kendi içinde haklılığını savundu. Halkın değişmez ezilen kesim olması ve inanç mağduriyetleri karşılıklı masaya yatırılan kavramlar olmuştur​ ve ne yazık ki ezilen kesim olma gerçeği ve inanç mağduriyeti; ikisi de sofraya ekmek getirmemiştir. Demokratik bir şekilde örgütlenen çeşitli toplumlar veya sosyal ve ekonomik gruplar aynı özneye sahiptirler. Kitleler sosyolojik ve psikolojik açıdan heterojendir. Bir demokrasi, kendisinden taviz vermeksizin militarist veya pasifist, mutlakıyetçi veya liberal, merkeziyetçi veya yerinden yönetimci, ilerici veya gerici ve farklı zamanlarda bunlardan biri olabilir. Demokraside halk, kendi iradesine karşı gelen yasalara da rıza gösterir, çünkü bu da yine özgür yurttaşların iradesidir. Demokrasi kurallar bütünüdür. Demokrasi ülkelerde uygulanma biçimlerine göre çeşitlilik gösterir.

***

Demokrasi ile yönetilen ülke sayısı kadar demokrasi anlayışı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
İnsanımız ailede, okulda, sokakta ve iş yerinde ne kadar demokrat davranmaktadır? Demokrasiyi yaşam felsefesi, yaşam kültürü ve davranış biçimi olarak ne kadar benimsemiştir? Demokratik insan yerine Türk toplumunda itaatçi, geleneğe dayalı, bağımlı insan tipi çok daha mı yaygındır? Oysa demokrasinin yöntem olarak gelişmesi, özgürlük, eşitlik, adalet ve sosyal barış gibi temel değerleri getiren ulusal egemenlik fikri ve dünya görüşünün evrimleşmesi ile sağlanmıştır. Bu davranış kalıbı içinde oylama ve seçim mekanizması, özgür karar ve tercihleri bağımlı tercihleri mi yansıtmaktadır? Gençlere demokrasiyi anlatmak istiyorsak, onlara bu kavramı yaşayabilecekleri ortamları da sağlamamız gerekmektedir. Diğer taraftan bunun adı 'sözde demokrasi' olacaktır. Demokrasi kavramı, 1990'lı yıllarda yoğun bir popülerlik kazanmıştır. Bunda soğuk savaşın sona ermesi ve sosyalist sistemlerin yıkılması ile kavram üzerindeki anlam mücadelesinin zayıflaması ve hür dünyanın demokrasi anlayışının artık evrenselleşmesi önemli bir etkendir. Demokratikleşme 1980'li yıllardan itibaren Üçüncü Dünya Ülkelerinde de yoğun olarak ele alınmaya başlamıştır. 1980 sonrasında Afrika'da yürürlüğe konan tek parti ve şeflik sistemlerinin kaldırılması ve çok partili rejime geçilmesi ile başlayan sürece, 1989 yılına gelindiğinde Latin Amerika'nın de katılması 'global demokrasi' olarak yeni düzenin ilanına son noktayı koymuştur. 'Demokratikleşme' 1980'lerden itibaren devreye giren neo-liberal politikaların bir unsuru olmuştur.