Öğretmenler toplumlara önderlik eden kişileri yetiştiren toplumun gerçek önderleri olan ancak genelde arka planda yer alan kişilerdir. İlköğretimden üniversiteye kadar tüm öğretmenlerimizin emekleri sayesinde sadece ülkemizde değil tüm dünyada insanoğlunun uygarlığı devam edebilmektedir.
Çünkü öğretmenler bilgi akışını sağlayan unsurlardan en önde olanıdır. Yani öğretmenlerin değerini tam olarak algılayamayan toplumlar çağdaş bir dünyanın geleceğini inşa edemezler...
* * *
Bir toplumun sağlıklı düşünen bireylerini yetiştirmekÖğretmelerin asli görevlerinin başında gelir. Gelişmiş ülkeler ancak iyi eğitimden geçmiş fertlerin yetişmesiyle sağlanabilir. Yaşamın her döneminde en doğru ve kazançlı yatırım şüphesiz insana yapılan yatırımdır. İnsanlık sağlam temeller üzerine yetişirse canlı ve cansız içinde bulunduğumuz hayatın her varlığı huzur ve selamet bulur. İşte bütün bunları sağlayacak olan ilk unsur tarafsıziyi niyetli çalışkanaydınlığa bakan öğretmenlerimizdir.
Öğretmenlerin Kurtuluş Savaşı sırasında nasıl canlarını dişlerine taktıklarını Atatürk bizzat gözlemlemiştir. Özellikle kurulmuş bulunan Öğüt Kurulları sayesinde Ulusal Kurtuluş Savaşına öğretmenlerimizin büyük katkıları olmuştur. Atatürk hemen hemen yurtgezisinde gittiği her noktada mutlaka bir okul ziyaret ederek hem eğitim öğretime hem de öğretmenlere vermiş olduğu değeri sık sık gösterirdi.
'Öğretmenler! Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır' sözü ile ülkenin geleceğini gençlere emanet ederken anahtarını da öğretmenlere vermiştir. Kutsal bir meslek olan öğretmenlerimize şükranlarımızı ne kadar sunsak onların hakkını ödeyemeyiz... Bu sebepledir ki öğretmenlik mesleği sadece yurdumuzda değil tüm dünyada en değerli ve en saygın mesleklerin başında gelir...
Türkiye gibi cumhuriyete ve bilimsel ağırlıklı modern bir yaşama geçmesi ancak geçtiğimiz yüzyıl gerçekleşmiş bir ülkenin aynı coğrafya içerisindeki diğer ülkelerden farklı ve huzurlu bir şekilde yaşamasının yegane sebeplerinden birisi de öğretmenlerimizin Atatürk İlke ve İnkılaplarına sahip çıkmasıdır.
* * *
İşlenen nakışlar ayrı bir sevda hatırlatır gençlere. Dokunan kilimlerde alın teri karışır renklere. Kitaplar, inci tanesi bilgiler savurmaya başlar rüzgar gibi. Bilgiler bir oraya savrulur bir buraya. O bilgileri hayat yolunda birileri bulur ve kendilerine pusula edinirler. Onlar ki dünyadaki en şerefli, en kutsal mesleği yapanlardır bütün gözlerde. Öğrenciler, karanlık bir kuyu içinde kurtuluşu beklerken gizli bir el dokunur titreyerek. Puslu camlardan bakanlara açık bir yol olmuştur hiç kapanmayacak. Bu sayede geleceğe ilk adımı atar pırıl pırıl öğrenciler.
24 Kasım, yürekleri sevince boğacak anlamlı bir gündür. Noktalı virgülün iki cümleyi birbirine bağlaması gibi onlar da öğrencilerle birliktedir her daim. Gözlerdeki puslu camı şefkatleriyle silerler içten bir tavırla. İki kapılı han, meçhullerle doludur yaşam çizgisinde. Dedektif gibi hep o meçhuller; aramakla geçer bütün ömrü. Bir deryada, hırçın dalgalarla mücadele ederler içlerinde umut ışığı var oldukça. Hep bir şeyi öğretmek için emek verirler öğrencilere. Doğruluk, hayatta en mühim şeydir insanların yüreğinde.
Bütün mükemmel olan şeyleri öğretenler yine onlardır. Bir anne, bir baba gibi üstlerine titrerler öğrencilerin. Bu emeklerine karşı en çok istedikleri şey ise 'Başarı'dır. Öğrencilerini başarılı olarak görmek, yüzlerinde bir tebessüm oluşmasına dahi yeter. Mutluluğun kapısını açmak için anahtarını bulmak gerekir ilk önce. O anahtar ise, beyinlerindeki hazinede saklıdır bulmak isteyen için. Gülmekte ağlamakta insanlar içindir dünya çemberinde. Bugün gülme vakti geldi Türk evlatlarına. Onlar bir güldür hiç solmayan ve hep kan kırmızısı kalan.
Bugün, onlara öğretmen olduklarının mutluluğunu, ne kadar kutsal bir görev yaptıklarını bir kez daha haykıralım yüzlerine.
* * *
Mustafa Kemal Atatürk öğretmenlere hitaben yaptığı bir konuşmada toplumu şekillendirme adına öğretmenlere nasıl önemli bir görev düştüğünü şu sözlerle açıklamıştır:
'Arkadaşlar, yeni Türkiye'nin birkaç yıla sığdırdığı askerlik, siyaset ve yönetim alanlarındaki devrimler, sizin; sayın öğretmenler, sizin toplumda ve düşünce yaşamınızda yapacağınız devrimlerdeki başarınızla gerçekleşecektir. Hiçbir zaman unutmayın ki, Cumhuriyet sizden 'fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür' nesiller ister.'
Ve Yüce Önderimizin ışık saçan şu sözlerini asla aklımızdan çıkarmayalım:
-Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.
-Öğretmek için öğrenmek gerek. Ve gönlünüzde bir sevda yok ise öğrencilik zor gelir. Öğretmenlik yapar ama öğretmen olamazsınız.
Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse, bilimi seçin.
* * *
Bir ülkede öğretmenlerin yaşam standartları mutlaka onların muhtaç olmayacakları düzeyde olması lazımdır. Öğretmenler ilim ve irfan mesleğinden başka hiç bir şeyle meşgul olmamaları lazımdır. Öğretmen yetiştirirken mutlaka liyakat kazanana kadar öğretimleri devam etmelidir. Dünya çapında huzur ve selametin garantörleri, her türlü siyasi varyanttan uzak insanlığın saadeti için çalışan öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutluyorum.
Sadece, 24 Kasım'da değil, her zaman onları hatırlayalım. Bir tebessüm dahi yeter onları mutlu etmek için. Onlardan bu tebessümü esirgemeyelim. Çünkü onların hakkı ödenmez. Onlar her şeye değer...
* * *

YA MUTLU OLACAKSIN YÂDA MUTSUZ
Her sabah kalktığımda kendime diyorum ki:
'Bu gün iki seçeneğin var. Ya iyi bir ruh halinde olabilirsin, ya da kötü bir ruh halinde, seçimini yap…'
Ben de iyi bir ruh halinde olmayı tercih ediyorum. Kötü bir şey olduğunda, ya kendimi kurban olarak görebilirim ya da bu durumdan bir şey öğrenebilirim.
Ben de bir şey öğrenmeyi tercih ediyorum.
Ne zaman birisi bana derdini anlatsa, onu sadece dinleyebilir, ya da hayatın
olumlu taraflarını gösterebilirim.
Ben de ikincisini tercih ediyorum…
Hayat seçeneklerden ibarettir…
Gereksiz ayrıntıları bir kenara bıraktığında her durumun bir seçenek olduğunu görürsün.
Olaylara nasıl tepki vereceğini sen seçersin…
İnsanların senin ruh halini nasıl etkileyeceğini kendin seçersin…
Nasıl bir ruh hali içinde olacağını kendin seçersin…
Hayatını nasıl yaşayacağın da senin seçimine bağlıdır…
Her gün hayatı dolu dolu yaşamak için seçme hakkımız olduğunu ondan öğrendim… Hayata olan tavır ve bakış açımız her şeydir…
* * *
Bu nedenle yarın için üzülmeyin, bırakın yarın kendisi için üzülsün…
Her geçen günün kendine yetecek kadar derdi vardır…
Kaldı ki, bugün, dün kaygılandığınız yarındır…
-Spencer Johnson-
* * *
Hepimiz kendi mutluluğumuzdan sorumluyuz. Bu kendini iyi hissetme halidir. Enerjini yüksek tuttukça hayattan keyif alıp, özgüvenli yaşamaktır. Enerjin yüksek oldukça, sen sevinçle doldukça, olumlu ve yapıcı, çözüm odaklı hayata baktıkça hayatın armağanları sana gümbür gümbür akar.
'Sen bu hayatta mutlu olarak yaşama hakkına sahip çıkacak mısın?' Buna bakmalısın.Bunun sorumluluğunu alıp ne gerekiyorsa yapacak mısın? Yoksa ailen, çevrendekiler mutsuzken senin de mutsuz olman gerektiğine ya da mutlu olursan, onlara ayıp edeceğine inananlardan mı olacaksın?
SİZ MUTLU OLMAYI SEÇİN.
* * *

DERS VEREN HİKÂYE:

Rüzgar Dalı Kırmadan
Adam hanımına pek hoş davranmaz, kalbini kırar. Sonra hanımından sofrayı kurmasını ister. Kadıncağız hiç sesini çıkarmadan kurar sofrayı ve buyur eder kocasını. Adam sabırsızca sofraya oturur, iştah kabartacak bir zevkle yemeye başlar. Yemek tuzsuz olmuştur. Birkaç lokma yedikten sonra eşinden tuz ister.
Eşi; 'Sen yemeğe devam et ben getiririm' der ve içeri gider. Adam ikide bir; 'tuz nerde kaldı?' diye sorar. Kadın her seferinde 'tamam getiriyorum' diye cevap verir. Fakat tuz bir türlü sofraya gelmez. Adam tuzu isteye isteye karnını doyurur. Sonra aklı başına gelir. Az önce eşinin kalbini kırdığı için özür diler.
Eşi mutfağa gider ve elinde tuzla geri döner. Adam merak eder ve sorar; 'Bu ne şimdi karnım doyduktan sonra tuzu ben ne yapayım' der. Eşi de ona; 'Senin kalbimi kırdıktan sonra dilediğin özür, doyduktan sonra sofraya gelen tuz gibidir, ihtiyaç kalmaz' der.
* * *
Hani derler ya öfke rüzgar gibidir, bir süre sonra diner ama birçok dal kırılmıştır bile.
Hayatı boyunca herkes birini bulur ama birbirini bulmak çok az insana nasip olur. O yüzden sevdiğinize sahip çıkın, onu önemseyin ve kırmayın.
Kadın mutluysa güzelleşir, güzelse mutlu olur. Mutlu olursa sen de mutlu olursun. Sevdiğinizi üzmeyin…
Sevdiklerinizi üzmemeye özen gösterin. Kırdığınız kalp artık düzelmez. İş işten geçtikten sonra her şey boş…
* * *

fıkra:

bizim zamanızda
Şehirlerarası otobüste yolculuk yapan yaşlı teyze, önündeki koltukta oturan delikanlıya seslenerek,'Koltuğu fazla yatırıyorsun evladım, rahatsız oluyorum' dedi.
Delikanlı gayet umursamaz ve dalga geçer bir şekilde;'Teyze, sizin zamanınızdakiler yatmıyordur. Bu devirde koltuklar böyle yatıyor. Kusura bakma' dedi ve koltuğu yatırdı.
Mola verildi. Mola sonrası teyze de delikanlı da yerlerine oturdular. Birkaç dakikadan sonra delikanlı koltuğu tekrar yatırdı, neredeyse kafası teyzenin kucağındayken teyze öyle bir sesle delikanlının alnına patlattı ki tüm otobüs şok olup o tarafa bakarken, teyzenin, delikanlının alnına para yapıştırdığını gördüler.
Delikanlı şok içinde teyzeye bakarken teyze gayet rahat; 'Ah evladım, bizim zamanımızda kucağa yatanlara para yapıştırılırdı. Sizin devrinizde öpüyorlar biliyorum ama ben yapamadım kusura bakma'dedi.
* * *