Sevgili okurlar; yıllardır tanıdığım ve basından takip ettiğim sevgili Katibim dün satılarında bana cevaplamama dileği ile birkaç soru yöneltmiş ama ben her şeyden evvel Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi değilim. Genelde vatandaşın dini konularda danıştığı yer Din İşleri Yüksek Kurulu'dur. Buna rağmen yazılarından büyük zevk aldığım Sayın Katibimin sorularına kısa-kısa cevap vermeye çalışayım.
1- İtalya Başbakanı ile ilgili konuda bizim vatandaşımız olmadığı için ve İslam dinine mensup olmadığından onun yaptıklarının dine uygun uyup uymadığı, kendini ve İtalyan halkını ilgilendirir. Hesabını onlara ve yaradanına verecek.
2- Kendi ülkeme gelince. Bir kimsenin malının ne şekilde edinildiğini Eskişehir gibi bir yerde oturup takip etme imkanım yok ama genele girersek haram kazanç ve akibeti hakkında şu bilgilere ulaştım:
Güvenilir (Kaynak Saadeti Ebediyye) kitabının 96. Sayfasında günah ve haram kazanılan malın zehir olduğu, bu yiyenin (sahibi) veya günahtan, haramdan kazanıldığını bile bile o malı yemenin de zehir olduğunu tüm İslam fukahası açıklamışlardır.
Sayın Katibim, bir lokma haram yiyenin 40 gün ibadeti kabul olmaz. Bu genel kaidedir. Buna göre her vatandaş ellerini başına koyarak düşünmeli ve hele hele üst makamlarda bulunanların çok daha fazla düşünmesi gerekir. Zira adalet timsali Hz. Ömer'in hayatını düşünecek olursak verilen selamı işini bitiriyor, devletin mumunu söndürüyor ve kendine ait mumu yaktıktan sonra selamı alıyor. Ben yakın zamanda bir belediye başkanında gördüm evini arayacak bizden izin aldı, aşağı indi, ankesörlü telefonla evini aradı. Tekrar yanımıza odasına döndü. Neticede bu da bir insan ve belediye başkanı. İbadetlerin kabulü ise yaptığım bir günahtan, işlediğim bir haramdan tevbe istiğfar etmedikçe haramdan kazanılan malları tasadduk (dağıtma) etmedikçe, ne türlü ibadet yaparsan yap Allah katında kabul edilmeyeceği konusunda tüm İslam alimleri ittifak etmişlerdir. Bu devlet malına yetimin hakkına, kimsesizlerin hukukuna zarar verirse af imkanı da yoktur. Kişinin hakkını yer ona gider hakkını helal etmesini isteyebilir. Kişi isterse affeder, isterse mahşerde hesaplaşırız diye ahiret alemine bırakabilir. Ama yetimin-mazlumun hakkının sahibi Allah'tır. Bir de kişilerin hırsızdır, uğursuzdur, çalmıştır, çırpmıştır gibi bizzat şahit olmadığımız konularda ahkam kesmek büyük günahtır. Onu yargılayacak halk ve yüce Yaradandır. Türkiye'mizde bu işin oluş şekli önce yargı, sonra sandık, sonra da halk vicdanıdır. Krallıkla idare edilen devletlerde böyle bir imkan yok ama bizde bir sandık var. Gider orada hesap sorarız. Daha sonrası ise yargının görevidir. Haram üstüne bina edilen saraylar eninde sonunda çökmeye mahkumdur.
Karunun hazinelerinin anahtarını 40 deve taşıyordu. Halkına zulmetmişti. Sonunda malı ile birlikte yerle bir oldu. boğuldu gitti. Onlardan ibret almak lazım. Bizden çıkmasa çoluğumuzdan çocuğumuzdan çıkar. Herkes hesabını buna göre yapmalı. Bilmem anlatabildim mi Sayın Katibim.