Bilmiyorum,

Şimdiki çocuklar da 50 yıl sonra, aynı bizim söylediğimiz gibi, “eski bayramlar başkaydı…” diye düşünecekler mi?

Elden ne gelir ki,

Şimdiki bayramların tadını, tuzunu görünce, hiç de öyle düşüneceklerini sanmıyorum…

Özel ve bir o kadar da güzeldi çocukluğumuzdaki bayramlar…

En az bir haftadan önce heyecanı sarardı…

En azından çocuklar için…

Çünkü yeni giyecekler alınacaktı…

Yeni ayakkabılar…

Ve onlar bayram sabahına kadar uyuduğumuz yastığın altında bekleyeceklerdir…

Bayram sabahı erkenden kalkar,

Babamızın, varsa abilerimizin bayram namazından dönmelerini beklerdik…

Rahmetli annem, üzerime bir şey döker ya da damlatırım diye, yeni giysilerimi kahvaltıdan önce giymeme izin vermezdi…

Büyükler camiden geldikten sonra babamızın elini önce annemiz öper, sonra da yaş sırasıyla çocuklar…

İşte o anda en heyecanlı an gelip çatardı…

Baba, günler öncesinden hazırladığı bayram paralarını avucumuzun içine sıkıştırırdı…

Ve kahvaltı…

Kahvaltı demek, sonrasında yeni giysilerin giyilmesi demekti…

***

Kahvaltıdan sonra sokaktaki çocuklar ile buluşulur, komşuların tek tek kapıları çalınırdı…

Komşu teyzeler, bir ellerinde kolonya, bir ellerinde şekerlikle açarlardı kapıyı…

Kolonyayı bir kenara bırakırlardı ve biz ellerini öperdik…

Önce kolonya dökülür ardından şekerlerimizi alır, diğer komşulara giderdik koşar ayak…

Sonra akraba ziyaretleri başlardı…

Varsa büyükanne ve büyükbaba, sonra dayılar, amcalar, halalar, teyzeler…

Oralarda illaki, kuzenlerle karşılaşırdık…

Birbirimizin gözlerinin içine bakar ve ne kadar para topladıklarını sorardık…

Erkekler ceplerinden, kızlar pembe çantalarından bayram paralarını çıkartır ve her birimiz herkesin önünde sayardık…

Yoksa topladığımız paradan daha çoğunu söyleyip öyle hava atmak yoktu…

Kim ne kadar topladıysa kanıtlamak zorundaydı…

Umduğumuz halde bayram parası vermeyenler de olurdu elbette…

Onları ellerini nazlana nazlana öperdik…

***

Sonraki günlerde sıra, topladığımız bayram paralarını harcamaya gelirdi…

Hepsini bir günde harcamayalım diye parça parça para verirdi anneler…

Yaşımız yeterliyse arkadaşlarımızla ya da yanımızda birkaç abiyle bayram yerine giderdik…

Genellikle mahallenin büyük ve boş arsalarından birinde kurulurdu…

Bisiklete binerdik…

150-200 metre gibi bir mesafede gidip gelirdik bisikletle…

Yaşı büyük olanlar motosiklete binerlerdi parayla…

Hayal meyal atların olduğunu bile hatırlıyorum…

Herkes evinden bahçesinden belki de babasının bakkal dükkânından bir şeyler getirip sergiler ve satardı…

Nasıl olsa bütün çocuklarda para vardı…

Mantar tabancası, kız kaçıran…

Pamuk helva, çeşit çeşit macunlar…

Ne kadar istemezsek istemeyelim, güneş yavaş yavaş eğrilmeye başlardı…

Ertesi gün tekrar gelebilmenin yolu, hava kararmadan eve dönmekti…

***

O bayramların tadı bir başkaydı...

Bayramlar mı değişti, yoksa çocuklar mı?

Belki de biz değiştik…