Cüneyt Hoca'yı TSYD Eskişehir Şubesi olarak spor muhabirleriyle buluşturmak istiyorduk. TSYD Eskişehir Şubesi Asbaşkanı Erkan Midilli Cüneyt Hocayla görüşerek 'kahvaltılı basın toplantısı' teklifinde bulundu. Davetimizi kırmadı.
ESGrup Yönetim Kurulu Başkanı ve London Kafe'nin sahibi Özgür Fetih Demirdaş'ın ev sahipliğinde Eskişehirspor Teknik Direktörü Cüneyt Biçer ile spor muhabirlerini bir araya getirdik. Ev sahipliğinden dolayı Sayın Demirdaş'a TSYD Eskişehir Şubesi Yönetim Kurulu adına teşekkür ediyorum.
Yaklaşık bir buçuk saate yakın sohbet ettik. Biz sorduk Cüneyt Hoca açık yüreklilikle cevap verdi, takımla alakalı son durumu değerlendirdi.
5'i HARİÇ DİĞERLERİNE TECRÜBELİ DİYEMEYİZ
Cüneyt Hoca'ya, 'Bugün Eskişehirspor forması giyen futbolcu kardeşlerimizin bazıları 1 ve 2. Ligden beri takımın içerisindeler. Bazı isimler de 2. Ligde bir sezon boyu takımda idi. Onlara tecrübesiz diyemeyiz' dediğimde şu yanıtı verdi:
'3-4 futbolcu hariç bugün Eskişehirspor forması giyen takımda yer alan diğer genç futbolculara tecrübeli demek doğru değil. Tecrübeli dediğiniz futbolcuların kaç maçta oynadıklarına bakmak lazım. Biz tecrübesiz bir takımız. Onur'u çıkardığınızda, Tolga, bir parça Utku, Hasan'ı ve Berkay'ı çıkardığımız da üst üste 20 maç oynamış oyuncumuz yoktur. Takımın yaş ortalaması 19,2.20 maç üst üste oynamamış bir futbolcuya tecrübeli diyemeyiz. Şunu kabul etmemiz gerekiyor. Oynamış ve oynamaya devam eden bir grubumuz var. Ama bu grubun tecrübe konusunda yüzde yüz ligin içerisindeki geçen seneki ve bu yıl içerisinde yüzde yüz tecrübeli bunlar sınıflandırmak gibi bir hakkımız yok. Bu benim düşüncem. Ben 20 maç oynamış bir oyuncunun ekstra tecrübeli bir oyuncu diye nitelendiremem'.
* * *
Cüneyt Hoca haklı, geçen sezon amatör takımda bile futbol oynamadan A takım forması giyen futbolcular vardı. Bu genç futbolcular geçen sezon kaç kez Eskişehirspor forması giydi? Giyenlerin de çoğu ya bir devre oynadı ya da 60-70 dakika. Bu oyuncu kadrosuyla 2. Ligde kalmak siyaha beyaz demek gibi birşeydi.
Siyah-Kırmızılılar 30 yıl aradan sonra 3. Ligdeki ilk maçında Muhammet'in kırmızı kart görmesiyle son 30 dakikasını 10 kişi oynamak zorunda kaldı. Maçı da 3-2 kaybetti.
Bu mağlubiyetle Eskişehirspor ne şampiyonluğu kaybetti ne de küme düştü.
Ligin ilk haftası ve ilk maçlar zordur. Bunu bir yol kazası olarak değerlendiriyorum. Önemli olan bundan sonra oynayacağı maçlarda kaybetmemek, özellikle de kendi evinde.
Büyük resme bakmak lazım
Neyse dönelim tekrar Cüneyt Hoca'nın neler söylediklerine:
'Kazanamadığımıza üzüldüğümüz, kaybedilen bir maç yerine kazanamadığımız bir maç oldu. İçeri girerken çıktığımızda biterken yediğimiz gollerle tecrübe eksiliği diyeceğimiz deplasmanda 2 gol atıp kaybettiğimiz bir maç. Genele baktığımızda büyük resme bakmak lazım. Lig uzun maraton.
Tecrübe eksikliği
Böyle bir yapı içerisinde zaman zaman telaşların, heyecanları yeni bir başlangıç içerisindeki acemilikleri de doğal bir durum. Kısa zaman içerisinde oyuncu arkadaşlarımızın saha içerisinde istediklerimizi yapma gayretleri bizleri mutlu ediyor. Öne geçip, beraberlik oluyor, geriye düşüyorsun, eksik kalırken reaksiyon gösterip beraberliği yakalıyorsun, son dakikada tecrübe eksikliğinle gol yiyip kaybediyorsun.
Bu takım 2 maç kazansın şehrin
havası daha farklı olacak
Yıl boyunca bizim hiç kolay maçımız olmayacak. Biz her şeyi hallettik 3 maç üst üste kazandık, dördüncü maç kolay geçer havasına girmemek lazım. Çok genç bir grup var. Bu gençlerin kazandığında da nasıl tepki vereceğini görmek lazım. Bu takım 2 maç kazansın şehrin havası daha farklı olacak. '
* * *
Cüneyt Hoca'nın tecrübesi tartışılmaz. Suat Kaya büyük futbolcu olabilir. Ama Eskişehirspor'a bir şey katamadı. İkinci lig hocası da değildi. Biraz sabredersek Cüneyt Biçer ile 3-4 maç sonra daha farklı bir Eskişehirspor göreceğimize inanıyorum.
İlk maçta alınan mağlubiyetle hemen moralimizi bozmayalım. Suat Kaya'ya verdiğimiz sabrı Cüneyt Hoca ve ekibine de göstermeliyiz.
* * *

EMEKLİLER 506 SAYILI KANUNU ARIYOR
Pandemiden sonra artan hayat pahalığı ve geçim sıkıntısı en çok emeklileri etkiliyor.
Temmuz ayında emeklilere yapılan yüzde 42,35 zamdan sonra 3 bin 500 TL'nin altında kalan emeklilerin maaşları 3 bin 500 TL'ye yükseltilmişti. Bu maaşla bir ay geçinebilmek mümkün mü?
Resmi rakamlara göre yüzde 80, ENAG'a göre ise yüzde 181,37 olan Tüketici Fiyat Endeksi, TÜFE'deki 12 aylık artış oranı sadece emeklileri değil dar gelirli her kesimini ciddi olarak etkiledi.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), konutlarda eylül itibarıyla geçerli olacak elektrik tarifesine yüzde 20, BOTAŞ ise doğal gaz tarifesinde ortalama yüzde 20,4 oranında zam yaptı. Eylül ayına yeni elektrik ve doğalgaz zamlarıyla girilmesi, son bir yılda vatandaşın yüzde 180'i, sanayicinin yüzde 430'u aşan enerji zamlarına maruz kalmasına yol açtı.
Bu zamlar Eylül ayı itibarıyla dört kişilik bir ailenin ortalama elektrik faturasının 346,90 TL'den 416,3 TL'ye çıkmasına neden olacak. Bu da elektrik faturasının bir önceki aya göre 69,4 TL, sene başına göre de 196,6 TL birden artması demek.
Kış aylarına gelindiğinde sadece doğalgaz faturasının aylık 900-1000 TL'ye çıkacağı hesaplanıyor. 2022 Eylül itibarıyla ise sadece elektrik ve doğalgaz faturaları 850 TL'yi aşacak.
Yapılan zamların kur krizinin başladığı 2018'e göre kıyaslandığında ise, son 4 yılda konutta kullanılan doğalgazın yüzde 313, birinci kademe işyerinde kullanılan doğalgazın yüzde 620.5, ikinci kademe işyerinde kullanılan doğalgazın ise yüzde 1071,5 zamlandı.
TEK SİSTEME DÖNÜŞTÜRÜLMELİ
Dün Köprübaşında işyeri olan bir arkadaşımı ziyaret ettim. O da bende emekliyiz. Konu emeklilerden açılınca uzun süredir ziyaret etmediğim üyesi olduğum Türkiye Emekliler Derneği Başkanı Arif Duru aklıma geldi.
Arkadaşım işyerinden ayrıldıktan sonra soluğu Arif Duru'nun makamında aldım. Çok dertliydi. Daha doğrusu yaklaşan kış nedeniyle geçen kışa göre nerede ise yüzde yüze varan elektrik, doğalgaza gelen zamlar nedeniyle dar gelirli ve geçim sıkıntısı yaşayan emeklilerin ödeyecekleri yakıt parasının hesabını yapıyordu.
'Bu kış özellikle emekliler için zor geçecek. Yılbaşında maaşlara yüzde yüz zam yapılsa bile yaşadıkları sıkıntıya merhem olmaz' dedi ve iktidar ile muhalefete şöyle seslendi:
'1965 senesinde yürürlüğe giren 506 sayılı kanunun getirmiş oldukları haklarımız geri verilmeli.Nasıl bir sosyal güvenlik kanunu? Altı adet kanunla sosyal güvenlik hizmeti veriliyor. 23 çeşit maaş ödemesi yapılıyor. 657 sayılı yasaya tabi olup da 5434 sayılı kanunla emekli sandığı sistemi derece ve kademeye göre maaş bağlanıyorsa bu sistem gözden geçirilmeli. Sosyal Güvenlik Kurumları'nın tek sisteme dönüştürülmesi ya da yürürlükte bulunan 5502 sayılı yasa Sosyal Güvenlik Kurumlarına birleştirerek maaşlar arası standart birliği sağlanabilmesi için yürürlüğe konuldu bu yasanın getirmiş olduğu haklar verilmeli ve fiiliyata geçirilmesi için çalışmalar başlatılmalı. Emeklerböyle huzura kavuşur. Biz 506 sayılı kanunu arıyoruz, istiyoruz. TÜİK açıkladığı 1,46 Enflasyon rakamı gerçekleri yansıtmamaktadır. Bu rakamlarla emeklinin cebinden gün geçtikçe paraları alınmakta, yaşamı zorlaştırmaktadır. Emeklinin bu rakamları kabul etmesi mümkün değildir. Seçim zamanı bize ilgi gösterenler ve göstermeyenler gereken yanıtları alacaktır. Kimse merak etmesin.'
* * *
Arif Duru yerden göğe kadar haklı…
Hani Sosyal Güvenlik Sistemi tek çatı altında toplanmıştı?
Sosyal Güvenlik çatısı altında 23 çeşit maaş ödemesi nerede görülmüş?
'1980 öncesi 1980 sonrası' diye emekliler ikiye ayrılır mı?
Memur ve işçi emeklisi arasında ayrımcılık olur mu?
Enflasyonun yüzde 80 olduğu bir ülke de 3 bin 500 TL maaşla nasıl geçinilir?
Bu adaletsizlik Ekim ayında TBMM yeni yasama yılına başladığında giderilmeli.
Emekliler Derneği'nin görüşü alınarak hem 1980 öncesi ve sonrası hem de memur-işçi emeklileri arasındaki makasın arası eşitlenmeli.
Adalet böylece sağlanmış olur.
* * *

KISSADAN HİSSE:

Altın Yumurtlayan Tavuk
Yemyeşil, küçücük bir köyde yoksul bir köylü yaşarmış. Bu köylünün bir tavuğu varmış. Köylü tavuğu çok severmiş. Tavukta ona her gün bir yumurta yaparmış. Ama bu yumurtaların ilginç bir özelliği varmış. Yumurtalar altındanmış. Köylü her gün kümesten aldığı altın yumurtayı şehre götürür, kuyumcuda satarmış.
Yoksul köylü giderek zenginleşmeye başlamış. Zenginleştikçe huyu değişiyormuş. Artık para kazanmak için çalışmak zorunda kalmıyormuş. Çalışmadan, yorulmadan para geldiği içinde paranın değerini bilmiyormuş. Gereksiz yere para harcamaya, ihtiyacı olmayan şeyler almaya başlamış. Lüks içinde yaşamaya alıştığından bir süre sonra para yetersiz gelmeye başlamış.
Artık daha fazla parası olsun istiyormuş. Kümese gittiğinde, tavuğu eskisi kadar sevip okşamıyor, ona verdiği altın yumurtalar için minnet duymuyormuş. Zamanla tavuğun karnında bir hazine sakladığına inanmaya başlamış. Eğer tavuğun karnını keserse bu hazineye ulaşacağını, ömrü boyunca krallar gibi yaşayacağını düşünüyormuş.
Açgözlü köylü, bir sabah elinde bıçakla kümese girmiş.Tavuk köylünün kötü niyetini anlayıp kaçmaya başlamış. Ama köylü hazineye ulaşmayı kafasına koymuş. Yakaladığı gibi kesmiş tavuğu. Acele ile karnını açmış, merakla içine bakmış, bir de ne görsün? Tavuğun karnında ne altın var, ne de hazine. Aç gözlülük yaptığı ancak o zaman aklına gelmiş. Ama artık iş işten geçmiş.
* * *

FIKRA:
Peşramal
Timur'la Nasrettin hoca gezerken Timur:
-'Hoca ben bir köle olsaydım bana kaç akçe biçerdin?'.
Nasrettin Hoca:
-'15 akçe biçerdim.'
Timur sinirlenir ve 'Hoca senin dediğini kulağın duyuyor mu, benim üstümdeki peştamal 15 akçe eder?'.
Hoca:
-'Ben zaten bu fiyatı peştamala biçmiştim' der.
* * *