Zaman halkların siyaseti tam olarak yönlendirdiği zaman ve evet hep böyleydi denilebilir ancak şu anda tüm dünyada halklar büyük rol oynuyor. Bu kapitalizm için de geçerli. Sadece siyaset değil kapitalizm de halkın ne istediğini dinlemek zorunda. Peki, sorun ne? Halk ne istediğini tam olarak biliyor mu? İstedikleri arasında barış içinde, ekonomik refah içinde yaşamak var mı? Barışın açılımında neler varsa halkın onu istemesi gerekiyor. Barış bir çırpıda kolayca ağzımızdan çıkıyor ve insanoğlu için büyük bir öneme sahip. Barış aynı zamanda insanlık, medeniyet, gelişim ve salt mutluluk anlamına gelir.
İnsanoğlunun tarihi incelenirse en güzel günlerin dönemlerin hep barış dönemlerinde yaşandığına şahit olursunuz. Barışın karşıtı olan savaş her zaman açgözlülük, tahammülsüzlük ve kendini beğenmişlik temelli olarak çıkmıştır. Aslında en büyük savaşlar o doyuramadığımız insani egolarımız ve kendi bencilliğimizdir. Zengin ülkeler daha zengin yaşayabilmek ve ya en azından o çizgiyi kaybetmemek için kaç kere savaş çığırtkanlığı yaparak barışı bozmuşlardır diye bir tarih kitaplarını karıştıracak olsanız ismi farklı ancak niyeti aynı o kadar çok barışı bozmak için sebep bulursunuz ki şaşırır kalırsınız.
O halde her şeyin başı olan kişisel eğitim yine burada devreye giriyor. Gelecek yüzyıllarda belki de ülke sınırları olmayacak belki de en büyük suç ayrımcılık ve savaş çığırtkanlığı olacak. İnsanlık mutlaka o düzeye eninde sonunda ulaşacak ancak bu gelişmeyi biz görebilecek miyiz işte bu şüpheli…
Barışın ne olursa olsun korunabilen bir durum olduğu unutulmamalıdır. Barışı keyfi ve ya açgözlülükleri sebebi ile bozacak her türlü şeyden uzak durabilmeyi başarabilmek için herkesin dirayetli olması şarttır aksi halde insanoğlu bir felakete doğru kendi elleri ile sürüklenecektir.
Tüm dünyaya barışın hakim olduğunu düşünerek gözlerinizi kapatın. Sınırların olmadığı farklılıkların kabul edildiği, kimsenin kimseden üstün olmadığı; sanatın, edebiyatın öncelikli olduğu bir dünya. Bunlar hayal değil yakın. Bunlar emperyalist düşlerin elbette istemeyeceği kavramlar ancak artık kapitalizmin zemininde güç bulan emperyalizm de halkı eskisi gibi direk yönlendirmez. Halkın bunu görmesi gerekiyor. Yönlendirilmek ihtiyaç olarak neler istediğini bilmeyen, nasil bir yaşamsal hedefler çizgisi olmalı giremeyen halk tipi artık mevcut değil. Uyuşturulmuş zihinler, en azından belki bir seviyede kontrol edilse de artık insanlar kendileri ve çocukları için neler istediğini iyi bilir vaziyetteler. Birbirine bağlı bu kavramlar tüm isteklere rağmen değişmeyecektir.