ESKİ’de aylardır konuşulan tarife meselesi artık yalnızca siyasi polemik başlığı olmaktan çıkmış durumda.

İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma izni vermesinin ardından gözler bundan sonraki hukuki sürece çevrildi.

Öncelikle bir noktanın altını çizmek gerekiyor.

Soruşturma izni verilmiş olması, ortaya atılan iddiaların doğrulandığı ya da herhangi bir kişinin suçlu bulunduğu anlamına gelmiyor. Bundan sonrası yargının işi. Kimin ne kadar sorumluluğu bulunduğuna, suç unsuru olup olmadığına belgeler ve deliller üzerinden adli makamlar karar verecek.

Ancak işin bir de siyasi ve idari tarafı var.

Ben Ayşe Ünlüce’nin bu meselede kişisel bir çıkar sağlamak amacıyla hareket ettiğini düşünmüyorum. Ortada bilinçli bir şekilde vatandaşı mağdur etmeye yönelik bir irade bulunduğuna dair de kesinleşmiş bir yargı kararı yok.

Ünlüce de daha önce yaptığı açıklamalarda kamu zararı bulunmadığını, herhangi bir kişiye çıkar sağlanmadığını savunmuş; hatalı uygulamayı öğrendikten sonra genel kurul ile komisyonları olağanüstü topladığını ve kendisinin de inceleme başlattığını söylemişti.

Fakat tam da burada başka bir soru ortaya çıkıyor:

Bir belediye başkanının iyi niyetli olması yeterli mi?

Bence tartışılması gereken asıl konu artık bu.

Çünkü ESKİ’de ortaya atılan iddialar basit bir yazım yanlışından ibaret değil.

İddiaya göre meclisin kabul ettiği tarifelerle uygulanan rakamlar arasında fark oluştu. Keşif ücretinden sayaç sökme ve değiştirme ücretine, su açma ücretine kadar bazı kalemlerde vatandaşlardan meclis kararındaki rakamların üzerinde tahsilat yapıldığı ileri sürüldü.

Daha önemlisi, bu yanlışlığın düzeltilmesi aşamasında komisyon raporları ve resmi belgeler üzerinde değişiklik yapıldığı iddiası ortaya atıldı. AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak da paraf ve imza düzenlerinde değişiklik yapıldığı iddiasıyla konuyu yargıya taşıdı.

Bunların tamamı şu aşamada iddia. Nihai değerlendirmeyi yargı yapacak.

Ama ortada cevaplanması gereken çok önemli bir idari soru var:

Bu noktaya nasıl gelindi?

Ayşe Ünlüce’nin bundan sonraki dönemde belki de en fazla üzerinde durması gereken mesele bu olmalı.

Ekibini gözden geçirmek.

Üstelik bunu yalnızca ESKİ yöneticileriyle sınırlı tutmamak gerekiyor.

Bir belediye başkanının ekibi dediğimiz yapı sadece genel müdürlerden ve daire başkanlarından oluşmuyor.

Başkanın basınla ilişkilerini yönetenler de bu ekibin parçası.

Belediyenin kamuoyuyla nasıl iletişim kuracağını belirleyenler de...

Belediyenin yaptığı hizmetlerin vatandaşa doğru anlatılmasını sağlaması gerekenler de...

Belediyenin bütçesinin hangi alanlarda kullanılacağı konusunda karar süreçlerinde yer alan yöneticiler de...

Çünkü belediyecilikte sadece “ne yaptığınız” değil, “kiminle yaptığınız, nasıl anlattığınız ve kamu kaynağını nereye harcadığınız” da önemlidir.

Ayşe Ünlüce bu açıdan yakın çalışma ekibine daha geniş bir pencereden bakmalı.

Basınla ilişkileri doğru yönetiliyor mu?

Başkan kamuoyuna yeterince ve doğru biçimde anlatılabiliyor mu?

Basınla kurulan ilişkiler sağlıklı mı?

Kriz anlarında doğru iletişim kurulabiliyor mu, yoksa sorunlar büyüdükten sonra mı müdahale ediliyor?

Aynı şekilde belediye bütçeleri konusunda karar süreçlerinde bulunan yöneticilerin tercihleri de sorgulanmalı.

Kamu kaynağı gerçekten vatandaşın önceliklerine mi harcanıyor?

Yapılan harcamaların belediyeye ve Eskişehirliye karşılığı ne?

Hangi iş gerçekten gerekli, hangisi ertelenebilir?

Başkanın önüne getirilen harcama önerileri yeterince sorgulanıyor mu?

Bunlar küçümsenecek meseleler değil.

Çünkü belediye başkanı her basın açıklamasını kendisi hazırlamaz, her faturayı kendisi incelemez, her ihaleyi kendisi takip etmez, her bütçe kaleminin başında beklemez.

Ama bunların tamamının siyasi faturası günü geldiğinde belediye başkanına çıkar.

İşte yöneticilik biraz da burada başlıyor.

Doğru insanları doğru koltuklara oturtmakta...

Ve gerektiğinde o koltukları yeniden değerlendirebilmekte.

ESKİ’de yaşanan süreç Ayşe Ünlüce açısından yalnızca bir hukuki dosya olarak görülmemeli. Aynı zamanda Büyükşehir Belediyesi’nin yönetim yapısını baştan aşağı gözden geçirmek için önemli bir uyarı olarak değerlendirilmeli.

Kim hangi sorumluluğu taşıyor?

Kim gerçekten işini iyi yapıyor?

Kim başkanın yükünü alıyor, kim başkana yeni yükler getiriyor?

Basın ilişkilerinden bütçe kullanımına, bürokrasiden kurum içi denetime kadar bu soruların tamamının sorulması gerekiyor.

Çünkü bazen bir belediye başkanının siyasi kariyerini kendi yaptığı hata değil, güvendiği insanların yaptığı hatalar zora sokar.

Yargı süreci kendi mecrasında ilerleyecek.

Ünlüce haklıysa bunu yargı ortaya koyacak. Bir hukuka aykırılık ve sorumluluk tespit edilirse onun gereği de hukuk çerçevesinde yapılacak.

Fakat yargının vereceği karardan bağımsız olarak Büyükşehir Belediyesi açısından çıkarılması gereken bir yönetim dersi var.

Ünlüce ekibine yeniden bakmalı.

Hem bürokraside...

Hem basın ve kamuoyu ilişkilerinde...

Hem de belediyenin parasının nereye ve nasıl harcanacağı konusunda söz sahibi olan kadrolarda...

Çünkü siyasette iyi niyet önemli olabilir.

Ama yönetimde iyi niyetin yanına güçlü bir ekip, sağlam denetim, doğru iletişim ve kamu kaynağını doğru kullanan bir yönetim anlayışı koyamazsanız, başkalarının yaptığı hataların siyasi faturası dönüp dolaşıp sizin önünüze gelir.

ESKİ dosyasının hukuki sonucunu hep birlikte göreceğiz.

Ancak Ayşe Ünlüce açısından şimdiden görünen bir gerçek var:

Ekibinin yapacağı yeni bir hata, bundan sonra eskisinden çok daha fazla başını ağrıtabilir.

LOBİ ÖNEMLİ

Eskişehirspor Başkanı Ulaş Entok cuma günü İstanbul’da olacak.

Türkiye Kupası kura çekimine katılacak ama ziyaretin bence çok daha önemli bir tarafı var.

Entok’un TFF yetkilileriyle görüşerek Uşakspor maçında yaşanan hakem tartışmasını gündeme getirmesi bekleniyor.

Uşak’ta ilk yarının sonlarında Abdülkadir Öksüz’ün kafa vuruşuyla top ağlara gitti. Pozisyon sonrasında verilen karar tartışma yarattı ve gol geçerli sayılmadı.

Eskişehirspor cephesinin tepkisi de tam olarak buna.

Başkan Entok’un geçen sezondan bu yana yaşanan benzer sıkıntıları da TFF’ye aktaracağı ve Eskişehirspor maçlarına daha nitelikli hakemlerin atanmasını isteyeceği belirtiliyor.

Doğru da yapıyor.

Ama benim uzun zamandır söylediğim başka bir mesele var.

Eskişehirspor’un güçlü bir lobiye ihtiyacı var.

Bunu söylediğimizde kimse meseleyi “hakemleri etkilemek” olarak anlamasın.

Lobi dediğimiz şey ayrıcalık istemek değildir.

Eskişehirspor’un hakkının gerektiği yerde, gerektiği kadar güçlü savunulmasıdır.

Çünkü bugünün futbolunda mücadele yalnızca yeşil sahada verilmiyor.

Siz sahada ne kadar iyi takım kurarsanız kurun, kulübünüzün federasyon nezdindeki temsil gücü zayıfsa, sesinizi Ankara’da ve İstanbul’da yeterince duyuramıyorsanız eksik kalırsınız.

Ulaş Entok’un tek başına TFF’nin kapısını çalması önemli.

Ama yeterli değil.

Eskişehirspor meselesi yalnızca Ulaş Entok’un ve yönetim kurulunun meselesi olmamalı.

Bu noktada Eskişehir siyasetinin devreye girmesi gerekiyor.

İktidarıyla muhalefetiyle...

Milletvekilleriyle...

Belediye başkanlarıyla...

İş dünyasıyla..

Sanayi ve ticaret çevreleriyle...

Şehrin etkili isimleriyle...

Eskişehirspor söz konusu olduğunda şehir ortak bir güç oluşturabilmeli.

Çünkü Eskişehirspor bu şehrin belki de üzerinde en kolay uzlaşabileceği ortak değerlerden biri.

Siyasi görüşler farklı olabilir.

Belediye başkanları birbirleriyle tartışabilir.

Milletvekilleri Meclis’te karşı karşıya gelebilir.

İş dünyasının farklı beklentileri olabilir.

Ama Eskişehirspor’un hakkının korunması konusunda ortak hareket edilememesinin hiçbir mazereti olmamalı.

Eskişehirspor yeniden profesyonel liglere döndü.

Hedefleri de artık daha büyük.

Bundan sonra yalnızca iyi futbolcu transfer etmek, iyi teknik direktör bulmak ve tribünleri doldurmak yetmeyecek.

Kulübün kurumsal ağırlığının da sportif hedefleriyle birlikte büyümesi gerekiyor.

TFF’de bir sorun olduğunda Eskişehirspor’un arkasında yalnızca kulüp başkanının değil, bütün bir şehrin bulunduğu bilinmeli.

Bir hakem tartışması yaşandığında konu bir maçlık öfkeyle unutulmamalı.

Sorunlar belgelenmeli, takip edilmeli ve gerekli görüşmeler kurumsal biçimde yapılmalı.

Ve en önemlisi bunu yalnızca işler kötü gittiğinde değil, sürekli yapmak gerekiyor

Çünkü güçlü lobi kriz çıktığında telefon açmak değildir.

Güçlü lobi, o telefonu açtığınızda karşınızdakinin sizi tanıması ve temsil ettiğiniz şehrin ağırlığını bilmesidir.

Eskişehir’in bunu sağlayabilecek siyasi gücü de var, ekonomik gücü de var, insan kaynağı da var.

Mesele bunları Eskişehirspor için aynı masanın etrafında buluşturabilmek.

Başkan Ulaş Entok’un İstanbul ziyareti bu nedenle önemli.

Ama esas mesele Entok’unTFF’de ne söyleyeceğinden daha büyük.

Eskişehirspor’un arkasında nasıl bir Eskişehir duracak?

Bence önümüzdeki dönemde cevabını aramamız gereken soru bu.

Çünkü profesyonel futbolda başarı sadece 90 dakikada oynanan futbolla şekillenmiyor.

Sahada güçlü olacaksınız.

Masada da güçlü olacaksınız.

Ama o masadaki gücü bir kulüp başkanından tek başına beklemeyeceksiniz.

Eskişehirspor’un lobisi, Eskişehir’in kendisi olmalı.

KISSADAN HİSSE

Bir yönetici, işlerin neden sürekli aksadığını anlamak için ekibini toplamış.

Herkes uzun uzun anlatmış:

Biri, “Benim haberim yoktu” demiş.

Diğeri, “Bana öyle söylendi” demiş.

Bir başkası, “Ben sadece önüme geleni yaptım” diye eklemiş.

Yönetici en sonunda sormuş:

“Peki bu işi doğru yapması gereken kimdi?”

Odada sessizlik olmuş.

Yönetici gülümsemiş:

“Demek ki bizim asıl sorunumuz hatayı kimin yaptığı değil, doğruyu yapacak kimsenin kalmamış olması.”

Kıssadan hisse:Bir yöneticinin gücü yalnızca kendi niyetinden değil, çevresine topladığı insanların niteliğinden gelir. Çünkü yanlış insan doğru koltukta oturursa, yaptığı hatanın faturası çoğu zaman kendi masasına değil, onu oraya oturtanın masasına bırakılır.