Ülkede neredeyse her alanda sorunlar çığ gibi büyürken, hala sağlıkta “devrim” yapıldığına inanan bir kesim var…
Sözünü ettikleri bu “devrim”, fiziki yatırımlardan çok, verilen hizmetle ilişkilendiriliyor…
Bir devrim yaşandığı doğru… Ancak bu, toplumun lehine işleyen bir dönüşüm değil maalesef…
Yurt genelinde sağlıkta yaşanan skandalları şimdilik bir kenara bırakıyorum; yalnızca son bir ayda benim ve çevremdekilerin yaşadığı akıl almaz deneyimler, sağlık sisteminin içler acısı halini açıkça ortaya koyuyor. Bunları sizlerle paylaşmak istiyorum…
Eskişehir’de koskocaman bir hastanemiz var biliyorsunuz, Şehir Hastanesi… Fiziki yapısı itibariyle görkemli, odaları ve teknolojik yatırımlarıyla son derece modern…
Peki, adeta çağın ötesinde olduğu söylenen bu hastanede, sağlık çalışanları da aynı nitelikte mi? Ya da verilen hizmet ne kadar kaliteli?
Öncelikle şunu söyleyebilirim ki; bugün Şehir Hastanesi’nin Acil Servisi’ne gittiğinizde, Türk hekim yerine yabancı uyruklu bir hekim ile karşılaşma olasılığınız çok yüksek…
Bir gün kızımı, fazla doz antibiyotik alması nedeniyle acilen Şehir Hastanesi’ne götürdük… Burada hekim arkadaşımız, dakikalarca bunun ne gibi sonuçlar doğurabileceğini araştırdı. Evet, yanlış duymadınız; yanımızda araştırdı. Zehir Danışma Merkezi’ni yine yanımızda aradı -ki bunu bizler de yapabiliyoruz, biliyorsunuz. Ardından çok da önemli bir durum olmadığına karar verdi, kan tahlillerine baktı, bir reçete yazdı ve bizi gönderdi. Ancak söyledikleri bizi o kadar tatmin etmedi ki, verilen şurubu almadan önce eczacıya gidip “İçerse daha kötü bir şey olur mu?” diye sormak zorunda kaldık…
Yine aynı hastanede zatürre nedeniyle yatış verilen kızım, doktor izne çıktı gerekçesiyle 3 gün fazladan hastanede yatmak zorunda kaldı.
Bir arkadaşım Şehir Hastanesi’nde Psikiyatri Polikliniği’nden randevu alıyor. Ancak muayeneye girdiğinde daha önce hiç karşılaşmadığı bir durumla karşılaşıyor: Odada hekim dışında bir de sekreteri var! Hasta mahremiyetinin en başta gelmesi gereken bölümlerden birinde, hastaya hiçbir açıklama yapılmadan, rızası sorulmadan ve sanki olması gereken buymuş gibi uygulanan bu muamele ne kadar mantıklı? Öte yandan, en yüksek hassasiyeti göstermesi gereken psikiyatristin kınayıcı tutumu da cabası…
Başka bir arkadaşım motor kazası geçiriyor ve iki kolunun üzerine düşüyor. Acılar içinde Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne gidiyor; röntgenler çekiliyor, kontroller yapılıyor. Sonuç? “Bir şeyin yok” denilerek yalnızca ağrı kesici yazılıp evine gönderiliyor. Ancak ağrıları dayanılmaz hale gelince tekrar hastaneye gidiyor, durumu yeniden anlatıyor. Bu kez röntgenler tekrar incelendiğinde, gerçeğin ne olduğu ortaya çıkıyor: İki kolunda da kırıklar var…
Dişiniz ağrıyorsa ve bu nedenle Eskişehir Ağız ve Diş Hastanesi’ne ya da Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ne başvuruyorsanız, hızlı bir çözüm beklemeyin. Ağız ve Diş Hastanesi’nde çok büyük olasılıkla ilk müdahale bile yapılmadan başka bölümlere sevk ediliyorsunuz. ESOGÜ Diş Hekimliği Fakültesi’nde ise bugün birçok bölüm için randevu almak istediğinizde, karşınıza çıkan en erken tarih Nisan ayı… Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde görev yapan bir diş hekiminin de bana “Ben bunu yapamam” diyerek hiçbir çözüm sunmadan gönderdiğini de bizzat yaşamışlığım var…
Eminim birçoğunuz bu ve benzer durumları yaşamışsınızdır. Üstelik benim aktardıklarım, yaşananların yalnızca görece hafif olanları… Bunun bir de hayati sonuçlara yol açan, telafisi olmayanları var… Ve bunlar sadece bizim şehrimizdeki devlet hastanelerinde yaşanan birkaç örnek…
İşini layıkıyla yapan, hükümetin sağlık politikaları nedeniyle yaşanan dezavantajları vurgulayıp “buna mecburuz” bahanesini öne sürmeyen, insan yaşamını ve ettiği yemini ilk sıraya koyan hekimlerimizi tenzih ediyorum… Ayrıca sistemin getirdiği ve hekimlerin elinde olmayan randevu sorunlarını da…
Ancak bir hekimin, bir yapay zekâdan bile daha az güven vermesi normalleştiyse, sağlık sisteminde alarm çoktan çalmaya başlamış demektir. Bugün bir hastaya tanı konulduğunda, aynı teşhisi en az üç farklı doktora daha sorma ihtiyacı hissediyorsak; sorunun yalnızca uygulamada değil, eğitimden başlayarak derinleşen ve artık önüne geçilemez bir noktaya ulaştığı açıktır.
Ne insan yaşamı bu kadar ucuz, ne meslek etiği böyle bir şey… Ve hayatta kalmak bir tesadüfe dönüştüyse, bunun adına devrim denmez…