Erkekler, yılın geri kalanında kadına destek olan, yolunu açan, seven ve sayan, kadınları mücadele etmek zorunda bırakmayan bireylermiş gibi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü geldiğinde bir anda o eril dillerinin içinde boğuluyor.
Adeta kadınlara savaş açarak, başlıyorlar sert bir dille eleştiri yağmuruna tutmaya.
Yazacaklarım ülkemizde yaşayan erkeklerin maalesef birçoğu için geçerli… Ancak tabii ki istisnalar da var. Bu yüzden en başından söyleyeyim; kadına değer veren, toplumun dayattığı rollerden sıyrılıp elini taşın altına koyan, “insan olan” tüm erkekleri sevgiyle kucaklıyorum.
Ve devam ediyorum…
8 Mart’ta şakayla karışık erkekler tarafından geliyor hep o klasik soru “Bizim neden günümüz yok?” Biz kadınlar bu gibi şakalara gülmüyoruz, biz kadınlar bu ülkede genel olarak gülemiyoruz!
Sizlerin de bizi anlamanızı beklemiyoruz. Neden mi?
Size anlatayım…
Doğduğunuzda cinsiyetinizi beğenmeyen bir aileniz olmadığı için.
Kardeşinize bakmak için eğitim hayatınız noktalanmadığı, hayalleriniz çalınmadığı için.
Çocuk gelin olmadığınız için.
Eşitsizliğin içine doğmadığınız, kız kardeşiniz evi çekip çevirmek zorunda kalırken sizler paşa gibi hayatınızı sürdürdüğünüz için.
“Kız çocuğu okumaz” gibi bir zihniyetle hiç karşılaşmadığınız için.
Küçücük yaşta belki dışarıda bir bakkal tarafından, belki bir akrabanız tarafından tacize/tecavüze uğramadığınız için.
Bir kız çocuğuna aşılanan “namus” kavramı, size hiç aşılanmadığı için.
Ne giyeceğinize önce aileniz, sonra eşiniz karışmadığı için.
Nasıl oturacağınıza, nasıl güleceğinize dahi başka birisi karar vermediği için.
Cinsel bir obje olarak görülüp, size sadece bu amaçla yaklaşılmadığı için.
Sırf erkek olduğunuz için kadınlardan daha az maaş almadığınız için.
Yine sırf erkek olduğunuz için iş hayatında ötekileştirilmediğiniz, “bu kadın işi” denerek ayrımcılığa maruz kalmadığınız için.
Kadın olmadığınız için ikinci sınıf insan muamelesi görmediğiniz için.
Evlenirken bir mal gibi başkasına emanet edilmediğiniz için.
Boşanırken size, “sus, idare et, yuvanı bozma, çocuğun için katlan” denmediği için.
Yine boşanırken “olsun eşin dövmüyor, aldatmıyor, evine gelip gidiyor” diye değersizleştirilmediğiniz için.
Doğurmadığınız için, nasıl doğuracağınıza dahi karışılmadığı için.
Anne olmadığınız için, anneliğiniz sorgulanmadığı için.
Emzirmediğiniz için, sütünüz yok diye kınanmadığınız için.
Kilo almanızda hiçbir sakınca olmadığı için.
Bakımsız olduğunuzda anormal karşılanmadığı için.
Ev işleri sizin göreviniz olmadığı için.
Bir işi başardığınızda “erkek olmasına rağmen yapıyor” gibi cümlelerle karşılaşmadığınız için.
Eve dönerken arkanıza bakmak zorunda kalmadığınız için.
Otobüste yalnızca siz yolcu olarak kaldığınızda inmek zorunda hissetmediğiniz için.
Her an her yerde size laf atılmadığı için.
Güzelseniz, çirkinseniz, uzunsanız, kısaysanız… Nasıl olursanız olun bir şekilde eleştirilmediğiniz için.
Öldürülmediğiniz için.
Boşanmak ya da ayrılmak isteyip öldürülmediğiniz için.
Okulda ders verirken öldürülmediğiniz için.
Çocuğunuzun gözü önünde öldürülmediğiniz için.
Bir gün bir pencereden ya da balkondan atılarak öldürülmediğiniz için.
Namus gerekçesiyle aile fertleriniz tarafından öldürülmediğiniz için.
Evinize girerken daha önce hiç görmediğiniz biri tarafından bıçaklanarak öldürülmediğiniz için.
Otostopla dünyayı gezip, “barış” mesajı verirken bir anda öldürülmediğiniz için.
Sadece bir kız çocuğu olduğunuzdan dolayı öldürülmediğiniz için.
Size tecavüz eden, sonrasında da kızınıza tecavüz eden eşinize karşı durduğunuz, hakkınızı aradığınız için öldürülmediğiniz için.
Bir gerekçeye ihtiyaç yok, sadece varlığınızdan dolayı öldürülmediğiniz için.
Bir gecede İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması sizin hayatınızı tehlikeye atmadığı için.
***
1 Ocak 2026’dan bugüne geçen 67 günde “bilinen” 70 kadın cinayeti yaşandı. Her gün birileri katlediliyor. Bu ülkede kadınlar ölecekleri tarihleri dahi ölmeden önce açıklıyor. Milyonlarca kadın ise sosyal medya hesaplarına “başıma bir şey gelirse ben intihar etmedim, bilin ki öldürüldüm, hakkımı arayın” yazmak zorunda kalıyor. Failler suç makinesi olmalarına rağmen serbest bırakılıyor, uzaklaştırma kararları hiçe sayılıyor. Cezasızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik kadınları hayattan koparıyor. En kötüsü de bu tablo iyileşmiyor, gittikçe kötüleşiyor. Kadınların sesine kimse kulak vermiyor!
Kadınlar güvende değil, şans eseri yaşıyor. Ömürlerini ölmediklerine şükrederek geçiriyor..