ES TV için Eskişehir Valisi Erdinç Yılmaz ile gerçekleştirdiğimiz röportajın konusu aslında oldukça yoğundu.
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte artan kene vakaları, orman yangını riski ve kentte devam eden eğitim yatırımları üzerine konuşacaktık.
Ancak bu röportajın bende bıraktığı en önemli iz, sorulan sorulara verilen cevaplardan çok, o cevapların verildiği ortam ve o hissettirdikleri oldu.
Valilik makamına çoğu zaman büyük kapılar, uzun koridorlar ve aşılması zor bürokratik süreçler eşlik eder. Biz aslında bu süreci zorlaştıran figürlere daha çok alışkınız diyebilirim…
Fakat bu röportaj için valiliğe giderken farklı bir tabloyla karşılaştık. Üstelik randevusuz, tabiri caizse "çat kapı" gitmiştik.
Daha kapıdan girer girmez özel kalem ekibinin yaklaşımı çok farklı ve özeldi…
Makam sahiplerini çoğu zaman çevredeki insanlar anlatır.
Çünkü vatandaş ilk olarak o kapıdaki görevlilerle karşılaşır. O gün de bunu bir kez daha gördüm.
Düğün davetiyesi bırakmaya gelenler vardı. Derdine çözüm arayan vatandaşlar vardı. Bir konuda bilgi almak isteyenler vardı.
Kimseye olumsuz yaklaşılmıyor, “yok” denmiyor, herkes sabırla dinleniyordu.
Devletin vatandaşla ilk temas noktalarından biri olan Valilik özel kalem biriminin, temsil ettiği makam adına ne kadar değerli bir iş yaptığı anlaşılıyordu… Özel kalem yetkililerini bir kez daha tebrik ediyorum…
Vali Erdinç Yılmaz'ın göreve başladığı günden bu yana halkla kurduğu sıcak ilişki zaten şehirde sıkça konuşulan bir konu.
Vali Bey, röportaj sırasında da bunun tesadüfi olmadığını gösteren samimi cümleler kurdu.
Sohbetimizin bir bölümünde çocukluğundan bahsetti. Toroslar'da, 10 çocuklu bir ailenin evladı olarak büyüdüğünü anlattı. Ardından da şu anlamlı ifadeyi kullandı:
"Toroslarda 10 çocuklu bir ailenin çocuğu iken bugün Eskişehir gibi en güzide illerden birinin çok önemli bir makamındayım. Bu borç bu devlete, bu millete nasıl ödenir? Gece gündüz çalışarak ödemeye çalışacağız."
Bu sözler makamın büyüklüğünden çok, makamın yükünü hisseden bir kamu yöneticisinin düşüncesini yansıtıyor...
Vali Erdinç Bey’in yaşadığı bir başka diyalog ise aslında vatandaşın bakış açısını özetliyordu. Görüşmek için gelen yaşlı bir teyze, Vali Yılmaz'a dönerek;
"Benim sorunum aslında valilikle ilgili değil ama sana söylersem sen ilgilenirsin, derdim de çözülür" diyor...
Bu cümle belki de resmi görev tanımlarının çok ötesinde bir güven duygusunu anlatıyor.
BİR İZMARİT, BİR ORMAN
Eskişehir Valisi Erdinç Yılmaz ile yaptığımız röportajda üzerinde özellikle durduğu konulardan biri de orman yangınlarıydı.
Aslında her yıl aynı uyarıları yapıyoruz.
Ateş yakmayın...
İzmarit atmayın...
Cam şişe bırakmayın...
Anız yakmayın...
Ama ne yazık ki her yaz mevsiminde benzer haberleri yapıyoruz...
Vali Yılmaz'ın da ifade ettiği gibi orman yangınlarının çok büyük bir bölümü insan kaynaklı. Yani doğanın değil, insanların ihmallerinin sonucu.
Bir anlık dikkatsizlik, söndürülmeden bırakılan bir ateş, araç camından atılan bir sigara izmariti ya da "bir şey olmaz" düşüncesiyle yapılan küçük bir hata, binlerce ağacın, sayısız canlının ve yılların emeğinin yok olmasına neden olabiliyor.
Oysa orman sadece ağaç değildir.
İçerisinde kuşlar vardır, sincaplar vardır, böcekler vardır, toprağın altında görünmeyen bir yaşam vardır. Bir yangın çıktığında yalnızca ağaçlar yanmaz; bir ekosistem yok olur.
Yıllarca büyüyen bir ormanın birkaç saat içerisinde küle dönmesi mümkün. Ama o ormanın yeniden aynı hale gelmesi onlarca yıl sürüyor.
Geçtiğimiz yıllarda Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaşanan büyük yangınlarda bunu acı şekilde gördük. Günlerce süren mücadelelere rağmen kaybedilen ormanlarımızın yerini doldurmak kolay olmadı.
Bu nedenle mesele sadece devletin, orman teşkilatının, jandarmanın ya da belediyelerin meselesi değil.
Mesele hepimizin meselesi.
Ormana giderken de yolculuk yaparken de piknikte vakit geçirirken de taşıdığımız sorumluluğun farkında olmalıyız.
KISSADAN HİSSE

1958 yılında Çin Lideri Mao Zedong, tarım ürünlerine zarar verdiği düşünülen serçelere karşı ülke çapında bir mücadele başlattı.
Milyonlarca insan günlerce tencere ve tavalarla gürültü çıkararak serçelerin dinlenmesini engelledi. Sonuçta milyonlarca serçe öldürüldü.
Başlangıçta bu kararın ekinleri koruyacağı düşünüldü.
Ancak kısa süre sonra beklenmeyen bir tablo ortaya çıktı. Serçelerin avladığı çekirgeler ve diğer zararlı böcekler hızla çoğaldı.
Tarlalar istilaya uğradı, ürünler zarar gördü ve doğanın dengesi bozuldu.
İyi niyetle alınan bir karar, sonuçları yeterince hesaplanmadığı için daha büyük sorunlara yol açtı.
Bu olay bugün hâlâ, bir sistemin yalnızca görünen kısmına bakılarak yapılan müdahalelerin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak anlatılır.
Hayatta ve yönetimde her sorunun görünen bir yüzü, görünmeyen birçok sonucu vardır. Büyük kararlar alınırken sadece bugünü değil, yarını da düşünmek gerekir.