15 Temmuz akşamı darbe girişiminin ardından Fethullahçı terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonlarda, gözaltına 10 bin 410 kişi alındı. Bunların 287'sinin polis, 7 bin 423'ünün asker, 2 bin 14'ünün hakim ve savcı, 686 kişinin de sivil olduğu yetkililerce açıklandı. İnanılır bir durum değil. Düşünebiliyor musunuz? Yaşadığınız ülkenin kendi silahlı kuvvetlerine, emniyetine, yargısına ve birçok kurumuna neredeyse düşman kuvvetleri gibi binlerce adam yerleştirilmiş. Sadece yerleştirilmekle kalınmamış yerleştirilen bu adamlar öyle bir noktaya getirilmiş ki kendi halkını gözünü kırpmadan öldürüp ülkeyi kaosa sürüklemekten en ufak endişe duymamışlar. Kim bilir belki de kendi geleceklerini kurtarmanın tek yolunun bu olması gerektiğine inanmışlar veya inandırılmışlar! sonuçta görünen o ki resmen ülkenin kalbine çöreklenmiş bir çete neredeyse ülkeyi teslim alma noktasına gelmiş. Elbette ki birdenbire olan bir durum değil bu. Yıllarca cemaat ile ittifak yapmanın kaçınılmaz bir sonucu. Türk Silahlı Kuvvetleri, Üniversiteler, Adalet Sistemimiz az kaldı elden gidiyormuş. 21. Yüzyılda ülkemiz bu durumu hak etmiyor. Artık 3. Sınıf dünya ülkelerinde bile yaşanmayan olayları bizlere yaşatmaları asla affedilir şeyler değildir. İktidarda bulunanlar her ne olursa olsun her kim olursa olsun sevin sevmeyin ancak şu unutulmamalıdır; demokratik seçimle geldi iseler aynı biçimde gitmelidirler. Ve demokrasiler içinde yeri kışla olan asker kışlada olmalıdır. Aksi takdirde demokrasinin yerleşmesini bırakın bizler torunlarımız dahi göremez. Bu olaylardan şüphe yok ki en büyük yarayı Türk Silahlı Kuvvetleri aldı. Yaşanan bu büyük depremin onanması epey zaman alacak gözüküyor. Yaşadıklarımız adeta bir korku filmini andırsa da hep birlikte çok etkilenip çok üzülmüş olsak da unutulmaması gerekli iki husus var bunlardan birincisi demokratik rejimlerde başta TSK olmak üzere sağlıklı işleyecek tüm kurumlara ihtiyacımız var. İkincisi de darbe girişimi sonucu bu kurumlara mensup olup gözaltına alınan veya tutuklananlar evrensel hukuk kuralı olan masumuyiyet karinesine göre suç kesinleşmediği sürece hükümlü sıfatıyla değerlendirilemez. Yaşadıklarımız birilerinin iddia ettiği gibi tiyatro veya kurmaca değildir burası açık. Ancak Türkiye hukuk devleti olduğunu her şeye rağmen göstermek ve ayağa kalkmak zorundadır. İktidarında muhalefetinde onlara oy veren tüm kesimlerinde bunu elbirliği ile başarması, uzlaşı ortamları yaratması şarttır. Türkiye Ortadoğuda bölünüp parçalanacak ve uluslar arası tekellerin, çetelerin eline bırakılmayacak kadar önemli ve güçlü bir ülkedir. Dünyada yaşanan olumsuzluklar içinde bu gücü bölüp parçalamanın da hiçbir anlamı yoktur. Hepimiz üzerine kirli bir oyun oynanmıştır bu oyunu bozacak olanlarında bizler olduğu unutulmamalıdır.