Gelmeyecek diyenler olmamasına rağmen gelmeyecek gibi yaşamaya devam ediyoruz.Diyelim vatandaş sadece kendi evini ve önlemini düşünüyor peki yetkililer ne yapıyor ?
17 Ağustos 1999 depremindeki büyük can ve mal kayıplarını, ekonomik kayıpları, sosyal ve psikolojik travmaları bir kez daha yaşamamak için hem hükümette hem kamuoyunda deprem bilinci sürekli uyanık tutulmalı ve depremle mücadele sürekli ve sürdürülebilir hale getirilmelidir.
17 Ağustos 1999 depremi öncesinde, bilim insanları tarafından İstanbul için olası bir büyük deprem uyarıları yapılıyor olmasına karşın, Türkiye'nin gündeminde deprem diye bir konu yoktu. Çünkü bilim insanlarının uyarıları o dönemin hükümetleri ve ilgili kurumları tarafından kulak ardı ediliyor ve dikkate alınmıyordu.
O kadar ki, olası bir depremde depremzedelere yardım için kullanılmak üzere afet fonunda toplanan paralar bile dönemin hükümetleri tarafından, 'depremin ne zaman olacağı belli değil, belki de hiç olmaz' düşüncesiyle, başka alanlarda başka amaçlar için kullanılmıştı. Nitekim 17 Ağustos 1999 depremi olduğunda afet fonundaki para yalnızca 500 TL idi ve o günün gazete manşetleri de 'Depreme hazırlıksız yakalandık' şeklindeydi.
Afet İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre 17 bin 280 kişinin yaşamını yitirdiği, 44 bin kişinin yaralandığı ve Türkiye ekonomisine 8,5 milyar dolar zarar verdiği söylenen 7.4 büyüklüğündeki 17 Ağustos 1999 depreminden sonra ise deprem konusu iki-üç yıl Türkiye gündeminin başına oturdu.
Yalnızca 1 gün mü?
Depremle mücadele süreklilik gerektirir. Çünkü dünyanın en aktif deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya Deprem Kuşağı üzerinde bulunan Türkiye'de büyük depremlerin nerede, ne zaman olacağını önceden kestirebilmek, bugünkü teknoloji ile ne yazık ki olanaklı değil.
Bu nedenle, hem hiç deprem olmayacakmış gibi hem de hemen yarın olacakmış gibi depremle mücadele konusunda yapılması gereken çalışmalar, alınması gereken önlemler hiç zaman yitirmeden hemen alınmalı ve deprem bilinci sürekli uyanık tutularak mücadelenin sürekliliği ve sürdürülebilirliği sağlanmalıdır.
Bu konuda sivil toplum kuruluşlarımıza ve özellikle de sosyal medyaya önemli bir görev düşmektedir. Depremle mücadele konusu kamuoyu gündeminde sürekli canlı tutularak hükümetin depremle mücadele konusunda yapılması gerekenleri ve alınması gereken önlemleri bir an önce yapması ve alması için sürekli bir kamuoyu baskısı oluşturulmalıdır. Çünkü bırakın gündemini, AKP hükümetinin parti programında bile depremle mücadele diye bir konu yoktur.
Türkiye'de depremle mücadele konusunda alınması gereken önlemlerin başında depreme dayanıksız yapıların bir an önce depreme dayanıklı hale getirilmesi ya da yıkılıp yeniden yapılması gerekir.
Türkiye 7.4 büyüklüğündeki 17 Ağustos 1999 depreminden bu yana geçen 16 yıl boyunca, çok şükür ki, o büyüklükte bir deprem yaşamadı diye rehavete kapılıp depremle mücadeleyi elden bırakmamalıdır.
Türkiye gibi aktif deprem bölgelerinde uzun süreli depremsiz dönemler her zaman hayra alamet değildir.
Sessizlik hem yer altında hem yer üstünde iyi haberler getirmez.Yer altındaki sessizlik uzun sürmeyecek ama yer üstünde bizlerin yetkililer üzerindeki sessizliği daha fazla sürerse felaketler dinmeyecektir.Uyanmalı ve geleceğin bizim ellerimizde olduğunu unutmamalıyız.