Demokrasilerde seçim sandığı yalnızca yöneticiyi belirlemez. Aynı zamanda seçmen ile seçilen arasında süreli bir siyasal yetki ilişkisi kurar. Bir belediye başkanı seçildiğinde kendisine yalnızca makam değil, belirli bir programı, kadroyu ve siyasi yönelimi temsil etme sorumluluğu da teslim edilir. Bu nedenle seçimden sonra başka bir partiye geçen belediye başkanı hakkında sorulması gereken soru, değişikliğin hangi parti lehine gerçekleştiği değildir. Asıl soru, sandıkta verilen yetkinin yeni siyasi tercihi de kapsayıp kapsamadığıdır.
Bu tartışmada parti isimlerine göre pozisyon almak kolay, demokratik bir ilke geliştirmek ise zordur. Bugün kendi partisine gelen belediye başkanını ‘milli iradenin tercihi’ olarak görenler, yarın aynı kişi ters yönde hareket ettiğinde bunu ‘seçmene ihanet’ olarak nitelendirebilir. Oysa demokratik ölçü, transferin yönüne göre değişiyorsa ortada ilke değil, yalnızca siyasi memnuniyet vardır. A, B veya C partisinin kazanması ya da kaybetmesi, meselenin özünü değiştirmez. Sandığın itibarı, kazananın kimliğinden daha kalıcıdır.
Temsil Yetkisi Kişiye mi, Programa mı Verilir?
Siyaset biliminin klasik tartışmalarından biri, temsilcinin seçmenin talimatlarına bağlı bir delege mi yoksa kendi muhakemesiyle hareket eden bağımsız bir vekil mi olduğudur. Edmund Burke, temsilcinin yalnızca seçmenlerin anlık isteklerini tekrarlayan bir sözcü olmadığını, kendi yargısını da kullanması gerektiğini savunuyordu. Bu yaklaşım, seçilmiş kişiye hareket alanı tanır. Ancak yerel seçimlerde seçmen çoğu zaman yalnızca kişiye oy vermez. Parti kimliği, belediye programı, aday kadrosu ve kampanya vaatleri birlikte değerlendirilir.
Dolayısıyla belediye başkanının hukuken bireysel bir yetkiye sahip olması, siyasal bakımdan bütün bağlarından kopuk olduğu anlamına gelmez. Temsil ilişkisi iki taraflıdır. Seçmen yetki verir, seçilmiş kişi de bu yetkinin hangi amaçla verildiğini gözetir. Seçilmişlerin düşüncelerini değiştirmesi elbette mümkündür. Demokratik siyaset, insanları görev süreleri boyunca aynı fikre mahkûm etmez. Fakat düşünce değişikliğinin kamusal yetkiyi de kendiliğinden dönüştürdüğünü kabul etmek, seçmeni beş yıl boyunca yalnızca seyirci konumuna indirger.
Meşruiyetin Sessiz Boşluğu
Türkiye’de bir belediye başkanının parti değiştirmesi, tek başına belediye başkanlığı görevinin sona ermesi sonucunu doğurmaz. Hukuki yetki devam eder. Buna karşılık hukuki geçerlilik ile demokratik meşruiyet her zaman aynı şey değildir. Bir işlemin kanuna uygun olması, onun seçmenin gözünde tartışmasız olduğu anlamına gelmez. Siyaset bilimi açısından bu durum, vekâlet ilişkisinde ortaya çıkan bir ‘yetki boşluğu’ olarak okunabilir. Seçmen bir program için vekâlet vermiş, temsilci ise görev süresi içinde siyasal yönünü değiştirmiştir. Ancak seçmenin bu yeni yönelime onay verip vermediğini gösterecek ara bir mekanizma bulunmamaktadır.
Joseph Schumpeter demokrasiyi, siyasal karar alma yetkisinin rekabetçi seçimlerle kazanıldığı bir düzen olarak ele alır. Bu bakış bize basit fakat önemli bir gerçeği hatırlatır: Yetkinin kaynağı rekabetçi seçimse, esaslı bir siyasal yön değişikliğinin meşruiyetini güçlendirecek en güvenilir araç da yine seçmenin onayıdır. Buradaki amaç parti değiştirmeyi cezalandırmak değil, değişen siyasi tercihle sandıkta verilen yetki arasındaki bağı yeniden kurmaktır.
Araştırmalar Ne Söylüyor?
Bu kaygı yalnızca teorik değildir. Andrea Ceron ve Elisa Volpi’nin 14 Batı Avrupa demokrasisinde 2.053 parti değiştirme vakasını ve 1.131 seçim bildirgesini inceleyen araştırması, geçişlerin partinin güvenilirliğine zarar verebildiğini, parti etiketinin seçmen için taşıdığı anlamı zayıflattığını ve hesap verebilirliği güçleştirdiğini ortaya koyuyor. Parti etiketi belirsizleştiğinde seçmenin kimin hangi politikadan sorumlu olduğunu takip etmesi de zorlaşıyor. Böylece seçim, geçmiş performansı değerlendiren bir hesap sorma aracından çok, sürekli değişen siyasi tabelaları anlamlandırma çabasına dönüşebiliyor.
Yerel siyaset üzerine doğrudan bir bulgu Danimarka’dan geliyor. Frederik Thygesen ve Jens Høyer Jensen, 2009-2021 arasındaki belediye seçimlerini inceledikleri çalışmalarında parti değiştiren yerel siyasetçilerin sonraki seçimde ortalama 0,33 puan daha az kişisel oy aldığını belirliyor. Araştırmanın daha önemli sonucu ise gerekçenin etkisidir: Fırsatçı görülen geçişler, ilkesel gerekçelerle açıklananlara göre daha ağır cezalandırılıyor. Kanada üzerine çalışan Feodor Snagovsky ve Matthew Kerby de politika temelli geçişlerin her zaman cezalandırılmadığını, makam veya seçim hesabıyla ilişkilendirilen geçişlerin ise belirgin oy kaybı doğurduğunu gösteriyor. Kısacası seçmen her değişikliği aynı kefeye koymuyor, fakat gerekçesiz bırakılan değişikliği de kolayca unutmuyor.
Türkiye üzerine Naci Mocan ve Duha Altındağ’ın 1991-2011 dönemini kapsayan araştırması ise meselenin başka yüzünü gösteriyor. Çalışma, bazı milletvekillerinin yeniden seçilme ihtimalini artırmak amacıyla parti değiştirebildiğine ve bu hareketliliğin seçim sonrasında da partiler arası rekabeti sürdürdüğüne işaret ediyor. Bu bulgu, parti değiştirmenin yalnızca vicdani bir yön değişikliği değil, kimi koşullarda kariyer ve iktidar hesabının parçası olabileceğini düşündürüyor. Elbette milletvekilleriyle belediye başkanları aynı makam değildir. Ancak ortaya çıkan demokratik sorun benzerdir: Seçmen, değişikliğin ilkesel mi yoksa fırsatçı mı olduğunu ancak şeffaf bir açıklama ve yeniden onay imkânı varsa sağlıklı biçimde değerlendirebilir.
Yasak Değil, Güven Tazeleme
Parti değiştirmeyi bütünüyle yasaklamak ilk bakışta seçmen iradesini koruyan kolay bir çözüm gibi görünebilir. Oysa böyle bir yasak, seçilmiş kişiyi parti yönetiminin sınırsız disiplinine teslim edebilir. Parti içi demokrasi zayıfsa yasak, seçmeni korumaktan çok genel merkezleri güçlendirebilir. Ayrıca siyasi düşüncenin değişmesini hukuken cezalandırmak, özgür temsil ilkesiyle de çatışabilir.
Daha dengeli yol, belirli şartlarda güven tazeleme mekanizması oluşturmaktır. Belediye başkanı partisinden ayrılıp başka bir partiye geçtiğinde istifa ederek yeniden aday olabilir. Bunun yanında seçmenlerin belirli ve yüksek bir imza eşiğine ulaşması hâlinde yerel güven oylaması ya da geri çağırma süreci gündeme gelebilir. Bir başka seçenek, parti değişikliğinin ardından yalnızca bu değişimin onaylandığı sınırlı bir yerel halk oylamasıdır. Böyle bir düzenleme yapılacaksa düşük imza eşikleriyle sürekli seçim atmosferi yaratılmamalı, görev döneminin ilk ve son bölümleri korunmalı ve bütün süreç yargısal güvence altında yürütülmelidir.
Venedik Komisyonu’nun belediye başkanlarının geri çağrılmasına ilişkin değerlendirmeleri de bu aracın ancak istisnai, açık ve ölçülü güvencelerle kullanılabileceğine dikkat çeker. Çünkü seçmen iradesini korumak adına belediyeyi her siyasi anlaşmazlıkta sandığa götürmek, temsili güçlendirmek yerine yönetilemez hâle getirebilir. İyi bir model hem belediye başkanının özgür iradesini hem seçmenin verdiği yetkiyi aynı anda korumalıdır.
Yerel Tercihten Demokratik İtibara
Demokratik temsil yalnızca iç hukuk meselesi değildir. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, yerel toplulukların kendi organlarını seçmesini ve yerel demokrasinin serbestçe işlemesini temel bir standart olarak kabul eder. Bir ülkede seçim sonuçlarının seçim sonrasındaki siyasi hareketlilikle sürekli yeniden şekillenmesi, yalnızca parti dengelerini değil, kurumlara duyulan güveni ve ülkenin demokratik itibarını da etkiler. Uluslararası ilişkilerde devletlerin itibarı artık yalnızca askerî güçleri veya ekonomik büyüklükleriyle ölçülmüyor. Kuralların öngörülebilirliği ve seçmen iradesinin korunması da siyasal güvenilirliğin parçalarıdır.
Bu nedenle mesele, belediye başkanlarının hangi partiye geçtiğinden daha büyüktür. Demokrasi, seçilmiş kişinin iradesini yok sayamaz. Fakat seçmenin iradesini de seçim gecesi teslim alınıp bir sonraki seçime kadar açılmayan bir zarfa dönüştüremez. Parti değiştirmek demokratik bir hak olabilir. Ne var ki halktan alınan yetkinin yönünü değiştirmek, halka yeniden söz hakkı tanımayı da gerektirir. Aksi hâlde sandık, millet iradesinin ortaya çıktığı yer olmaktan çıkarak yalnızca siyasi transferlerin teslim tutanağına dönüşür.
Yararlanılan Başlıca Kaynaklar
— Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle 67 ve 127. maddeler.
— Avrupa Konseyi, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, 1985.
— Venedik Komisyonu, Report on the Recall of Mayors and Local Elected Representatives, CDL-AD(2019)011rev, 2019.
— Edmund Burke, Speech to the Electors of Bristol, 1774.
— Joseph A. Schumpeter, Capitalism, Socialism and Democracy, 1942.
— Ceron, A. ve Volpi, E., “How Do Parties React to Defections? Electoral Strategies After a Valence Loss”, European Journal of Political Research, 2022.
— Thygesen, F. ve Jensen, J. H., “When Politicians Switch Parties: Rewarded by Voters or Punished at the Polls?”, Politica, 2025.
— Snagovsky, F. ve Kerby, M., “The Electoral Consequences of Party Switching in Canada: 1945-2011”, Canadian Journal of Political Science, 2018.
— Altındağ, D. T. ve Mocan, N., Mobile Politicians: Opportunistic Career Moves and Moral Hazard, NBER Working Paper No. 21438, 2015.
(SONHABER GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR)