Medya Takip Merkezi'nin verilerine göre, ülkemizde temmuz ayında siyaset gündeminin öne çıkan konusu 'cumhurbaşkanlığı seçimleri' olmuş.
Görünen o ki bu konu önümüzdeki günlerde toplumsal gündemde daha çok öne çıkacak.
'10 Ağustos seçimleri' denilince benim düşüncelerimde de 'diktatör' ve 'diktatörlük ' gibi kavramlar öne çıkıyor nedense?..
En iyisi ben aklıma düşenleri sizlerle paylaşayım.
TANIDIK GELEN TANIMLAMALAR VE ORTAK ÖZELLİKLER
Sözlükler 'diktatör' sözcüğünü: 'Bütün siyasal erkleri elinde toplamış bulunan kimse, zorba…' olarak tanımlıyor.
'Diktatörlük' ise: 'Egemen ve mutlak bir siyasal gücün, denetimsiz olarak yürütüldüğü siyasal düzen…' anlamında açıklanıyor.
Tarihteki ünlü diktatörlükleri inceleyince görüyorum ki hepsinde ortak olan bazı temel özellik var:
1. Toplumda yasama, yürütme ve yargı erklerinin tek elde toplanması…
2. Devletin başında mutlak güç sahibi olan bir lider olması…
3. Tüm diktatörlüklerin etnik ya da dinsel bahanelere dayanması…
Tarihteki ünlü diktatörlerin ortak özelliklerini inceleyince de karşımıza tanıdık birçok tanımlama çıkıyor:
'Kendisini yüceltmek, mağdur edebiyatı ve umut sömürüsü yapmak, iç ve dış tehditler yaratmak, sertlik ve tehdit yöntemleriyle muhalefeti baskı altında tutarak topluma korku salmak, bilgiyi ve iletişimi kontrol altında tutmak vb…'
Bu basit tanımlamalar bile benim aklıma ülkemi ve başındaki lideri anımsatıyor… Demek ki bizim başımızdaki onun için 'mutlak güç' isteyip duruyor...
Kavramların derinliğine indikçe endişelerim artıyor. Örneğin, siyaset biliminde yaygın olan bir deyim diyor ki: 'Güç insanı kötü yapar, mutlak güç mutlak kötü yapar…'
İngiliz siyasetçi Algernon Sidney'in şu sözleri ise yüreğimi sızlatıyor:
' – Bir ulusu tek kişinin idare edebileceğine inanırım, şu şartla: O adam ayaklarında çizme ve kırbaçla, o ulus da sırtında semerle doğarsa…'
Bu tanımlamalardan ve ortak özelliklerden anlıyorum ki: 'Özgürlüğün, eşitliğin, barışın ve umudun düşmanıdır tüm diktatörlükler!...'
İNSANLIK TARİHİNİ KİRLETEN ÜNLÜ DİKTATÖRLER
Her kültürde, ne zaman ortaya çıkacağı belli olmayan paranoyak unsurlar vardır. Bunlar para ve gösteriş hırsı, zalimlik, ikiyüzlülük, yalancılık, cinsel sapıklık gibi birçok ortak özellikler taşırlar.
Tarih, herhangi bir konudaki kişisel ezikliğini siyaset alanında kapatmaya çalışan hastalıklı diktatör liderlerin öyküleriyle doludur.
Tarihte insanların başına en büyük kötülükler, kendi zayıflıklarını kontrol etmeyi başaramamış bu diktatör kişilerin kitleleri kontrol etme işgüzarlıklarından gelmiştir.
Çok eskilere gitmeden, yakın tarihimizden örneklere baktığımızda tanıdık gelen birçok isimle karşılaşırız: 'Hitler, Mussolini, Franco, Salazar, Kaddafi, Saddam Hüseyin, İdi Amin, Batista, Pinoche gibi…'
Çağdaş demokrasi yaklaşımı Mao, Stalin, Çavuşesku, Pol Pot gibi sol ideolojik kökenli liderleri de diktatörlük kategorisinde saymaktadır.
Son yıllarda yaygınlaşan teröre dayalı diktatörler ise çağımızın başka bir sorunudur.
Saydığımız ve bu benzeri insanlık dışı diktatörler yüzünden milyonlarca insan haksız ve suçsuz yere yaşamını yitirmiştir. Ayrıca insanlığın nice ekonomik ve kültürel değerleri yakılıp yıkılmıştır.
DİKTATÖRLERİN SONLARI DA BİRBİRİNE BENZİYOR
Tarihteki ünlü diktatörlerin kişisel özellikleri, yaşamları ve yönetim biçimleri birbirine benzediği gibi; sonları da çok benziyor. Çoğunun iktidardan gidişleri kanlı olmuş ve yaptıklarını canlarıyla ödemişlerdir…
Bunu bilen diktatörler, iktidarlarını korumak için her türlü dolabı çevirmekten ve kan dökmekten çekinmezler…
'10 AĞUSTOS 2014' ÇOK ÖNEMLİ
Yukarıda paylaştığımız düşüncelerin ışığında, ülkemizde 10 Ağustos'ta yapılacak 'cumhurbaşkanlığı seçimleri' konusuna dönelim ve bazı gerçekleri görmeye çalışalım:
· Ülkemizin başında, içeride ve dışarıda kendileri gibi düşünmeyen herkesle düşman olan bir iktidar ve o iktidarın başında da yasama ve yargı dahil tüm devlet kurumlarını kendi güdümü altına almış bir tek seçici lider başbakan var…
· O liderin suratı hiç gülmüyor, herkesi azarlıyor ve aşağılıyor…
· O lider, yetkilerini daha arttırmak için ve 'hem devletin hem de cumhurun başı' olmak için 'Cumhurbaşkanlığına' aday oldu. Seçilmek için 'her şeyi yapıyor…'
· Ülkemiz haksız, adaletsiz ve demokrasisiz bir seçim atmosferi yaşıyor…
Böyle bir durum karışında 10 Ağustos'ta ülkemizdeki duyarlı yurttaşlara düşen ivedi görev ve sorumluluk; 'diktatörlüğe geçit vermemektir!...'
Hiç kimsenin 'demokrasiden yana oyları çarçur etmek' ya da 'seçimi küçümseyerek boykot etmek' gibi bir seçeneği yoktur, olmamalıdır.
Unutmayalım ki, diktatörlük tehlikesinin küçümsendiği yerde, ne insan hakları kalır ne de demokrasi…
Sevgiyle dostlukla.
.