10 Ağustos akşamında sandık sonuçları açıklanmaya başladığından beri, o halk türküsü dilimden düşmüyor:
'Ekin ektim çöllere de…' (Sonrasına kendimce bir sürü eklemeler yapıyorum.)
10 Ağustos'ta 'Türkiye bir nefes alsın' diye, yani 'umutlarımız yeşersin' diye, bir 'ekin ekelim…' dedik. Ama olmadı, tutmadı…
Çünkü tüm serçeler, kargalar, kuzgunlar, şahinler, akbabalar üşüştüler tarlanın üstüne; yediler ekinimizi ve kararttılar umutlarımızı…
Zaten son yıllarda esen kara rüzgarlar yüzünden, ekin ektiğimiz demokrasi tarlamız da iyice çölleşmeye başlamıştı… Tıpkı Ataol BEHRAMOĞLU'nun şu dörtlüğünde anlattığı gibi:
'Kara bir rüzgardı, esmekte hala,
Karanlık saçarak, kötülük ve riya;
Gömmek için iskelet elleriyle
Bu ülkeyi dönüşsüz karanlığa…'
Şu kesin ki, '10 Ağustos'tan sonra bu ülke artık eskisinden daha karanlık olacak…' Dolayısıyla 'umutlar da eskisinden daha gerçekçi ve daha güçlü olmak zorunda…'
Onun için 10 Ağustos ile ilgili bazı önemli noktaları tarihe kayıt düşmek gerekiyor.
ADALETSİZ BİR SEÇİM OLDU
'Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)' ilkelerine göre bir ülkede seçimlerin 'eşit koşullarda, özgür ve hakça bir ortamda' yapılması gerekiyor.
Oysa dünyanın tüm tarafsız/objektif gözlemcileri 10 Ağustos seçim süreci için şu değerlendirmeleri yaptılar:
· Adaletsiz, haksız, eşitsiz ve keyfiliğin ağır bastığı bir seçim süreci yaşandı.
· Devlet olanaklarına ve medyaya ulaşma/ kullanma konusunda RTE lehine büyük bir orantısızlık oldu.
· Kampanyaların finans kaynağı çok dengesizdi.
Böylesine adaletsiz bir seçimden demokratik bir sonuç çıkması elbette mümkün değildi ve öyle oldu.
Tıpkı 'ne ekersen onu biçersin…' atasözünde olduğu gibi; 'otoriter bir başbakan ekenler, diktatörlüğe koşan bir devlet başkanı…' biçtiler.
SEÇİM SONUÇLARINDAN ÇIKAN SONUÇLAR
Demokrasi kültürümüz açısından baştan sona acı derslerle dolu olan 10 Ağustos seçimin bazı sonuçları şöyle özetlenebilir:
ü Seçmenlerin dörtte birinden fazlasını (yüzde 74) oluşturan yaklaşık 15 milyon 'duyarsız yurttaşımız' oy kullanmadı. Ama dolayısıyla RTE'ye oy vermiş oldular…
ü Aday RTE, seçimi yüzde 52 oyla yani ucu ucuna kazandı. Eğer katılım 30 Mart'taki gibi olsaydı, RTE'nin aldığı oyun oranı yüzde 38'de kalacaktı. Yani RTE sandıktan çıktı ama vicdanlardan çıkamadı.
ü İhsanoğlu'nu destekleyen 14 partinin oylarında 30 Mart'a göre 5 milyon civarında düşüş oldu. Demek ki bu isim muhalefette tam bir uzlaşı sağlayamadı.
Bu sonuçları değerlendirirken; adaletsiz seçim sürecini ve duyarsız yurttaşlık tutumlarını görmezden gelerek suçu muhalefet partilerine (özellikle CHP'ye) yükleyenlere Nasrettin Hoca'nın fıkrasını anımsatmak gerekiyor:
' – Peki, hırsızların hiç mi suçu yok?...'
YÜZDE 10, YÜZDE 90'DAN BÜYÜK MÜ?..
Bu seçimde HDP adayının esas hedefinin 'cumhurbaşkanı seçilmek değil, Kürt oylarını yüzde 10'un üzerine çıkarmak…' olduğunu herkes biliyordu.
Nitekim HDP'nin kampanya sürecinin özel bölümlerinde 'yüzde 10'un yüzde 90'dan daha önemli olduğunu gösterelim!..' söylemi çok kullanıldı ve Kürt oyları yüzde 10'a çok yaklaştırıldı.
HDP adayı bu hedefe ulaşmak için kampanaya boyunca sosyalist söylemlere ağırlık verdi. Yani sosyalist partilerin boş bıraktığı alandan iyi yararlandı. Böylece, 'koyunun olmadığı yerde, keçiye abdurrahman çelebi denirmiş…' atasözünün doğrularcasına, sol/sosyalist oylardan bir bölümü HDP adayına gitti.
Ancak 10 Ağustos seçimi bir genel seçim değildi ve HDP adayının aldığı oylar da dolaylı olarak RTE'nin değirmenine su taşımış oldu…
Türkiye'nin sosyal demokratları ve sosyalistlerinin göremedikleri bazı gerçekler 10 Ağustos sonuçlarında bir kez daha açıkça ortaya çıktı. 'Sol siyaset; etnik, dinsel, feodal, terörist ve faydacı yaklaşımlardan tamamen arınmak zorundadır…'
Bu bağlamda, 'Türkiye'nin tüm toplumsal sorunlarında olduğu gibi Kürt sorununun çözümü de ancak ve ancak sosyal demokratlarla sosyalistlerin birlikte üretecekleri projelerle mümkün olacaktır…'
BALKONDAN GÖRÜNEN TÜRKİYE
10 Ağustos akşamı RTE ve yandaşları yine 'balkona çıktılar' ve havalarını attılar…
Bol dualı, ağdalı ve hamasi teşekkürlerin dağıtıldığı balkon konuşmasında; yine 'muhalefet aşağılandı' ve son zamanların modası olduğu gibi yine 'paralel yapı' lanetlendi.
Bu balkon konuşmalarından artık öğrendik ki; 'ainesi iştir RTE'nin, balkon konuşmalarına bakılmaz…'
Çünkü son balkon konuşmasında olduğu gibi, 'esas işler(!)' aralara sıkıştırılıyor:
'Türkiye güçler ayrılığına dayalı parlamenter sistemi tasfiye ederek artık RTE'ye dayalı başkanlık sistemine geçecek…'
Bu esas iş, 'Türkiye demokrasisini tamamen çölleştirme' işidir…
'TÜRKİYE ÇÖL OLMASIN!..'
Ülkemizin yüz akı STK'larından olan 'TEMA Vakfı', Türkiye'nin baş sorunu olarak gördüğü 'erozyona' karşı 'Türkiye Çöl Olmasın' belgisi altında çok başarılı çalışmalar yapıyor.
Türkiye'de son 12 yılda RTE öncülüğündeki AKP tarafından yapılan hoyratça müdahaleler sonucunda demokrasi ve Cumhuriyet değerlerimizin toprağı öylesine büyük erozyona uğradı ki, artık çölleşme kapımızda.
Biliyoruz ki bir çölde demokrasi ve insan hakları gibi nadide ve nazik şeyler yetişmez. Onun için çölleşmeye karşı toprağımızı bilim, demokrasi ve sanatla beslememiz gerekiyor.
Bunun yolu da 'çöl diktatörlerine karşı daha azimli, daha kararlı ve daha örgütlü olmaktan geçiyor…'
Sevgiyle dostlukla.