Eskişehir’in kırsal ilçelerinin hangisine gidersek gidelim, üreticilerin en fazla şikayet ettiği konu; bugün mahalle statüsüne geçen, dünün köylerinde genç nüfusun kalmaması.

Bazen 65 yaşındaki bir vatandaşla sohbet ederken, “Köyün en genci benim” dediğine tanık oluyor ve şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz.

Hal böyleyken “üreten ülke”, “tarım ülkesi” gibi sıfatlarımızı zaten büyük ölçüde kaybetmiş sayılırız; böyle giderse, ilerleyen süreçte bu özelliğimizi tamamen yitirme riskiyle karşı karşıyayız.

Bu nedenle kırsaldaki yatırımlara ve üretime öyle güçlü, sürdürülebilir bir destek vermeliyiz ki geleceğimiz karanlığa değil, aydınlığa çıksın.

Öte yandan pandemi süreci, yaşanan ve olası depremlerin de etkisiyle özellikle nitelikli genç kesimin köy yaşamına yönelmeye başladığını da görüyoruz.

Bu yönelişin hakkını veren, bunu bir “moda” akımı olarak değil gerçekten içselleştirerek yaşayanlar olduğu gibi; yalnızca kısa süreliğine köy havası alıp geri dönenler de var.

Sevgili İsmail Kumru’yla bir gün sohbet ederken bana, “Elif Boyner’i tanıyor musun? Mutlaka takip et” demişti.

Bu vesileyle Elif Boyner’i ve çalışmalarını daha yakından tanıma fırsatı buldum; ortaya koyduğu değerli üretim ve dayanışma modeli gerçekten etkileyiciydi.

Süreç içerisinde Mihalıççık Belediye Başkanı Haydar Çorum’un da aracılığıyla Boyner’i stüdyomuza davet ettik.

Naif kişiliği ve kendine özgü perspektifiyle özellikle gençler için ilham verici bir figür olan Boyner, kurucu üyeleri arasında yer aldığı Halk’a’yı bizlere detaylarıyla anlattı.

Boyner’in oluşturduğu bu yapı ve bakış açısında dikkati çeken en önemli şey; belki istediği herhangi bir ülkede en iyi şartlarda yaşama imkanı varken, ailesinin de köyü olan Mihalıççık’ın Sazak Köyü’nde kırsal kalkınma için çabalaması, kadınları üretimde söz sahibi yapması, kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılması konusuna katkı sunması, kısacası “üreten” ülkemiz için dertlenmesiydi.

Başkan Çorum ise Boyner’e tüm bu süreçlerde destek vererek bir ilçe belediye başkanının üzerine düşen görevi en iyi şekilde yaptığını bir kez daha kanıtlamış durumda.

Yayında 3 bin koyunun yününden keçe topu ürettiklerinden bahsetti Boyner. Sonrasında da bunu satışa sunmuşlar. Köyde yaşayan kadınlarla birlikte deneyerek yapımını öğrenmişler. Üstelik bu koyun yünleri keçe topu yapılmadan önce çöpe gidiyormuş. Keçe topu da biliyorsunuz kurutma makinelerinde kullanılıyor. Boyner, “Bu ürünler ithal ediliyor ve mağazalarda altında hep ‘Çin’de üretilmiştir’ yazıyordu. Çin’de üretilmesine gerek yok çünkü bizim yünümüz gayet yeterli” diyor.

Bu sadece küçük bir örnek. Kim bilir ülkemizde değerlenecek, değerinin farkında olmadığımız neler var neler…

Genç ve vizyonlu isimlerin, hem Eskişehir hem de ülkemiz için “ben ne yapabilirim” sorgulamasıyla yola çıkıp adım atarak önemli projeleri hayata geçirmesi çok kıymetli.

Halk’a’nın ve Mihalıççık Belediyesi’nin hayalleri büyük, yapacakları var.

Yeter mi, yetmez.

Kırsal’a kim ne katabilirse, kimin elinden ne geliyorsa harekete geçmeli.

Bizler bunu köşelerimizde yazmaya devam edeceğiz.

Geleceğimiz için endişeliyiz ancak umutsuz değiliz.

Bu Halk’a genişlemeli…