Bu sorunların önemli bir yumağını oluşturan eğitim alanımızdan seçtiğim 'Paralı Özel Eğitim' konusunu, dün-bugün-yarın zinciri doğrultusunda birlikte irdelemeye çalışalım.
Aşağıda tırnak içindeki alıntılar, 'abece Dergisi'nin Ocak 1987 tarihli, 10. Sayısının 36- 37. Sayfalarında,aynı başlıkla yayımlanan, benim yazdığım makaleden alınmıştır.'
Lütfen, tamamı çok uzun olan yazımdan aldığım bu alıntıları,'35 yıl önce yazıldığını' düşünerek okuyun…
*******
'GİRİŞ'
'Ülkemizde eğitim alanında hızlı bir değişme yaşanıyor. Paralı özel okulların sayısı hızla artıyor. Büyük kentlerdeki özel dershanelerin sayısı neredeyse devlet okullarının sayısına ulaşıyor…'
'Bu duruma göre, 'eğitim hizmetleri para karşılığı elde edilen bir nesne'olarak görülmeye başlandı. Yani 'Parası olan eğitim görür' anlayışıyaygınlaşıyor. Paralı özel okullarda, özel statülü okullarda ya da özel dershanelerde eğitim görmeden başarılı olunamaz ve üniversiteye girilemez görüşü egemen duruma geldi…'
Diğer yandan, özel okullara koşut olarak meslek liselerinin, din eğitimi yapan okulların ve izinli-izinsiz kuran kurslarının sayısının hızla arttığı gözlenmektedir' (…)
'BU AŞAMAYA NASIL GELİNDİ?'
'Paralı özel okullar konusu Türkiye'nin gündemine aniden gelmedi… Önce devlet okullarının gözden düşürülmesi gerekiyordu. Bu konuda başarı(!) da sağlandı. Bugün bina ve araç-gereç yetersizliği, öğretmenlerin hizmetiçi eğitim eksikliği gibi sorunların içinde çırpınan devlet okullarında doğru dürüst eğitim yapılamadığını artık herkes biliyor' (…)
'Gelinen bu aşmayı aşağıdaki gelişmelerle birlikte incelersek amaçlanan hedefi daha net görebiliriz:
- 1973'te çıkarılan Milli Eğitim Temel Kanunu'ndaki hükümlerin yaşama geçirilmemesi, MEB'in görev ve yetki alanının daraltılması,
- Eğitim kurumlarındaki yönetim kadrolarına gerici ideolojileri benimsemiş ve mesleksel yönden yetersiz kişilerin atanması,
- Özerk üniversitenin YÖK ve BİLKENT edilmesi…
- 'Kendi okulunu kendin yap' kampanyalarıve… Paralı özel okullar…'
Her ekonomik sistem, kendi yapısına uygun bir eğitim sistemi oluşturmayı amaçlar. Türkiye'deki eğitim sistemi de 'sermayenin hizmetinde çalışacakseçkin kadroları yetiştirecek bir yapıda' gelişmiştir. Ancak ülkemizde geleneksel olarak 'devlet okullarında ve parasız' yapılan eğitimle bu seçkinci yapı tam olarak korunamıyordu. İşte son yıllardaki paralı özel eğitime geçiş süreciyle bu seçkinci yapı pekiştirilmek isteniyor' (…)
'Eğitim sistemimizin özelleştirilmek istenmesinin başka bir nedeni de varlıklı aile çocuklarının daha nitelikli eğitim görmelerini sağlamaktır.' (…)
'Bu süreç içinde emekçi çocuklarına da bir çıkış yolu gösteriliyor: Dar anlamda ara eleman yetiştirmeyi amaçlayan meslek okulları ile sisteme uygun beyinler yetiştirmeyi amaçlayan imam hatip okulları ve kuran kursları…' (…)
'EĞİTİMİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ NELER GETİREBİLİR?'
'Eğer eğitimi 'insan ve toplum için bir hak ve gereksinim' olarak görüyorsak, özelleştirmenin sonuçlarını da ona göre incelememiz gerekiyor:
- Özelleştirmenin eğitim bilimi ve tekniği açısından getireceği hiçbir yenilik yoktur. Aynı ekonomik olanaklar kamu okullarına sağlanırsa daha iyi sonuçlar alınabilir.
- Özelleştirme yaygınlaştıkça 'Yeteneği olan daha çok eğitim görür' ilkesi yerine 'Parası olan daha iyi eğitim görür' anlayışı geçerli olacaktır. Yani 'Eğitimde fırsat ve olanak eşitliği ilkesi kökünden sarsılacaktır.'
- Cumhuriyet eğitimimizin temel hedeflerinden olan 'eğitim ve öğretim birliği ilkesi' bozulacaktır.' (…)
'Sorun, herkesten önce öğretmenlerin sorunudur. Demokratik bir insan hakkı olan eğitimin kamu okullarında sürdürülmesi ve niteliğinin artırılması görevleri öncelikle demokratik öğretmen örgütlerini bekliyor.' (…)
'Ülkemizin bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinde onurlu bir geçmişe sahip olan öğretmenlerimiz; TÖS'ten ve TÖB- DER'den gelen mücadele geleneğinin ışığında sorunlarına çözüm bulacaklardır…'
*******
… VE GELDİK BUGÜNLERE…
Yukarıdaki makalenin yazıldığı 1987 yılında (35 yıl önce), bırakın günümüzdeki eğitim sendikalarını, onların önceli olan 'EĞİT- DER' bile henüz kurulmamıştı. Ama o yılların duyarlı öğretmenleri, 12 Eylül faşizmine karşı oluşturdukları 'abece Dergisi' bünyesinde buluşarak, demokratik öğretmen örgütlenmesinin kopan zincirini yeniden örmeye çalışıyorlardı…
1980'li yılların yaman bir tarihsel çelişkisi de '12 Eylül faşizminin hışmına uğrayan TÖB- DER aktivistlerinin, geçimlerini sağlayabilmek için 'paralı özel eğitim alanında çalışmak' veya 'pazarlamacılık yapmak' zorunda kalmalarıydı…'
Ve geldik bu günlere… 'Az geldik, uz geldik,/ Dere tepe düz geldik,/ Bir de dönüp baktık ki…' RTE/ AKP/ MHP ittifakının oluşturduğu Tek Kişi Sistemi, eğitim alanına öylesine çökmüş(!) ki…
Bugün paralı özel eğitim alanında sadece tek adamcıların güdümündeki şirketler, vakıflar ya da dernekler 'yatırım(!)' yapabiliyorlar… Bu alandaki yatırımcıların sermaye yapıları ve ilişkileri incelenirse tamamen 'yandaş yapılanmalar' olduğu kolayca anlaşılabilir.
Bugünkü koşullar bağlamında demokratik öğretmen örgütlerinin - 1980'li yıllarda olduğu gibi- paralı özel eğitim yatırımcılarıyla dirsek temasında olmalarının 'meşru zemini' de artık tamamen ortadan kalkmıştır…
SÖZÜN ÖZÜ
Günümüz Türkiye'sinde eğitim alanımızın sorunları şu anahtar sözcüklerle özetlenebilir: 'Kalitesizlik, Eşitsizlik, Dinselleştirme, Özelleştirme…'
Oysa evrensel boyut kazanmış çağdaş eğitim ilkeleri: 'Laik, Demokratik, Bilimsel, Kamusal Eğitim' öneriyor. Bu ilkelerden ikisi dünyada ve özellikle ülkemizde çok ciddi boyutta güncel tehdit altında: Laik eğitim ve Kamusal eğitim…
Bu durumda ülkemizde kendilerini 'demokratik öğretmen örgütü'olarak tanımlayan derneklerin ve sendikaların güncel görevi: 'Her durumda ve koşulda, başta laik ve kamusal eğitim olmak üzere tüm evrensel eğitim ilkelerini korumak ve geliştirmek…'olmalıdır.
Sağlıkla, sevgiyle, dostlukla, birlikte…