Tuttuğun takımın maçını izliyorsun. Orta sahadan atılan topa süratle bir futbolcu koşuyor. Rakipleri geçiyor. Heyecanla kalkıyorsun koltuğundan. Tam o sırada bir reklam bandı giriyor ekranın alt kısmına. 'Acaba futbolcu kaleciyle karşı karşıya kaldı mı? Topa hakim olabildi mi?' göremiyorsun. Reklam bandı bitince bakıyorsun top autta, futbolcu yerde. Ne oldu acaba?

Öfkeyle koltuğuna oturuyorsun.

Dizi veya film izliyorsun. Güzel kız buğulanan gözleriyle yakışıklı erkeğe dönüyor. Günlerdir sakladığı gerçekler vicdanına ağır gelmeye başlamış. Açıklayacak gerçekleri:

'Bak Ahmet, hiçbir şey göründüğü gibi değil. Seninle bir arada olamayız..!'

Paaat! Bir reklam müziği, ardından reklamlar…

Ne oldu acaba? Kız gerçekleri söyledi mi? Yoksa son anada vaz mı geçti? Söylediyse, erkek nasıl tepki verdi?

Kan beynine sıçrıyor, yine de diline hakim oluyorsun.

Ülkedeki son gelişmelerin tartışıldığı, çok önemli yorumların yapıldığı bir program izliyorsun. Moderatör koskoca, ülkenin tanıdığı saygın katılımcıların sözlerini kesip reklamlara gidiyor. Sözü yarıda kesilen ve yutkunarak susan konuşmacının yerinde olmak istemezsin.

İnternetten bir haber okuyacaksın, bir araştırma yapacaksın, bir görsele bakacaksın, bir müzik dinleyeceksin… Kapıda duran iri yapılı bodyguard gibi koca bir reklam yaftasını aşmadan isteğine ulaşamazsın.

Hele, maç öncesinde, merkez sabit kamera sahanın geniş görünüşüne odaklanınca, yeşil çimler üzerinde ısınan futbolcuların arasında gezen kırmızı araba var ya! Futbolculara 'Kaçın, kaçın! Ayabageliyoy!' diyen 5 yaşındaki torunuma zor anlatıyorum bunun reklam olduğunu.

***

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, reklam hayatımızın her alanında var. Ürünleri ve markalarını kafamıza yapıştırıyorlar.

Reklamcı dostlar alınmasın. Amacımız, siyasi yazı yazmanın uygun olmayacağı günde biraz dertleşmek! İşinizi yapıyor, çeşitli sektörlerle dilimlenmiş hayatımızda kullandığımız ürünleri tanıtarak bizi yönlendiriyorsunuz. Ürünlerin sloganlarını atasözlerinden, deyimlerden daha çok kafamıza çiviliyor; reklam müziklerini folklorumuzun bir parçasıymış gibisine dilimize pelesenk ediyorsunuz.

Yaratıcısınız, dinamiksiniz, zekisiniz…

Her harekete, her uygulamaya uygun reklam üretiyorsunuz. Liberal ekonominin kurallarını iyi biliyor ve uyguluyorsunuz.

Biz rahatsız olsak da siz yine işinizi yapın. Ne olur suyunu çıkarmayın!

***

Birgün iyi giyimli bir adam Vatikan'a gelir. Üzerindeki elbisenin çok pahalı olduğu bellidir. Adam, Papa ile görüşmek ister. Kendisini kardinale götürürler. Adam ısrar eder:

'Yanlış anlamayın sayın kardinal. Sizinle değil, Papa'yla görüşmek istiyorum.' der.

Sonunda adamı Papa'nın huzuruna çıkarırlar. Adamın ısrarıyla kardinaller dışarı çıkar. Kapı kapanır.

Kardinaller çok meraklanmış bir vaziyette, hemen kapının önünde dururlar; içerde konuşulanlara kulak kesilirler. İçeriden hararetli bir konuşmanın anlaşılmayan sesleri gelir. Bir süre sonra adamın yükselen sesi duyulur:

'1 milyon dolar!'

'Olmaz!' der Papa.

'2 milyon dolar!'

'Olmaz!'

'Sayın Papa, son teklifim 5 mil-yon-do-lar!'

'Hayır! Teklifiniz kabul edilemez!'

Adam hışımla dışarı çıkar, koridordaki kardinaller arasından hızla geçip uzaklaşır.

Adam gittikten sonra Papa'ya yakın kardinallerden biri:

'Papa Hazretleri, 5 milyon doları neden kabul etmediniz? Bu parayla kaç katedral, kaç kilise yapılırdı.'

Papa kaşlarını çatarak kardinale döner:

'Ne yani, her duadan sonra 'Amen' yerine '(x)cola' mı deseydik!'

(x), bütün dünyada tanınan bir markadır.

***

Reklam hayatımızın her alanında!

Hoşgörünün ve barışın hakim olduğu, düzeyli bir Türkiye'de buluşmak üzere..!