AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak için enerjik bir başkan diyebiliriz.

Bir gün trafikte yemek dağıtıyor bir gün tek başına bakan karşılıyor bir gün iftarda halkla bir araya geliyor bir gün ilçelerdeki sorunları duyuruyor… Kısacası her an her yerde olmasıyla öne çıkıyor. Bu anlamda kendisini başarılı ve dinamik buluyorum.

Ancak konuşmaktan hiç çekinmeyen Albayrak, “siyaset yapıyor” ifadesinin tam olarak vücut bulmuş hali…

“Adam siyasetçi, tabii ki siyaset yapacak” dediğinizi duyar gibiyim.

Siyaset yapsın ama konuşurken ölçüyü de kaçırmasın.

Albayrak, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın da katıldığı AK Parti Eskişehir İl Danışma Meclisi Toplantısı’nda bir konuşma yaptı.

Konuşma “CHP şunu yapmadı, AK Parti bunu yaptı” şeklinde ilerleyen bir konuşmaydı.

Belediyenin Arabasız Pazar uygulamasını eleştirdi, kamu kaynağının verimsiz kullandığına dair suçlamalarda bulundu, ulaşımdan kent lokantalarına her şeye zam geldiğinden dert yandı ve şunu söyledi:

“Sonra da çıkıp sanki büyük bir lütufmuş gibi ayın 26’sında 'incik boncuğa indirim yaptık' diyerek müjde veriyorlar. Akıl alır gibi değil. Vatandaşa suyu ve ulaşımı pahalıya sunup, kent lokantasındaki yemeğe Ramazan'ın hemen öncesinde zam yapıp ayın bir günü sembolik indirimlerle göz boyayamazsınız. Eskişehirli hemşehrilerimiz bu samimiyetsizliği görmektedir.”

Peki belediyeyi samimiyetsizlikle suçlayan Gürhan Albayrak, kendisi ne kadar samimi?

Albayrak, belediyeleri kronik sorunları çözmemekle suçlarken haklı olabilir.

Suyun pahalı olması, kent lokantalarına zam gelmesi hususunda vatandaşı düşündüğü için eleştirilerde bulunabilir.

Fakat belediyelerin değil de iktidarın sorumluluğunda olan noktalardaki kronik sorunlar konusunda aynı “samimiyeti” göstererek, aynı üslupla eleştirebiliyor mu?

Mesela Bakanları karşılayan Albayrak, “Yıllardır söz verip verip sözünüzü tutmuyorsunuz. Çevre yolumuz ne olacak? Seyitgazi Kırka Yolu, Alpu Yolu ne olacak?” diye sorabiliyor mu?

“Hatboyu, Millet Bahçesi, Dede Korkut Parkı’nı yaptık bıraktık. Neden yıllardır bu bölgeler ilgisiz ve neredeyse atıl vaziyette?” diye merak ediyor mu?

“Asgari ücret ve emekli maaşları neden bu kadar düşük? İnsanlar kent lokantalarında neden yemek yemek zorunda kalıyor?” diye sitem edebiliyor mu iktidar temsilcilerine?

Bugün öğrenci şehri Eskişehir’de, “bir üniversite öğrencisinin 4 bin TL’lik KYK burs ya da kredisiyle geçinmesi mümkün değil!” diyerek öğrencilerin yanında bir tutum sergiliyor mu?

AK Parti üyesi olmayan üniversite mezunlarının iş bulamamasıyla dertleniyor mu mesela?

Kendi parti mensuplarını, bu saydığım noktalarda tüm “samimiyetiyle” eleştirebiliyor mu?

Albayrak, suçlamalarından sonra inşallah ve maşallah ile sürdürdükleri hizmetlere geçiyor.

“Şehrimizi limanlara bağlama hususu elli yıllık bir hayaldi; maşallah çalışmalar sıkıntısız bir şekilde sonlanmak üzere.

Ayrıca şunu da belirtmekte fayda var; Kuzey Çevre Yolu'nda sona yaklaşmış durumdayız. İhaleye çıkılması eli kulağında diyebiliriz. İhale sürecinin ardından yaklaşık üç yıl içerisinde çevre yolunun tamamlanması planlanıyor.

Çifteler Sakarbaşı; iş bilmez yerel yönetim anlayışının ve CHP'li belediyeciliğin yaptığı yanlış hamleler sonucu maalesef eski ihtişamını kaybetmişti. DSİ'nin müdahalesiyle Sakarbaşı'nı bu atıl görüntüsünden kurtarıyoruz. Nasipse bir aya kadar alanı ziyaret edecek ve Sakarbaşı'nın eski hali kadar güzel, halkımıza yakışır bir çehreye büründüğünü hep birlikte görmüş olacağız.”

Bu işlerin inşallah ve maşallah ile olmadığına defalarca şahit olduk.

Albayrak, yaklaşık 5 ay önce ve hatta daha da evvel açıkladığı projeler için hala “eli kulağında”, “sona yaklaştık”, “ihale süreci başlıyor” gibi ifadeler kullanıyor.

Eskişehir artık bu cümleleri ezbere biliyor.

Siyaset elbette eleştiriyle yapılır. Muhalefeti eleştirmek de siyasetin doğasında vardır. Ancak samimiyet dediğiniz şey, eleştiriyi yalnızca rakibe yöneltmek değil gerektiğinde kendi kapınızın önünü de süpürebilmektir.

Durum böyle olmadığında da;

“Sakarbaşı siyaset üstü bir meseledir diyerek sessiz kalmadık” diyen Albayrak’a, “Şehrin diğer şikayet ettiğiniz problemlerine neden sessiz kaldınız? Onlar siyaset üstü değil mi?” diye sorarız.

“Samimi” bir yanıt alırsak ne âlâ!