Toplumsal yaşamımızdaki güncel sorunları irdeleyeceğimiz bugünkü yazımın başlığında, 'yanmak' ve 'donmak' eylemlerini özellikle birlikte kullandım.

Çünkü bilindiği gibi, evrenin ve yaşamın döngüsünün 'zıtların birlikteliği' üzerine kurulduğu görüşü, bilimsel düşüncenin temel ilkelerindendir.

İnsanoğlunun yaşamında 'yanmak' ve 'donmak' korkuları öylesine etkili olmuş ki dinsel inançların öte dünyasındaki cennet veya cehennem kavramları, o inanışa sahip topluluğun yaşadığı coğrafyaya göre değişiklikler gösteriyor.

Örneğin, dünyanın sıcak iklim kuşaklarındaki dinsel inançlarda 'cehennem ateşle kaplı yanılan yer' olarak tanımlanırken, 'cennet yeşillikler ve serin sular' olarak tanımlanıyor. Kutup bölgelerinde yaşayan halkların dinlerinde ise 'cehennem buzlarla kaplı donulan yer' olarak algılanırken, 'cennet güneşle ısınan sıcacık bir yer' olarak algılanıyor.

Bu örnekler, doğal çevre koşullarının insanlara dayattığı inanışlardır.

Konumuz olan günümüz Türkiye'sindeki temmuz yangınları ise 'bilim ve demokrasiden sapmanın dayattığı' sorunlardır.

Covid- 19 Yangını Sönmedi

Küresel Salgının başından beri ülkemizde tüm önlemler 'Önce iktidarı ve ekonomiyi kurtarmak…' biçiminde alındı. Hatta salgın bahane edilerek 'İnsanlarımızı ve demokrasimizi koruyacak önlemler' kısıtlandı.

Bu bağlamda, 1 Temmuz 2021 tarihinde başlatılan 'Kademeli Normalleşme Süreci' de öncelikle 'Ekonomiyi rahatlatmak' amaçlıdır. Toplum sağlığı önlemleri ise 'Sürü bağışıklığını pekiştirmek…' olarak özetlenebilir.

Yani ülkemizdeki salgın yangını sönmemiştir, üzeri örtülmüştür…

Yolsuzluk Yangınını Mafya Söndürecek (!)

Ülkemizde iktidar gücünün yolsuzluk yapmak için kullanılması uzun yıllardır sinsice yanan bir yangındır.

Son aylarda toplumsal gündemimizin başına çöreklenen 'Mafya bozuntusu Sedat Peker'in İtirafları (!)' ise 'Dünyayı kıskandıracak boyuta ulaşmıştır…'

Bu pis yolsuzluk yangını karşısında iktidarın ve yargının suskun kalması ve söndürme işinin mafyaya havale edilmesi, duyarlı yurttaşların kanını dondurmaktadır.

İstanbul Sözleşmesi Kundaklandı…

11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul'da imzaya açılan 'Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi' (kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi), 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmişti.

Kadınlar ve erkekler arasında hukuksal ve eylemsel eşitliğin gerçekleştirilmesinin, kadına yönelik şiddeti önlemede anahtar bir unsur olduğunu benimseyen Sözleşme, kadınlara yönelik ayrımcılığı da yasaklamaktaydı.

Ancak bu sözleşme 2021 Mart ayında bir RTE Kararnamesi ile feshedildi. Bu konuda Danıştay'a açılan yürütmeyi durdurma kararı ise geçtiğimiz günlerde reddedildi ve 1 Temmuz 2021 tarihinden itibaren o güzelim İstanbul Sözleşmesi yürürlükten kalktı.

Bu süreçte kolluk güçlerimiz, olayı protesto eden kitlelerin üzerine öyle kahramanca(!) saldırdılar ki…

Böylece çok başarılı(!) bir yangın kundaklama eylemi daha demokrasi tarihimize geçmiş oldu…

Madımak Yangını Oylum Oylum…

Geçtiğimiz 2 Temmuz Cuma günü 28. Yılını dolduran Sivas/ Madımak Yangını hakkında söylenecek her söz yaraları deşmekten başka işe yaramıyor.

Görünen o ki ülkemizde her türlü ayrımcılığın dibine darı ekilmeden, Madımak Yangını oylum oylum yanmaya devam edecek…

Bu arada, Madımak anma törenlerine katılan örgütler arasında gözlenen yaklaşım ve slogan yarışları ise ne yazık ki katılımları değil, acıları artırıyor.

Unutmayalım ki 'Madımak Yangını, örgütlü cehaletin ürünüdür…' Ve ülkemizdeki o örgütlü cehalet bugün daha da azgın durumdadır…

Çocuk İstismarı Yangını Yayılıyor

Örgütlü cehaletin egemen olduğu tüm toplumlarda olduğu gibi, son yıllarda ülkemizde de 'Çocuk İstismarı' yangını yaygınlaşmaya başladı.

Çocuk emeğinin sömürülmesi, çocukların sağlık ve eğitim haklarının gereğince sağlanmaması gibi demokratik sorunlar bir yana; çocukların cinsel istismarı kan dondurucu bir yangına dönüşmeye başladı.

Sorunun esas kan dondurucu yönü, son Elmalı Davasında görüldüğü gibi çocuk istismarı davalarının yargı organlarınca savsaklanmasıdır.

Demek ki örgütlü cehaletin yargısı böyle işliyor…

Yakan ve Donduran Temmuz Zamları…

Ülkemizde insanlarımızın çoğu temmuz ayından 'Sağlık, bereket, özgürlük, yeni iş olanakları' umut ederken, başımızdaki otokratik iktidar ilk muştuyu(!) zamlarla verdi. Halktan alacaklarını kepçeyle ölçen iktidar, halka vereceklerini çay kaşığıyla dağıtıyor.

Sözün özü, toplumumuzda zamlardan yanan da donan da emeğinden başka sermayesi olmayan insanlarımız. Çünkü o emekçilerin örgütsel güçleri de öyle dağınık ki…

***

Yukarıda çizmeye çalıştığım yangın tabloları lütfen içimizi karartmasın. Çünkü önemli olan mevcut durumu nesnel olarak görebilmektir.

Bu tablonun bütününden görünen o ki ülkemizde yangınları çıkaranlar emperyalist güçler ve işbirlikçileridir. Yangınlara körükle giden işbirlikçiler işlerini 'Mafya- Siyaset- Ticaret- Tarikat' ilişkileri çerçevesinde yürütmektedirler.

Türkiye halkının en az yarısı yangınları çıkaranların ve körükleyenlerin farkında değildir. Yangınların nedenlerini fark eden ülkenin demokrasi güçleri ise bir türlü güçlerini birleştirememektedir.

Ama Nazım Ustanın dediğince, 'Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak…'

Enseyi karartmayanlar bilirler ki, toplumsal yaşamda iyi, güzel ve doğru değerlere ulaşmak için 'birlikte mücadele' çok önemlidir.

Ülkemizde yaşamakta olduğumuz yangınlar; 'Etnik, dinsel ya da geleneksel yaklaşımlara kapılmadan ve ama mama demeden birlikte mücadele gerektiriyor…'

Ta ki, 'Çeliğe su verilinceye kadar…' Ve ta ki, 'Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…'

Sağlıkla, sevgiyle, dostlukla, birlikte…