Yaşamın rüzgarında kol geziyor yalnızlıklar ve kalemleriyle geliyorlar mürekkebinde gökyüzünü saklayan insanlar. Kadınlar en cesur renklerle dokunuyorlar kağıda ve özgürlük gibi aşk gibi bir sincabın sabahla yüzleşmesi de gayet ciddiye alınıyor kıymetle. Eskişehir'in önemli edebiyatçılarından Vildan Çalışkan, masalların kalemi Halime Yıldız ile bir söyleşti ve Nisa Leyla büyülü bir şiiriyle bizimle.
-Vildan Çalışkan ve Halime Yıldız Söyleşisi-
-- Yaşamda yazın devinimi insanın var oluşunda nasıl bir önem taşır?
Kil tablet veya elektronik tablet, değişen bir şey yok, insanın kayda geçme çabası hep aynı. Yazmak ölüme karşı duruştur. Bazen düşünürüm, bunca yazılana rağmen insan neden mükemmel yaşamı yakalayamadı diye. Galiba insan da zaman da kendi tecrübesiyle var oluyor. Yazmak, çağın sözlü fotoğrafını çekmek gibi bir şey. Çağ ve insan, daldan dala zıplarken öpüşen iki küçük yaramaz sincap. Bu öpüşme anının yüzlerce romanı yazılabilir. Yazmak bazen 'yazmasam çıldıracaktım' sancısı. Bazen yaşam müsveddesini temize çekme eylemi, bazen mecburi bir doğum. Yazmanın ve anlatmanın var olmakla direk bir ilgisi olduğunu düşünüyorum. Dünya yoklamasında 'ben buradayım' demek için milyonlarca sözcüğe bürünüyoruz.
--Yazmaya başladığınız dönemle şu anki kaleminiz arasında ne gibi farklar gözlemliyorsunuz?
Sporcular çalışarak bedenlerini eğitir, akıl oyunları beyin performansını arttırır, yazma da egzersiz ister. Her gün ama her gün, yırtıp çöpe atsak bile yazma eylemi devam etmeli. Her iş gibi yazıda ustalaşmak süreklilik ister. Süreklilik yeteneğin bile önüne geçebilir. Zannedildiği gibi etrafımızda dolaşan bir ilham perisi yok, yazma dolduktan sonra taşma halidir. Etkilenmemek için kitap okumuyorum diyenlere çok kızarım. Bu kişiler, kendilerini yazının peygamberi sanıp kutsal kitapları için vahiy bekliyor olmalı. Önce yürümeyi sonra koşmayı sonra muhteşem danslar yapmayı öğreniriz. Kalem de zamanla kendi dans stilini bulur. İşte o zaman, sahneye çıkıp izleyicisini büyüleyen dansçı gibi okurunu etkisi altına alır.
-- Edebiyat sever bir öğrenci gözüyle bakarsanız hangi eserlerinizi en çok
beğenirdiniz?
İlk öğretim öğrenciysem hiç düşünmeden 'Uçurtmayla Balık Tutmak' ve 'Kertenkelime' diyebilirim. İlk gençlik kitapları içinde ne yazık ki düşünce yazıları pek yok. Oysa bu yaşta en çok kendi düşüncemizi ve kendi sözümüzü söylemeyi öğrenmemiz gerekiyor. Düşünmek en zor eylem. Bu kitaplar, düşünce kapılarını tatlı bir esintiyle açıyor. Herhangi bir konuda birileri ne diyor önemli ama ben ne diyorum bu da çok önemli. Bir de masal deyince akan sular durur bende. İnsanlığın genetik kodlarının masallarda gizli olduğuna inanırım. Bana masalınızı söyleyin size kim olduğunuzu söyleyeyim. Çağın masallarına bir göz atmak da lazım, bunun için Sudanya Gezegeni ve Şehzadenin Sırrı'nı okurum. İlla ki aşk diyorsam 'Ve' adlı şiirsel novellayı hiç kaçırmam. Eee yaz da geldi, atarım çantama 'Yorgun Atlar Tekkesi' gezi kitabını düşerim yollara.
-- Söyleyeceğim sözcükler sizde nasıl bir çağrışım yapar?
Uçurtma: Uçurtmayla Balık Tutmak
Çocuklar: Tertemiz gülümseyişler
Özgürlük: Yol
Gelecek: Daima umut
Masal: Kodlarımız
---------------------------------------------
BİR ŞAİR-NİSA LEYLA
yeni bir tür
çocukların ırkını kurutan
yeni bir tür geliyor
önümüzden gidiyor nedense
güzelliği insanlığı yakan
dizelerde, öykülerde, türkülerde
hayatı yalanlayan yeni bir tür
kırıklığı, camdan öte candan
büyük bir yalan geliyor
yayını yok hiçbir yerde
hiçbir zamanda
yayını yok bildirisi hiç yok
üzgünüm, ey çiçekler
ey kırlangıçlar, üstünüze bastılar
tek suçunuz kalbinde olmaktı
barışın güzelliğin.
yeni bir tür geliyor, beyazı kirleten
zulme hizmet edip, zulüm kötüdür diyen
iki yüzlü, beş yüzlü, beş yüz yüzlü
yeni bir tür…eyvah !
içinde katliam büyüten…
aydınlığın, güzelliğin
içindeki kışlar kurumadıkça
dünya gülümsemeyecek.
karanlıklarda;
okumak, bükülmek
yazmak katliam.